Kendi kanlı aynana bak, teröristi göreceksin! – Celal BAŞLANGIÇ

CELAL BAŞLANGIÇ

Hendeklerin, barikatların arasından geçiyorduk.

Sandıkların kapatılmasına bir saat kalmıştı.

1 Kasım seçimlerini Cizre’de, Şırnak’ta, İdil’de, Silopi’de izliyordum.

Sandıkların yer değiştirdiği tek ilçe Cizre’ydi bölgede; barikatların, hendeklerin ötesine taşınmıştı sandıklar.

HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Belediye Eş Başkanı Leyla İmret, Cizre’deki son sokağa çıkma yasağında, 200’e yakın insanla birlikte yaşamını yitiren Halk Meclisi Eş Başkanı Mehmet Tunç’un da içinde bulunduğu kalabalık bir grupla birlikte sandıkların olduğu okula doğru gidiyorduk oy kullanmaya.

Mahalle içlerine kurulmuş hendeklerde, barikatlarda gençler vardı. Belli ki hepsi orada nöbet tutan o zamanki YDG-H militanıydı.

Biz oy kullanmak için yürüyen kalabalık grupla geçerken arkamızdan hafifçe “ti”ye alıyorlardı:

“Sandıkla olmaz… Sandıkla olmaz…”

İnsanın içini acıtan bir durumdu. Yıllarca uygulanan yanlış politikalar sonucu ülke kanlı bir şiddet sarmalına daha çok sokulmuştu. “Biz konuşabileceğiniz son kuşağız” diyen deneyimli Kürt politikacılar haklı çıkmıştı. Artık ülkenin koşulları “demokratik siyasete” zerre kadar inanmayan bir genç kuşak yaratmıştı özellikle Kürtlerin yaşadığı kentlerde.

“Kürt sorunu”yla ilgili ilk kitabım “Kanlı Bilmece” 1987 yılında yayınlanmıştı.

Bundan tam 29 yıl önce yazdığım kitapta “her Kürde PKK’li muamelesi yapılmasını” eleştirmiş, bu yöntemle devleti yönetenlerin bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek PKK’ye kaynak aktardığını iddia etmiştim.

2011 yılında, yani tam beş yıl önce “Kanlı Bilmece” kitabımın sekizinci baskısına şöyle bir önsöz yazmıştım:

“PKK, ‘T.C.’ye karşı savaş’ başlattığında devleti yönetenler öyle büyük bir hatanın içine düştüler ki o yanlış bu ülkeye çok pahalıya maloldu. Çünkü her Kürde PKK’li muamelesi yaptılar. Bu, özellikle bölgeye baskı, dayak, işkence, gözaltında ölüm, faili meçhul, yargısız infaz olarak yansıdı. Elbette bu uygulama da PKK’nin Kürtler içersinde taban bulmasına, dağa çıkacak binlerce gencin sıraya girmesine yol açtı. O yıllarda ‘PKK ile Kürt yurttaşları ayırın’ diyenler bile ‘bölücü’ damgası yiyordu. Bugün de bir uzlaşma arayan yöneticiler Kürtlerle PKK’yi ısrarla ayırmaya çalışıyorlar, ama bu nafile çabaya söylenecek tek söz var; geçmiş olsun. 20-25 yıl önce neredeydiniz?”

Sanki bütün bu kanlı süreçler yaşanmamış gibi, bir “müzakere masası”nda çözüm aramak yerine kendi ülkesinin insanlarını kıran kırana, kanlı bir savaşa sokup boyunun ölçüsünü almamış gibi, hepimizi bir kan deryasına iten devlet olma anlayışıyla karşı karşıyayız.

Şimdi, 1925’lerin, 1938’lerin takipçisi; hem eski model, hem de soğuk savaş yıllarından kalma eli kanlı bir devlet yönetimi yeniden hortladı bu coğrafyada.

Diyor ki; “Benden yana değilsen, teröristsin”.

Diyor ki; “Benim gibi düşünmüyorsan teröristsin.”

Diyor ki; “Barış istiyorsan teröristsin.”

Diyor ki; “Benim bu eli kanlı yönetme biçimini onaylamazsan teröristsin”.

Eğer “Savaşa hayır” diyorsa, “çözüm müzakere masasında” diyorsa; gazetecisinden aydınına, akademisyeninden yazarına kadar herkes bu anlayışa göre terörist!

Tansu Çiller bile Doğan Güreş’le, Mehmet Ağar’la bu ülkeyi yönetirken bu kadar çok terörist üretme, hatta bunca insanı terörist ilan etme becerisini gösteremedi.

Yani bugün tepemizde bulunan fiili “başkan olma anlayışı” eski eli kanlı devletten de daha becerikli çıktı maşallah!

Artık kendinden yana olmayan, kendisinin “hık” deyicisi olmayan herkesi “terörist” ilan etmeye hazır bir devlet yönetimiyle karşı karşıyayız.

Bu devletin de geleneği belli; her “terörist” ilan ettiğini imha etmek.

O zaman; yazarı, çizeri, muhalifi, aydını, akademisyeni, gazetecisi; uyguladığı politikaları yanlış bulan herkes artık “imha” edilecek bir unsur.

Yıllardır “terörle mücadele” adı altında bu ülke kan gölüne döndürüldü.

Hiç biriniz de başarılı olamadınız.

12 Eylül’den bu yana gelen bütün Cumhurbaşkanlarınız, bütün Başbakanlarınız, bütün Bakanlar Kurulu üyeleriniz, bütün Genelkurmay Başkanlarınız, bütün polis şefleriniz, bütün JİTEM’cileriniz, bütün Hizbulkontralarınız bize daha eli kanlı bir devlet, daha çok kan içinde yüzen bir ülke bıraktı.

Düne kadar sadece köyler yakılıp yıkılıp boşaltılıyordu, bugün kentler yakılıp yıkılıyor.

Daha düne kadar sadece Kürtler “terörist”ti gözünüzde; bugün uyguladığınız bu kanlı siyasete karşı çıkan herkes; aydınından, siyasetçisinden, gazetecisine, yazarına kadar toplumun bütün düşünen, yazan, çizen, üreten insanlarını “silahsız da olsa” terörist ilan etmeye kalkıyorsunuz.

Çünkü yenildiniz, çünkü başaramadınız.

Kürtlerin taleplerini evrensel hukuk ve insan hakları çerçevesinde karşılayamadığınız için  yenildiniz.

1925’lerin, 1938’lerin formatlarına dönüp talepleri boğmayı, yok etmeyi, bir kitle kırımıyla sıfıra indirmeyi hayal ettiğiniz için başaramadınız.

Şimdi de kalkmış bütün bu yenilginin başarısızlığını; yazan, çizen, düşünen, üreten insanlara yıkmaya çalışıyorsunuz.

Çünkü yazmıyor, çizmiyor, düşünmüyor, üretmiyorsunuz. İnsan haklarına saygınız sıfır. Hatta daha da vahimi şu ki insanlığınız bile tartışılır.

İttihat Terakkici “dedelerinizden” kalma vahşi yöntemlerle bir halkın taleplerini bastırmaya kalkıyorsunuz.

Sakın ola ki Kandil’deki örgütü, bağlantısı vardır ya da yoktur en son büyük bir insanlık suçu olan canlı bomba eylemini Ankara’da yapan TAK’ı mazeret olarak göstermeyin.

Bütün bunlar uyguladığınız vahşi politikaların bir sonucudur.

Öylesine bir şiddete mahkum ettiniz ki bu toplumu, Kürtlerle Türkler arasında kalan en ciddi köprü HDP’nin sivil siyaset alanını daraltmadınız sadece.

Uygulanan şiddet MHP’yi darmadağın etti. CHP “ana muhalefet”ten, sinik “pasif muhalefet”e geçti.

Hatta o kadar daraldı ki sivil siyaset alanı; hem AKP, hem de onun hükümeti bütün işlevini yitirdi.

Tümüyle parlamentonun devre dışı bırakıldığı bir sürece evrildi içinde yaşadığımız şiddet ortamı.

Şu anda sizi var ettiğini sandığınız devlet olma anlayışı; daha çok şiddet eylemi, daha çok örgüt, daha çok kanlı süreç üretmeye hizmet eder ancak.

Bu “çarpık kafa” iktidara gelene kadar bu ülke ne hendekleri, ne barikatları görmüştü.

Aslında verilen umutla yaratılan şiddet arasındaki net bir farktır bu çelişki ve böyle bir tabloyu son 40 yılın hiçbir iktidarı yaratmayı beceremedi ya da cesaret edemedi.

Evet, öncekiler köyleri yaktılar, yıktılar, boşalttılar ama son 40 yılda bu kadar büyük nicelikte ne bir ilçe, ne de kent merkezleri böylesine yakılıp yıkıldı.

Değil hiçbir Kürt kenti ya da ilçesi, hiçbir Kürt köyü bile ne sıkıyönetim, ne de olağanüstü hal sürecinde 90, 100 gün süren sokağa çıkma yasakları gördü.

Daha düne kadar Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde HDP milletvekilleriyle “mutabakat metni” okuyan bir hükümetten, bugün “savaş iktidarı” çıkaran, ülkeyi kan gölüne çeviren, yarattığı şiddet ortamından “başkan olma yöntemi” devşiren, varolma vesilesini “yurtta savaş, cihanda savaş” anlayışında bulan, sadece HDP’lilerin dokunulmazlığını kaldırmaya kalkan bir “kafa”da değil de…

Bütün bunlara karşı çıkan aydınlarda, sanatçılarda, yazarlarda, gazetecilerde, akademisyenlerde aranıyor “silahsız terörist”ler!

Eğer bir ülkeyi hem hukuksuz, hem şiddetle  yönetme yöntemlerinden medet umar hale gelmişsen varacağın yer; tankıyla, topuyla, polisiyle, askeriyle, çeteleriyle “üniformalı terörizm”dir.

Onun için boşuna başka yerde “silahsız terörist” aramasın kimse.

Bu ülkede bir “terörizm” yaşanıyor.

Aydınından, yazarından, çizerinden, sanatçısından, gazetecisine, muhalifine kadar herkesi “terörist” ilan eden bir anlayış bu ülkede “terör” estiriyor..

Bir de kalkmış kendi dışında başka “terörist” arıyor.

Yoksa birilerinin sana “Terörist senin babandır” demesi mi gerekiyor!

Ustalık döneminde, “terörist” bulmak için kendini bu kadar zorlamaya gerek yok, bu iktidar olma anlayışı hepimizi “terörize” etti. O zaman hepimiz aynaya dönelim yüzümüzü, bakalım kendi kanlı aynasına bakınca ilk teröristi kim görecek!

(Haberdar)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir