Demirtaş: ‘Tüm itiraz edenleri terörist ilan edecekler’

HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu: “Neredeyse her gün ölüm haberleriyle başlıyor. Biz buna alışmayacağız, asla kabul etmeyeceğiz. Saray’daki diyor ki ‘ya bizim yanımızda olacaksınız, ya teröristlerin.’ Kusura bakma, adaletten, barıştan, halktan yana olmak da var. Mecbur muyuz senin yanında olmaya?”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın konuşmasından satırbaşları şu şekilde:

-Gündeme geçmeden önce iki hatırlatma yapmak istiyorum. 16 Mart, Saddam diktatöryasında 5 bin Kürdün bir günde katledilmesinin yıldönümü. Maalesef o dönemde de dünya sessizdi, herkesin gözönünde soykırım gerçekleştirilirken, kimsenin sesi çıkmıyordu. Irak Parlamentosu daha sonra soykırım olarak ilan etti. Bütün soykırım mağdurlarını anmak istiyorum.

-Geçen hafta 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüydü. Kadınlar yasaklara rağmen alanlardaydı. Bir çok yerde izin verilmedi. Kadınlar özgürlük bilinciyle, emeğinin hakkı ve savaşa karşı barış talebiyle meydanlardaydı. Ezilen bütün kadınlara 8 Mart’ta, alanlarda olan bütün kadınlara grubum adına teşekkür etmek istiyorum.

“TERÖRLE YAŞAMAYA ALIŞMAK LAZIM” DİYORLAR, ASLA KABUL ETMEYECEĞİZ’

-Pazar günü saat 18.45’te Kızılay Meydanında. Sivillerin en çok bulunduğu saat ve yer seçilmiş olmalıki orası tercih edilmiş, tümüyle sivillerin hedef alındığı terör saldırısı gerçekleşti. Bütün partim adıma lanetlediğimizi, kınadığımızı bir vahşet eylemi olduğunu ifade etmek istiyorum. 37 yurttaşımızın yaşamını yitirdi, 170’e yakın yaralı var. Ankara’da bütün yitirdiklerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, yararlılara acil şifa diliyorum.

-Herhalde neredeyse her ay toplu bir katliamla, neredeyse her gün ölüm haberleriyle, çatışmayla ya da üzerinde tank geçirilerek, yakılarak katliam haberleriyle günlere başlıyoruz. “Artık terörle yaşamaya alışmak lazım” diyorlar. Hükümet sözcüsü mahiyetinde gazeteci de yargı üyesi de bunu söylüyor. Ölümlere alışmak, kan deryası içinde Türkiye’ye uyanmak onlar için alışılabilir ama biz bu anlayışı asla kabul etmeyeceğiz.

-Ülkemizde savaş gerçeği var, katliam ve terör gerçeği var. 14 yıldır iktidarda bütün devlet mekanizmalarını kontrol eden partinin yönettiği bir ülkede bunlara alışmak insanlığımızı kaybetmemiz anlamına gelir.

‘ASIL SİZ BARIŞ SAVUNUCULARINA ALIŞSANIZ İYİ OLUR’

-Biz bunları normal göremeyiz. “Yaşam tarzımız budur. Kimse buna itiraz etmesin” dayatmasına boyun eğmeyeceğiz, bizi buna alıştıramayacaksınız. Normal olan şey katliamların, ölümlerin olmadığı yaşamdır. Savaşın, katliamların kendisi olağandışıdır. Biz niye olağandışı olana alışıyoruz? Siz, savaş kışkırtıcılığına karşı barış isteyen barış savunucularına alışsanız iyi olur. Bizim savaşa karşı ilkeli ahlaki duruşumuza alışın.

-Ankara ilk değil. Diyarbakır’da, Suruç’ta, Ankara Garı’nda, Sultanahmet’te, Merasim Sokak’ta, Kızılay’da. Bunları peş peşe yaşarken, arada da savaş gerçeğiyle yaşıyorduk. İlk defa bir felaket değil bu. Ancak ne hikmetse, her katliam sonrasında fail kim olursa olsun, mağdur kim olursa olsun. Her katliam sonrasında tek mağdur AKP. Diyarbakır’da benim konuşma yapacağım miting bombalanır, küçük kızlarımın, çocukların, yoldaşlarımın bulunduğu kitlede bomba patlatır, mağdur AKP. Suruç’ta gencecik insanlar katledilir, sorumlu HDP’dir, mağdur AKP’dir. Ankara Garında 100 kişi katledildi, “mağdur AKP’dir” dediler, “bu saldırı bizedir” dediler, “sorumlusu HDP’dir” dediler. “Kendi mitinglerinde bomba patlatılıyor” dediler, oyları artırmak için.

-Dün Kızılay’da gerçekleşen katliamda, mağdur yine AKP, sorumlu yine HDP. Bu işte bir yanlışlık olmalı. Hepimiz haklı olamayız. Ortada katliam varken, AKP hükümetteyken, biz “haklıyız” diyoruz, onlar “haklıyız” diyor. Ortada bir suç günah var. Hepimiz haklı olamayacağımıza göre, bir dezonformasyon, manüpilasyon var. Derin devletin, Ergenekon, KCK, paralelin mağduru bunlar. Bir dolu düşse kendilerini mağdur edecek kadar psikolojik algı teşkilatı kurmuşlar.

‘BARIŞ CEPHESİNDE YAN YANA OMUZ OMUZA DURALIM’

-Evlerinde para sayma makineleri, ayakkabı kutularında paralar yakalanıyor, yine mağdur bunlar. Bu iki yüzlülük içinde biz hangi sorunu çözeceğiz. Neden “yüzde yüz güvenlik sağlamadın” diye hükümet eleştirilemez, bundan dolayı eleştirmiyoruz. Fakat dünyanın demokratik ülkelerinde bomba patladığında siyasiler ile toplum kenetlenir. Savaş şiddet karşısında herkes barış cephesinde yan yana omuz omuza gelir. Bizdeki eksiklik budur. Savaşı durduramazsak bile, şiddeti durduramazsak bile, en azından “saldırı bütün topluma yapılmıştır” diyebileceğimiz bir ülke bırakmadılar. Türkiye’deki mevzu budur. Her saldırının mağduru bunlardır, “Gelin bizim yanımızda saf durun”, “gelin hükümetin yanında durun”, “gelin AKP’nin yanında durun birlik olalım” diyorlar.

-Toplum bu kadar kutuplaşmışken, toplumu üstten bu kadar cephelere ayıran siyasal anlayış varken, bu toplumda şiddeti durdurmak imkansızdır. Bunu yaratan biz değiliz. Sorsanız yine mağdur onlar. Biz kutuplaştırıcı dil kullanıyormuşuz, birleştirici dili onlar kullanıyormuş, yine mağdur onlarmış.

‘AKP’YE OY VERMEK YETMİYOR ARTIK, SARAY’A BİAT ETMENİZ LAZIM’

-Mezhebinden cinsiyetine kadar insanları ayrıştıran, düşmanlaştıran bunlardır. 14 yılda bunu yaptılar. Eskiden AKP’ye oy veren ve vermeyenler vardı. Bu da yetmiyor artık, oy vermeniz yetmiyor. Saray’dakine biat etmeniz lazım ki, vatan haini ilan edilmeyesiniz.

-Biz bu meseleyi çözemediğimiz sürece, birileri gelecek Ankara’da, birileri gidecek başka yerde bombalar patlayacak. Birileri gelecek suikast yapacak. Bu yara durduktan sonra orayı kaşıyacak o kadar çok ülke, devlet, örgüt olacak. Nerede birleştireceğiz toplumu. En can alıcı sorun budur. Bizim AKP, CHP, MHP bloğundan ayrıldığımız yer budur. “Tek millet, tek dil olacağız” diyorlar, AKP derinleştirip “tek mezhep tek din olacağız” diyor. MHP derinleştiriyor “tek ırk” olacağız, CHP “tek ideoloji olacağız” diyor. Toplumu kutuplaştıran şey bu tekçiliktir zaten.

‘MECBUR MUYUZ SENİN YANINDA OLMAYA?’

-Saray’daki diyor ki, “ya bizim yanımızda olacaksınız, ya teröristlerin.” Kusura bakma, ne senin yanında, ne de terörün yanında olmak zorunda değiliz. Toplum ürktü ya “hemen bizim yanımıza gelin” diyor yoksa “terörden yana olacaksınız” diyor. Adaletten yana olmak, barıştan yana olmak, ya da halktan yana olmak da var. Eşitlikten, özgürlükten yana olmak var. Mecbur muyuz senin yanında olmaya?

‘CUMHURBAŞKANI DA BAŞBAKAN DA TERÖRİST OLABİLİR’

-“Ya bizdensiniz ya da teröristsiniz” diyor. Peki ikiniz birseniz ne yapacağız. İkisi de aynı şeyse ne yapacağız. Birinin gazeteci, milletvekili olması terörün yanında olmasına engel değilse, Cumhurbaşkanı yada Başbakan olması da engel değil o zaman. Sayıyorsan Cumhurbaşkanından başla. Bir milletvekili olabiliyorsa, gazeteci olabiliyorsa Başbakan da olabilir. Sen de olabilirsin. “Ayarını bozduğun kantar bir gün gelir seni tartar.” IŞİD’e silah gönderdiğin için birileri senin çıkardığın yasaya göre yargılarsa ne olur.

-2012 yılında çıkarılan yasayla, herkesin terörist olması çok mümkün. “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen biri örgüte üye olmaktan cezalandırılır.” diyor yasa. Silahsız terör örgütü olacak Türkiye’de. Gazeteciler, akademisyenler “silahsız terör örgütü” olacak. Bu katliamları bu şekilde durdurabileceklerini düşünüyorlar. Sadece güvenlik perspektifinden bakan bir anlayış Türkiye’yi bu noktaya getirdi.

‘MADEM ORTADOĞU’NUN TEK BAŞARI ÖYKÜSÜ VARDI, NEDEN VAZGEÇTİNİZ?’

-Demokrasinin önünü açmak gelmiyor mu aklınıza? Bu seçenek çok mu zor? Davutoğlu Dışişleri Bakanı iken verdiği bir demeçte bakın ne demiş: “Şu anda Ortadoğu’da tek bir başarı öyküsü var, o da çözüm süreci.” Madem bunları söylediniz, neden çözüm sürecinden vazgeçtiniz. Kendi cümleleri, “Suriye’de, Mısır’da, Libya’da savaş var, etnik savaş var. Bizde yok, çünkü çözüm süreci var” diyor. Diğer iç savaş yaşayan ülkelerden farkımız buydu, başarı öyküsüydü.

-Neden vazgeçtiniz. Neden buna cevap vermiyorsunuz. Bu kadar kızıl kıyamet, tankla şehirleri yıkacağınıza, insanların ölümüne yol açacağınıza neden çözüm sürecine geri dönülmüyor. Ne engel var?

-Kınama açıklamaları, kendini kurtarma toplantıları, güvenlik zirveleri adı altında işler yapacağınıza, sadece güvenlik penceresinden bakacağınıza, neden muhalif partilerle, barış isteyen insanlarla, STK’larla bir araya gelip, ülkeyi düzeltelim demiyorsunuz?

-Çözüm sürecinde, Türkiye’de ilk defa bu noktaya gelinmişken, ekonomide istikrar varken, Şırnak’ı, Yüksekova’yı, Nusaybin’i de Cizre ve Sur gibi yaparak mı çözeceksiniz? Çözüm masasına gelirsek, hiçbir şey başaramazsak kardeşliği başarabiliriz. Kutuplaşmayı önleriz.

‘CENAZELERİN ÜZERİNDEN TANK GEÇİRİLİP BASINA SERVİS EDİLİYOR’

-Eğer bir saldırı dışarıdan geliyorsa, hep birlikte göğüslemek daha kolay oluyor. Ankara’da katledilenleri Konya’da stadyumda yuhalıyor. Cizre’de diri diri yakılanları şu şehirde alkışlıyorlar. Nasıl bir milli duygudan söz ediyoruz. Nasıl bir ortak acıdan bahsediyoruz. Nasıl bu hale geldik, kimse sormayacak mı? Ne zaman insanlık yitirildi, ne zaman insani duygular yitirildi.

-Önce insani ilkelerde birleşelim. Bunu başaramadan, hangi ülke çıkarında birleşeceğiz. İnsanı yüceltmeyi başaramıyoruz. Cenazeler yakılıyor, yerlerde sürükleniyor, tank paletiyle üstünden geçilip basına servis ediliyor. Tık yok!

-Kızılay’da Merasim’de, Cizre’de PKK’li de asker de sivil de hepsi bir candır. Anası babası Kürt olduğunda acı olmuyor mu neye göre ayırıyorsunuz?

-40 bin kişi Kürt sorunundan kaynaklı çatışmadan ölmüş. Bunların 30 bini Kürttür. 20 binden fazla Kürt sivil. Hiç alakası olmayan, yargısız infazlarda öldürüldü. “O acı bizim acımız değil o zaman 10 şehidimiz var” diyorlar.

‘ÖLENİN KÜRT OLUP OLMADIĞINA BAKMADAN ÖNCE BİR ÜZÜLELİM…’

-Ölenin Kürt olup olmadığına bakmadan önce bir üzülelim, ondan sonra çözüm bulalım. Suruç’ta katledilen senin partinden değil umurunda olmayacak, Cizre’de öldürülen senin ırkından değil, Merasim’de öldürülen senin mezhebinden değil… Herkesin ayrı bir çözümü oluşuyor. Tek bir çözüm noktasında buluşmak imkansız hale geliyor.

-Yaptıkları tek şey HDP’yi suçlayarak siyasi rant elde etmektedir. HDP’ye eleştirdiklerinin yüzde birini PKK’ye, IŞİD’e başka bir şeye yapmazlar. Çünkü oy kaygıları var. Ülkede balon patlasa kimin ne yaptığına bakmaksızın anında HDP’yi linç tahtasına oturtuyorlar. Parti binalarımız kurşunlanıyor, yöneticileri tutuklanıyor, binalarımız yakılıp yıkılıyor. Ne yapılıyor, AKP’nin sorumluluğu unutturuluyor. Zannediyorlar ki bu ülkeyi HDP yönetiyor. İçişleri Bakanı Celal Doğan zannediyorlar, yok İçişleri Bakanı Efkan Ala’dır. Emniyete müdür mü atanacak, HDP mi atamıyor?

-Onaylamadığını ilan eden tek partiyiz. AKP, devleti yönetme makamındadır. Emir makamındadır. Cizre’de sokağa çıkma yasağı ilan edilecek, emri o veriyor. Tanklar sokağa çıkacak diyor, emri veriyor.

-Bir anda öyle bir hava estiriliyor ki HDP bu ülkeyi yönetiyor. 14 yıldır, “eksik yaptık”, “hata yaptık” demiyorlar. Tek bir örneği yok. Ankara’daki katliamından sonra da yaşanan budur. 24 saat hükümetten açıklama yoktu.

-IŞİD tarafından Ankara Garı’nda saldırı yapıldı. Emniyet Müdürü görevden alındı. Merasim Sokak’ta yapıldı, o da görevden alındı. 8 Mart’ta 4 emniyet müdürü değiştirdiler. İstifa yok, özür yok, hatasını kabul etmek yok. “Toplumu bütünleştireceğiz” diyen demokratik çözüm yok. Bizi hedef göstererek neyi çözecek.

-Dokunulmazlığımızı kaldırmayın biz istifa edelim. Buna inansam, sizde o yüz yok ama ben istifa ederim. Biz erdemli insanlarız, istifa ederiz. O nedenle sorumluluğu bize atıyorsunuz. Dokunulmazlığı kaldırılması gereken sizsiniz. Hedef şaşırtmak için bir kaç HDP’liyi hedef haline getirip, linç ettirip sıyrılıyorlar.

‘ARAŞTIRALIM DİYORUZ, AKP OYLARIYLA REDDEDİLİYOR’

-Bütün bu savaş, terör eylemlerini çözelim diyoruz. CHP’nin bir araştırma önergesi var, bizim de var. Gelin bir komisyon kuralım nasıl çözeriz. Parlamentoyuz, seçilmiş insanlarız. Araştıralım, Suruç, Ankara, Sultanahmet’ten bilgi belge toplayalım. Sorumluluk alıyoruz. Hükümete diyoruz ki beraber yapalım. Ne oluyor, AKP’nin oylarıyla, MHP’nin desteğiyle reddediliyorlar.

-Katliam oluyor, parlamentoda gruplar olarak bir araya gelelim, metin yayınlayalım diyorlar. Kınamak mıdır sadece işimiz. Acı yaşayan insanların, biz kınayınca bitiyor mu acısı? Biz kınayınca bitiyor mu mesele? Çözüm için hazırsanız gelin. Bakın 37 kişi katledildi, parlamento tatilde. Toplamıyorlar, açtırmıyorlar. Hadi gelin kuralım komisyonu, çözüm nasıl olur, ateşkes nasıl sağlanır, hendekler nasıl kapatılır, hep birlikte elimizin taşın altına koyalım. Üç genel başkana çağrı yapalım, Sur’a, Nusaybin’e biz gidelim. Askere de polise de yazık değil mi? Diyalogla kapatalım hendekleri, barikatları. Tartışarak, konuşarak iknayla yapalım.

‘TÜM VEKİLLER EŞİTTİR; AKP’NİN EMRİNDE MEMUR DEĞİLİZ’

-Bütün bunları yapmak yerine, HDP’yi terör örgütü ilan etmek sizin haddinize değil. Biz gücümüzü halktan aldık. Dayandığımız tek güç budur. Burası parlamentodur. Biz eşitiz unutmayın. AKP’li, CHP’li vekil eşitiz. Biz AKP’nin emrinde memur, başbakan bizim müdürümüz değil. Diğer vekiller HDP’nin amiri değil. Haddinizi bilin, kendinize gelin. Milletvekillerimize had bildirmek sizin işiniz değil. Halk bu görevi verdi, halk geri alabilir. Ötesi darbedir.

-Halkın güvenliğini sağlamak onların işi. İçişleri Bakanı “18 saldırıyı önledik” diyor. Kaç kişi tutuklandı, isimleri ne, hangi cezaevindeler? Soruyoruz. Kamuoyuna yansıyan bir şey duymadık. İnşallah önlüyorsunuzdur. Bizi takip etmekten, telefonlarımızı dinlemekten, HDP’lileri gözaltına almaktan onları izliyorsunuzdur umarım. Kendi güvenliğinizi sağlamak dışında hiçbir şey maalesef. Umut ediyorum ve diliyorum ki yaşadığımız bu acılar son acılar olur.

‘HALA HDP VAR, HALA UMUT VAR’

-Biz halk olarak birlik olacağız. Ama tek bir partinin altında değil, tek mezhepte değil. Özgürlük temelinde, eşitlik temelinde birleşeceğiz. Hala umut var. Hala biz varız. Hala HDP var. Barıştan yana milyonlar var. Barıştan yana olan herkesle omuz omuza vereceğiz. CHP’de de var biliyorum, insanı değerlere saygı duyan, barış isteyen, lütfen sesinizi yükseltin. Gelin barış için omuz omuza çalışalım. Aydınlık gelecek için elimizden geleni yapalım diyorum.

-Sendikacı emekçi arkadaşlarımız aramızda. Bahsettiğimiz konu doğrudan emeğin konusudur. Barış mevzusu işten, aştan ayrı düşünülemez. Bizim taleplerimiz, emeğin talepleridir. Sendikalı oldukları için işten atılıyorlar, TİS hakları gasp ediliyor ya da işyeri koşulları uygun değil, iş cinayetlerinde katlediliyor.

‘İŞÇİNİN KAZANDIĞI ÜÇ-BEŞ KURUŞA GÖZ DİKTİLER’

-Tümka SCA Yıldız işyerinde işçiler grevde. Serapol’da 273, Paşabahçe Şişecam’da 22 işçi 131 gündür direnişte, Oyak Renault çalışanları grevdeler. Talepleri birbirine benzer, insan onuruna yakışır bir çalışma ve yaşam koşulları istiyorlar. “Biz üretiyoruz ama siz çalıyorsunuz” diyorlar. “Tanka topa ayırdığınızın yüzde 1’ini bize ayırmıyorsunuz” diyorlar. Çok haklılar. Aslan payı yine savunma bütçesineydi, savaş harcamalarınaydı.

-Katı atık işçileri aramızda, 500 bine yakın insan buradan geçiniyor. Satın alan firmalara cezai sorumluluk getirdiler. Bu 500 bin insanı işsiz aç bırakmak demek. Bunun amacı ne, sektörü tekelleştirmek, büyük firmalara peşkeş çekmek. Katı atığı toplayıp, bir şekilde dönüşüme de hizmet eden insanların kazandığı üç-beş kuruşa göz diktiler. Nerede bir emek düşmanlığı varsa, onların peşindeler.

-İnşaat işçileri aramızda. Bütün lüks konutları, AVM’leri, devasa binaları yapanlar bunlar. AVM’yi yaparlar, ama orada kahve içecek paraları yoktur. Rezidansa kapıcı bile olamazlar. Torunlar İnşaat’ta olduğu gibi asansörden düşer, katledilirler. Ama sendika hakları yoktur, patrona karşı itiraz hakları yoktur.

-Soma’da aileler duruşmaya gidecek para bulamıyor. Bırakın hesap sormayı, kendilerinden hesap sorar hale getirdiler. Evladının hesabını soracak mahkemeye gidemiyor. Ailenin cebinde duruşma parası yok, ama Yusuf Yerkel’i hatırlarsınız, o tekmelediği madenciye ceza ödetiyor. Makam aracına zarar verdi diye.

‘O TRİLYON KAZANIYOR, SENİNLE AYNI VERGİYİ ÖDÜYOR’

-İşçilerin çalışmalarıyla aldığı asgari ücretten ödenen vergilerden ülkenin yüzde 20’sini alıyorsunuz, maaşınız kaynaktan kesiliyor. Ülkenin bütün şirketlerinin, tamamını söylüyorum, verdikleri ülkedeki toplam verginin yüzde 10’dur. Dağıtırken, sizin aldığınız payın neredeyse 90 katı bu şirketlere gidiyor. Vergilendirilmiş maaşını harcarken de adaletsizlikle karşılaşırsınız. Trilyonu olan işadamı da ekmek alırken aynı vergiyi veriyor, sen de aynı ekmeğe aynı vergiyi ödüyorsunuz.

-Oysa vergilerin yüzde 66’sı, sizin günlük harcamalarınızdan elde ediliyor. Sizin vergilendirilmiş maaşınızın yarısı, harcarken de vergiye gidiyor. Neden yapılıyor. Nedir bu başımıza gelen. Bunun adı kapitalist, neoliberal sermaye sistemidir. İşçi patronun önüne köle olarak atılır.

-Yeter ki yatırım yap. “Yatırım için işçi sermayeye peşkeş çekilir” diyorlar. Bunu zorunluluk olarak yutturuyorlar. Bu zorunluluk değildir. Asıl olan ülkenin sermayesinin balon gibi büyümesi değildir. Bize insanca yaşamak için büyüme yeterlidir. Ülke beş kat büyüdü. Ama banane, bize bişey yok. Bir kat büyüseydi, hepsi bizim olsaydı.

‘BARIŞ ZORUNLU BİR İHTİYAÇTIR’

-Cerattepe’de olduğu gibi, talan ettiğinizde, işçiyi peşkeş çektiğinizde işte vahşi kapitalizm ortaya çıkar. Bunların hepsinin bir sınırı var, emeği köleleştirip sömüremezsin, doğayı katledemezsin, hakkını vereceksiniz. Maksimum kar için insanlığı yok edemezsin. Buna izin vermemek lazım.

-AKP bunu başarı öyküsü olarak anlatıyor. Halka bakıyorsunuz, 10 yıl öncesine kadar toplumda yoksulluk sınırı altında olanlar, toplumun yarısının altındaydı. Fakir fukaraydı. Şimdi yüzde 85’i yoksulluk sınırı altında, bu kadar arttı. Ülke ekonomisi balon gibi şişti. Ama hırsız da büyüdü. Bu yetmiyor ki, bu kadar ucuz işgücü, köleleştirilmiş emek yetmiyor. Daha çok sermaye lazım diyor. Cizre, Sur, sabahtan başlıyor, akşama kadar tanklar bombalıyor. Bunların parası senin cebinden mi çıkıyor. Barış bu nedenle zorunlu bir ihtiyaçtır.

‘ÖZEL İSTİHDAM BÜROLARI İŞÇİ ÖLÜMLERİNİ ARTIRACAK’

-Bunlar yetmiyor. Maliyeti en düşük işçi bizde, ama yetmiyor. Özel yasa çıkaracaklar, Özel İstihdam Büroları kuruluyor, yüz işçiyi işe alıyor. Başka firmalara kiralayacak. En fazla 8 ay. Ama bir yılı aşarsa, kıdem hakkı kazanacak. Kiralama o kadar emek gücünü sıfırlıyor ki, kalifiye eleman diye bir şey kalmayacak. Ölseniz kiralandığınız firma sorumlu değil, sigorta ona ait değil. Siz Özel İstihdam Bürosu’nun malısınız. İstediği kadar para kazanır. Size asgari ücret, belki de daha az para verir. Bununla övünüyorlar. İngiltere’de var. Özel İstihdam Bürolarında çalışan işçi ölümleri iki katı. İşçi ölümlerinde dünyada ikinci sıradayız. Özel istihdam bürolarıyla bu daha da artacak.

-Başka ne yaptılar, kıdem tazminatına göz diktiler. Kıdem tazminatını sizin hesabınıza yatırmayacaklar. Fona yatıracaklar. Fon koymuşlar da, adı hırsızlık. Konut fonu, destekleme fonu, en çok hırsızlık yaptıkları alanı kuruyorlar.

Şimdi düşürüyorlar, yarılıyorlar. Patron sizin hesabınıza yatıracak. Hükümet onu istediği gibi kullanacak. Fonların tamamı hırsızlık. İşsizlik Sigortası’nda, işveren yüzde iki ödemesi lazım, onu da düşürüyorlar. “Ey sermayedar, Türkiye’de yatırım yapmaya geldiğinde çalıştıracağın işçi için yarı yarıya ödersin” diyorlar.

‘TÜM İTİRAZ EDENLERİ TERÖRİST İLAN EDECEKLER’

-Buna kaşı direnmezsek, parlamentoda biz, sokakta siz önümüzdeki dönemde bu günleri arayacak hale geliriz. AKP’yle çalışan bütün müteahhitler Saraylarda yaşıyor. En büyük ihaleler bunlarda, vergi afları bunlarda. Milletin anasını satan müteahhidin 300 trilyonluk vergi borcunu sildiler. Nereden alacaklar bunu, senden. Buna itiraz edenleri ise terörist ilan edecekler.

-Renault işçileri haklarını arıyor. Grev yapıyor diye tutuklamaya sevk edildiler. Sen terörist, ben terörist, Artvin’deki terörist, Gezi’deki terörist… Kim kaldı? Memleketin hepsi terörist ise yanlış olan sensin. Çoğunluk böyleyse eksik olan sensin. Buna izin vermemek lazım. Bu yasayı durdurabiliriz. Buna gücümüz yetiyor.

-İçerideki savaş politikası. Suriye başta olmak üzere dış politikada savaşı besleyen bir noktada. Suriye konusundaki savaş ve savaş çığırtkanlığına diyecek bir şey yok. Erdoğan’ın sözleri var. 2011’de Kahire’ye gitmiş, “halkına kurşun sıkan, tanklarla, toplarla şehirlere baskınlar düzenleyen, sivilleri öldüren yönetimle ne kimse dost olabilir, ne kimse güvenebilir. Başta Esad olmak üzere ülke yöneticileri, Suriye’ye istikrar getirmeyecektir.”

‘ŞİMDİ ESAD AYNI CÜMLELERİ SÖYLESE HAKSIZ MI OLUR?’

-Şimdi Esad aynı cümleleri söylese haksız mı olur? Aynısını söyleme hakkı doğdu. Şam’a Emevi Camisi’nde namaz kılınmaya üç günde gidilecekti. AKP huzuru götürülecekti. Suriye toprakları enkaza dönüştü. O sırada mültecileri davet ettiler. Mülteciler üzerinden Suriye politikasını şekillendirmek istediler. Bir tek ellerinde mülteciler kaldı. Perişan edilmiş savaş mağdurları. Onları buraya getirdiler, 200 bini kamplarda, diğerleri sokakta. Şimdi yeri geldi pazarlık malzemesi olarak kullanmaya başladılar.

-Güney ve doğu sınırlarından gelen hiç kimse mülteci olamaz. Irak’tan, Suriye’den, Doğu ülkelerinden, mülteci hukukundan yararlanamıyorlar, geçici yerleşme hakkı var. Türkiye şimdi bunları para karşılığında oraya satma veya alma pazarlığı yapıyor. Hani biz insan olduğumuz için bunları kabul etmiştik. Hani insanlığın? İnsanlığı bir tarafa bıraktın, Kayseri tüccarlığıyla Avrupa’ya satmaya başladınız.

‘MÜLTECİLERİ PAZARLIK KONUSU YAPAMAZSINIZ’

-Mülteci konusu iç barış, bölge barışı için çok önemli bir konu. İnsanlarımızdan özel ricamızdır. Bu insanlar savaş mağdurlarıdır. Anavatanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Onlar bizimle kardeş muamelesi görmelidirler. Bizim düşmanımız, ekmeğimizi almış insanlar gözüyle bakamayız. Mal gözüyle bakamayız. Zaten on defa mağdur olmuşlar. Bu insanlara şu iyiliği yapabiliriz. Ülkenin barışı için şunu yapabiliriz. Ülkelerine barışı sağlarsak, mültecileri pazarlık konusu yapamazsınız. Buna izin vermeyeceğiz. HDP olarak karşı çıkacağız.

-Sosyal demokratım diyen “pazarlığı artır” diyor. Böyle bir şey asla kabul edilemez. Zihniyet kökünden yanlış. Hükümetin bu bakış açısı düzelmediği sürece ülkede, barış olmaz, huzur olmaz. Ya kendileri düzeltecekler ya da bizler buna teslim olamayız, boyun bükemeyiz

‘HERKESİN NEWROZU KUTLU OLSUN’

-Bir hafta sonra gelecek Newroz, baharla birlikte huzurun güvenin teminatı olur. Herkesin Newrozu kutlu olsun. Bizler yasımızı, taziyemizi, yüreğimizde hissedeceğiz. Onu direniş ruhuyla hissedeceğiz. (ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir