Yüksekdağ: Saray yolun sonuna geldi, bu artık bir demokratik devrim süreci

HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, Saray’ın başkanlık için başlattığı savaşın sonuna geldiğini söyledi, “Ortada vatan savunması yok. Bu artık yolun sonu. Savaş iktidarı ayakta tutabilecek fonksiyonunu yitirmiştir” dedi. Saray’ın “ya bizdensiniz ya onlardan” tutumuyla AKP’li olmayanlara sessiz kalabilecekleri bir yer bırakmadığını belirten Yüksekdağ, “Artık kaçacak yer yoktur. Türkiye Cumhuriyeti tarihsel bir eşiğe geldi. Devrimci bir süreç yaşanıyor. Bu bir demokratik devrim sürecidir” şeklinde konuştu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Med Nuçe televizyonunda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Med Nuçe’de Editör programında Erdal Er’in sorularını yanıtlayan Yüksekdağ, AKP-Saray iktidarının toplumda büyük bir ayrıştırma politikası uyguladığını söyledi. HDP’nin bu siyasetin karşısında durduğunu belirten Yüksekdağ, “Türkiye’de son bir yılda çok ciddi bir kutuplaştırma siyaseti izlendi ve çeşitli dinamikler birbirinden kopartıldı. Biz’ler bütün dinamiklerin birleştirilebileceğini ifade ettik, birleşme, birleşerek özgürleşme ve demokratikleşme çağrısı yaptık” diye konuştu.

‘AKP BAŞLATTIĞI SAVAŞIN SONUNA GELİYOR’

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın önceki yıllarda gerçekleştirilen Newrozlarda yaptığı çözüm eksenli çağrıları hatırlatan Yüksekdağ şunları söyledi: “Hükümet bu çağrıya oyalama politikası ile karşılık verdi. ‘Çözüm süreci buzdolabına kaldırıldı’ dendikten sonra başka bir sürece uyandı Türkiye. Savaşın ortaya çıkardığı sonuçla toplumdaki tahribatı kendileri açısından başarılı buluyor olabilirler. Cumhurbaşkanı hala savaşı tırmandırmaktan bahsediyor. Gerçek ise şudur, AKP iktidarı kendi başlattığı savaşın sonuna yaklaşıyor.”

AKP’nin savaş konseptinin başlangıcında asker ailelerinin tepkisinin arttığını hatırlatan Yüksekdağ, “Ortada vatan savunması yok. ‘Neden sizin çocuklarınız savaşa gitmiyor’ tepkisi vardı. Toplum katliamlarla geri çekildi. Şimdi ikinci bir dalga gelişiyor. Ankara katliamında yaşamını yitiren aileler, AKP’ye öfkesini dile getiriyor. 7 Haziran’da başlatılan savaşın Erdoğan’ın başkanlık savaşı olduğunu herkes görüyor” şeklinde konuştu.

‘BAŞKANLIK KAMPANYASINI ÖLÜMLERLE YÜRÜTÜYOR’

AKP iktidarının savaştan beslendiğini vurgulayan Yüksekdağ, “Bu sadece AKP’nin iktidarda kalma politikası değil, başkanlık kampanyasıdır” yorumunda bulundu. Yüksekdağ şöyle devam etti: “AKP başkanlık kampanyasını ölümler ile yürütüyor. AKP’nin başka şansı yok. HDP, AKP’nin ezberlenmiş suçlusudur.”

Son yıllarda yaşanan tüm katliamlarda gerçek sorumluların özel bir tutumla korunduğuna dikkat çeken Yüksekdağ, “Sorumluların yargılanmasına izin vermemeleri, yerel sorumluyu korumak için değil kendilerini korumak için” diye belirtti. Yüksekdağ, AKP ve Saray’ın bu tür yargılamalarla kendi suçlarının da ortaya çıkacağını iyi bildiğini dile getirdi, “Mülki amirlerin dokunulmazlığı vardır, çünkü mülki amirlere dokunulursa Saray’ın suçları da açığa çıkar” ifadelerini kullandı.

‘DOKUNULMAZLIK KİRLİ SAVAŞ SUÇLARI İÇİN UYGULANIYOR’

HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, Kürt illerinde devam eden sıkıyönetim saldırılarının Saray ile generaller arasında bir ittifakla yürütüldüğüne işaret etti. Yüksekdağ şunları söyledi: “Ablukaların uygulandığı yerlere bir siyasi anlaşmaya bağlı olarak gerçekleşmiştir. Ordu, Saray’dan yargılanmama güvencesi almış. Bunun sonuçlarını Cizre’de gördük. Sadece TSK değil, bütün paramiliter yapılar, çeteler aracılığıyla operasyon yürütüldü. Bu kirli savaş çeteleri büyük bir vahşet uyguladılar. Şu an bu suçu işleyen çeteler anlaşmalara rağmen kendisini güvende hissetmiyor. Bu nedenle MİT müsteşarı için istenen dokunulmazlığı kendileri için de istiyorlar.”

Erdoğan rejiminin savaş ve baskı uygulamalarının her biçimini kullandığını belirten Yüksekdağ, “buradan daha ileriye gidemez” dedi. Devletin kendi halkına karşı sokağa çıkma yasağı ilan ederek sorunları çözemeyeceğine işaret eden Yüksekdağ, “Bu artık yolun sonudur. Savaş politikaları, bu siyasi iktidarı ayakta tutabilecek fonksiyonunu yitirmiştir” tespitinde bulundu.

‘BU BİR DEVRİM SÜRECİ, İSYAN SESLERİ BİRLEŞMELİ’

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel bir eşiğe geldiğini belirten HDP Eş Genel Başkanı, “Devrimci bir süreç yaşanıyor. Yaşanan çatışmaların, şiddetin ve verilen mücadelenin bir çırpıda bitmesini beklememek gerek. Bu bir demokratik devrim sürecidir” ifadelerini kullandı. Bu süreçte geçişin de oldukça sancılı olacağını kaydeden Yüksekdağ şöyle devam etti: “Öncelikle yapılması gereken direnç çizgisinin çok sağlam tutulmasıdır. Herkesin, Alevinin bir Alevi olarak, kadının bir kadın olarak, öğrencinin bir öğrenci olarak direnmesi gerek. Bu isyan seslerinin birleşmesi gerek. Ayrı ayrı durursanız, bu bir darbe rejiminin parçalanması mümkün değil. Alevi halkının mücadelesi ile Kürt halkının mücadelesinin birleşmesinde ne engel var? Tek engel AKP ve CHP’nin ulusalcı fikirlerle Alevi halkını zehirlemesi.”

İktidarın yürüttüğü ayrıştırıcı siyasetin başörtülü kadınları dahi ikiye ayırdığını örnek veren Yüksekdağ, “Kendisinin ‘başörtülü bacıları’ ile ‘kendisinin olmayan başörtülü bacılar’ olarak ikiye ayrılıyor. Saray’ın yanında değilsen ötekisin” dedi. Yüksekdağ, bu konuda CHP’yi de eleştirdi, “Bunu göremeyen bir muhalefet kafası var CHP’de. Bu aşılmadığı sürece birleşik bir hareket oluşturmanın mümkünatı kalmıyor” diye ekledi.

‘DAİŞ SİYASİ İKTİDARIN TA KENDİSİDİR’

7 Haziran sonrasında Saray cuntasının yürüttüğü politikalarla toplumun ikiye bölündüğüne dikkat çeken Yüksekdağ, “AKP diktatörlüğü ‘ya bizden ya terörden yanasınız’ kamplaşması yarattı. Terör tehdidi AKP’nin kendi etrafında insanlar tuttuğu bir söyleme dönüştü. DAİŞ’i kimin desteklediği biliniyor. DAİŞ bir tehdit değil siyasi iktidarın ta kendisidir. AKP tüm halklar için tehdittir” ifadelerini kullandı.

‘TERÖR BİLDİRİSİNİ İMZALAMADIK ÇÜNKÜ…’

HDP’nin Şubat ayında Ankara’da yaşanan bombalı saldırının ardından hükümetin önerdiği ortak bildiriye neden imza atmadığına açıklık getiren Yüksekdağ, “Katliam sorumluluğunu üzerilerinden atmak için üç parti ortak deklarasyon metni yayınlıyor, ‘oh be üstümüzden sorumluluğu attık’ diyorlar. Biz böyle bir mekanizmanın içinde değiliz. Çünkü böyle çözüleceğini düşünmüyoruz. Meclis’te böyle bir açıklama yapılacaksa suçu başkasının üzerine atan değil sorumluluğu üzerine alan bir muhteva olması gerek. Bu yüzden altında imzamız yoktur. Görmemize izin verilmeden basına gönderildi metin. Meclis kalan ciddiyetini kullanmalı. Meclis bu sorunun sahibi olmayan bir kurum gibi davranamaz” şeklinde konuştu.

‘BU BİR KÜRT SOYKIRIMI VE HDP’NİN GÜCÜNÜ DÜŞÜRME SALDIRISI’

Kürdistan’da devam eden özyönetim direnişine dikkat çeken HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, “Operasyonların ilk başlatıldığı yerlerin HDP’nin yüzde 100’e yakın oy aldığı yerler olması tesadüf değil. Saldırılar hem Kürt halkının ulusal duruşunu ezmeye yönelik bir soykırım saldırısı, hem de HDP’nin büyüyen gücünü düşürmeyi amaçlamaktadır. Sur’da askeri olarak başarı elde ettik’ dediler, bugün bütün Diyarbakır çatışma alanı” dedi.

‘SARAY SON NOKTAYI KOYDU, YARININ KARANLIK OLACAĞINI HERKES BİLMELİ’

Saray’ın savaşına karşı sokaktaki karşı duruşun daha örgütlü hale gelmesi gerektiğini vurgulayan Yüksekdağ şunları ifade etti: “Bütün kesimlerin bu eşikte tereddüde düşmeden adım atması gerek. Bugün birleşik tutum geliştirmezsek yarının çok karanlık olacağını herkes bilmeli. Yarına yazık etmemek için bugün birleşmeyi başarmamız gerek. Saldırının şiddeti fark ediyor sadece. Bize saldırdıkları kadar CHP’nin tabanına saldırmıyorlar. Siyasi iktidar saldırının dozunu da parçalıyor. Bu çok kötü bir tuzak. Örneğin işçilerde ‘Kürtlerin yanında durursam yarın bana daha çok saldırır’ duygusu oluşturmaya çalışıyorlar. Her kesim saldırı altında. Ancak Saray son noktayı koydu ‘ya bizden yanasınız ya terörden yanasınız’ dedi. Artık kaçacak yer yoktur.”

İktidarın ‘terör’ tanımı içine kendisi gibi düşünmeyen tüm karşıt görüşlerin girdiğini belirten Yüksekdağ, “İçerisine herkes giriyor. Gerçeklerin üzerini bununla örtüyorlar” diye belirtti.

‘YENİ BİR ANAYASA İÇİN ELVERİŞLİ KOŞUL YOK’

Saray cuntasının Meclis’i devre dışı bırakmak istediğini vurgulayan Yüksekdağ şöyle devam etti: “Bakın CHP’nin bir görüşü bahane edilerek Anayasa Komisyonu dağıtıldı. Meclis bir komisyonu bile yönetecek iradeye bile sahip değil. Böyle bir anlayışla olamaz. Yeni bir anayasanın konuşulabilmesi için elverişli koşul yok. Dört partinin olmadığı yerde mutabakat olabilir mi? Her gün bize başkanlığı tartıştırıyorlar, bizler özyönetim dediğimizde dokunulmazlığımızın kaldırılması tartışması ile karşı karşıya kalıyoruz. Meclis’te çözüm ve hakikatleri araştırılma komisyonlarının kurulması gerek.”

Parlamentonun devre dışı bırakılmasına karşı CHP’ye birlikte siyasi çalışma önerdiklerini belirten Yüksekdağ şunları söyledi: “Birlikte yürütelim diyoruz. Türkiye’de halklar arasında barışın sağlanması gibi, silahların susması gibi çok acil bir sorun var. Bu şiddetin ortadan kaldırılması için barışın gerekliliğinin ortaya çıkartılması gerek. Gelin barış blokunu birlikte örelim diyoruz. Saray diktasına karşı ortak bir cephe kuralım diyoruz.”

‘DİKTATÖRLÜK DAYATMASI DİRENEREK AŞILABİLİR’

İktidarın yarattığı karanlık tablodan çıkışın tek yolunun güçlü bir direnişten geçtiğinin altını çizen Yüksekdağ, “Kimse sihirli bir yol aramasın. Her şeyden önce direnerek bu diktatörlük dayatmasının aşılması gerek” diye vurguladı.

‘BİR MİLLETVEKİLİMİZE DOKUNULURSA HEPİMİZE DOKUNULMUŞ DEMEKTİR’

Son dönemde artan dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin tartışmaya konusunda bir soruya yanıt veren Yüksekdağ tutumlarını şu şekilde açıkladı: “Meclis’te temsiliyet, verdiğimiz mücadelenin bir kazanımıdır, mücadele mevzilerimizi nasıl savunuyorsak Meclis’teki temsiliyetimizi de öyle savunuruz. Biz şimdiye kadar dokunulmazlık ile siyaset yapmadık. AKP hakkındaki bütün fezlekeler yüz kızartıcı suçlardan dolayı hazırlanmış. 550 milletvekilinin dokunulmazlığı kalkarsa Cumhurbaşkanının da kalkar, AKP grubunun tamamı mahkemelik olur. Bunun için önerimize karşı çıkıyorlar. Çok büyük bir suç şebekesi var karşımızda.”

AKP ve MHP’nin Meclis kendi malları HDP ise kazara girmiş gibi davranmaya çalıştığını belirten Yüksekdağ, “Bu diktatörlük algısının Meclis’teki tezahürüdür. Onların milli irade tarifi, bizim halk iradesi tarifimizden farklı. Onların egemen ulus olarak tanımladıkları milli iradeye karşı biz bütün Türkiye halklarının iradesini koyuyoruz” dedi.

HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması durumunda tutumlarının ne olacağı sorulan Yüksekdağ, “Bir milletvekilimize bile dokunulursa hepimize dokunulmuş demektir. Her arkadaşımızın sözü hepimiz tarafından sahipleniliyor. Onlar bizim ortaya koyacağımız direnci hafife almamayı bilmeli. Böyle bir saldırının bedelini sadece biz ödemeyiz. Böyle bir siyasi bedelin faturasını sadece bize ödeteceklerini düşünüyorlarsa çok büyük bir gaflete düşmüşler derim” diye konuştu.

Dokunulmazlık tartışmalarının aynı zamanda bir gündem saptırma amacı taşıdığını vurgulayan Yüksekdağ, “Bir bütün olarak siyasi alana dönük saldırı var. 4 bin 438 arkadaşımız gözaltına alındı, 838’i tutuklandı. Siyasi olarak güçten düşürme örgütsel olarak felç etme operasyonu bu. Ama hiçbir zaman başaramadılar, başaramayacaklar da. Kendimizi yeniden örgütleme sürecimiz başladı” ifadelerini kullandı.

‘MÜLTECİLER ÜZERİNDEN BİR PAZARLIK VAR ORTADA’

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında mültecilerle ilgili görüşmeler üzerine değerlendirmelerde bulunan Yüksekdağ, “Mültecilerin canı üzerinden kirli bir pazarlık var ortada. Mültecilerin Avrupa’ya gitmemesi karşılığında Cizre’de Kürtlerin kanının dökülmesinin onaylanması durumu var” dedi. Bunun basit bir siyasi pazarlık değil bir insanlık suçu olduğunu söyleyen HDP Eş Genel Başkanı, “Türkiye’de halkların yararına bir siyasi süreç gelişmezse bu Avrupa’yı da vuran bir hale gelecek. Güneş doğudan doğmaya hep devam edecek ama güneşin batıdan batacağının bir garantisi yok. Batı bu suçların karanlığında kalabilir” şeklinde konuştu.

‘2016 NEWROZ’U YENİ BİR DÖNEME AÇILAN KAPIDIR’

Yüksekdağ programın sonunda 21 Mart Newroz kutlamalarına ilişkin konuştu, “2016 Newroz’u yeni bir döneme açılan kapıdır” yorumunda bulundu. Bazı illerde Newroz kutlamalarının yasaklanmasına dikkat çeken Yüksekdağ, “Newrozlar bizim bakımımızdan hiçbir zaman izin konusu olmamıştır. Hükümet tasfiye etme politikası uyguluyor. Kendi güvenlik önlemimizi alacağız. Yasaklamanın dışında bomba patlayabilir diye tehdit ediyorlar bu da başka bir yasaklama biçimidir. Bizler her biçimde Newroz etkinliklerimizi gerçekleştireceğiz. Kazandıklarımızı asla geri vermeyeceğiz ve bu kazanımlar bizim yeni dönemi kazanmanın omurgası olacak” dedi. (ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir