Yanık insanların kokusu derime siniyor uyuyamıyorum – Atilla KESKİN

ATİLLA KESKİN

‘Cizre’nin bodrumlarında çekilmiş bu videolara, resimlere bakamıyorum. Binlerce kilometre uzakta da olsam, sanki yanık insan kokusu tenime işliyor. Uyuyamıyorum” diyorsun.

İyi o zaman, kulaklarını tıka, gözlerini kapa rahat edersin.

“Edemiyorum, yediğim yemeklerin bile tadını alamaz oldum, midem bulanıyor yemek yerken.”

Mide rahatlatıcı ilaçlar var alırsan yemek yiyebilirsin.

“Yüzlerce Kürt genci öldü. Yanlış yaptılar, sırası mıydı şimdi fiili özerklik falan ilân etmenin.”

“Hem biliyorsun ben de Kürt halkının Kendi Kaderini Tayin Hakkından yanayım. Bir Marksist olarak başka türlü düşünemem zaten. Ama erkendi, yapmayacaklardı, hele de silahla…”

Hiç üzülmene, kendi kendini üzmene gerek yok. Otur köşende, derin bir nefes al. “Ah bizim zamanımızda böylemiydi, askere ateş bile etmezdik, belimizde silah varsa salt kendimizi korumak içindi,” diye nostaljik teselli ara kendi kendine. Rahatlarsın.

“Şu Gezi olayları, o kitlesel direniş, o barışçıl direniş devam etseydi, Kürtler de izlemek yerine aktif katılsalardı, belki de şimdi bu diktatör başımızda olmazdı.”

İyi o zaman hadi yine tüm Türkiye’yi Gezi alanına çevirelim. Sokaklara dökülelim.

“Geçti, artık yapamayız, işin içine silah girdi. Yanlış yaptılar çağı ortamı iyi değerlendiremediler, bak işte yenildiler olan yüzlerce Kürt gencine oldu.”

Bu saçma sapan tartışma belli ki giderek uzayacaktı.

Eğer nerede olacağımızı, tarafımızı belirlemekte güçlük çekersek hep böyle olacak.

Sen önce karar vermelisin, ezilenin, tüm hakları gasbedilen bir halkın yanında mısın? Yoksa devletin yanında mı?

Unutma… Bundan otuz sene önce sokakta bile Kürtçe konuşmak yasaktı. Otuz senedir, kirli bir savaş sürdürüldü. Savaşın temizi mi olur, olmaz elbet ama “haklı ve haksız savaşlar vardır mı” diyordu bir usta.

Ne güzeldir, ne rahattır “hariçten gazel okumak,” üstelik bir rizikosu da yoktur.

Ne kolaydır akıl vermek, yol göstermek.

Bir toplantı da “sosyalist” birisi. “Kürtler ne yapacaklarını bize sorsalardı bu hale düşmezlerdi” demişti.

Bu verilen mücadeleye birazcık olsun omuz vermek yerine, burnu büyük, hodbin tavır sözcükler ne derse desin, devletin yanında tavır almaktır.

Ve bu bencil tavırdır ki; ortalıkta ne kardeşlik, ne dayanışma duygusu bıraktı.

Otuz senedir, ihanetlerle, zaferlerle, yengi ve yenilgilerle bir savaş verdi bu çocuklar. Yanlış da yaptılar, yanlışlarından dersler çıkardılar. Doğru yaptıklarında da burnu büyüklük yapmadılar hiç.

Silahlarına sımsıkı sarıldılar. Hiç sevmeseler, silahtan, şiddetten nefret etseler de böyle yaptılar.

Böyle yaptılar, böyle yaptılar ve Kobenê’yi bu çakallardan kurtardılar.

Başlangıçta hiçbirimiz inanmamıştı.

“Amerikan Emperyalizminin ortağı bir harekettir,” diyen “Sosyalistler” bile sonunda hak vermek zorunda kaldı. Ve bugün tüm ilerici dünya insanının kabul ettiği bir Rojava yaratıldı.

Sur’da, Cizre’de ve diğer Kürt illerindeki katliamın esas nedeni Rojava’dır. Erdoğan’ın rezil olduğu Suriye politikasıdır.

Ey sosyalist kardeşlerim sözüm size.

Önce Cizre bodrumlarında yanık çocuk kemiklerini,” acaba benim oğlumun kemiği midir?” diye ağıt yakan Kürt analarının çığlığına kulak verin. Önce ezilenin, haklı olanın yanında yer alın. Bu yapılmadığı sürece ne denirse denilsin. Devletin yanında yer almış olursunuz.

(Özgür Politika)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir