Prof. Dr. Güney: Türkiye’de faşizm yaşanıyor

Akademisyenlerin tutuklanmasına tepki gösteren Mersin Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Atilla Güney, Türkiye’de yaşanan uygulamaların teknik adının faşizm olduğunu belirterek, “Tarihteki Mussolini İtalya’sına, Hitler Almanya’sına, Franko İspanya’sına baktığımız zaman çok benzerlikler var. Totaliterlik bu faşizan rejimlerin en belirgin özelliklerindendir” dedi. Tutuklamaların hukuksuz olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çetin Veysal ise “Barış talebimizden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

AKP iktidarının Kürdistan’da başlattığı savaşla bozulan toplumsal barışın yeniden tesis edilmesi için sorumluluk üstlenerek yayınlanan “Bu suça ortak olmayacağız” bildirgesine imza atan akademisyenlerden Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan, Yrd Doç. Dr. Muzaffer Kaya ve Doç. Dr. Kıvanç Ersoy Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “talimatı” ile tutuklanmasına akademi camiasından tepkiler gelmeye devam ediyor. Tutuklamalara tepki gösteren Mersin Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Atilla Güney , “Barış istedik diye Cumhurbaşkanı’ndan hukukçulara, savcılara, çeşitli sivil toplum kuruluşlarına kadar herkesten alabileceğimiz tehdidi aldık” dedi.

‘Adil yargılanmanın olmadığını gördük’

Bugüne kadar demokratik mecralardan, hukuki süreçlerden, adaletten, hukukun adil işleyeceğinden bahsettiklerini vurgulayan Güney, “Arkadaşlarımızın tutuklanmasıyla Türkiye’de adalet sisteminin varlığından, adil yargılanmadan, bağımsız hâkimlerden, bağımsız yargıdan bahsedilemeyeceğini çok net bir şekilde gördük” diye konuştu. Akademisyenlerin kaçma şüphesi ve delil karartma gerekçeleriyle tutuklandığını hatırlatan Güney, ” Yani bunun için çok teknik hukuk bilmeye gerek yok. Neyin delilini karartacaksın kardeşim. Ortada bir metin var oda bütün dünyaya karşı yayınlandı. Karartacak bir delil yok. Kaçma şüphesi yok” diyerek tepki gösterdi.

‘Arkadaşlarımız hukuki linç kurbanı’

Türkiye’deki yargı sistemine tepki gösteren Güney, “Tecavüz eden bir adamı iyi hal indirimi yaparak serbest bırakıyorlar, hırsızlar sokaklarda geziyor, kanlarımızı içmeyle tehdit eden mafya babalarına hiçbir şey yapılmıyor. 2200 hoca bu ülkede akan kan dursun, 3 yıllık müzakere süreci yeniden başlatılsın, çocuklar, yaşlılar, siviller, üniformalılar ölmesin dedikleri için yargılanıyor” dedi. Savcı ve Hâkimlerin açıkça talimatla iş yaptıklarını vurgulayan Güney, “Tutuklanan 3 akademisyenin avukatlarının da dediği gibi artık bu bir hukuki süreç değil bu bir siyasi süreçtir. Siyasi linç kampanyasının son durağı artık hukuki linç” diye konuştu.

‘Türkiye’de yaşanan faşizmdir’

Türkiye’de yaşanan uygulamaların teknik adının faşizm olduğunu dile getiren Güney, ” Tarihteki Musolino İtalya’sına, Hitler Almanya’sına, Franko İspanya’sına baktığımız zaman çok benzerlikler var. Totaliterlik bu faşizan rejimlerin en belirgin özelliklerindendir. Yükselen ırkçılık bunun en belirgin özelliklerinden bir tanesidir. Bu ırkçılığı ortalama siyasal bir tepkiden çıkarıp, ırkçı tepkiye dönüştürmek, tamda totaliter rejimlerin çıkardığı muazzam yöntemlerle oluyor “dedi.

Medyanın neredeyse tamamının iktidara bağımlı kılındığı, hukuk sisteminin, savcıların, hâkimlerin iktidarın kıskacına alındığını kaydeden Güney, “Hukukun ikinci ayağı olan savunma avukatlar gözaltına alınıyor. Bu da savunma hakkının gaspı anlamına geliyor. Avukatların en önemli özelikleri Sur’da, Cizre’de yaşanan hak ihlallerini AİHM’e taşıyan avukatlar” dedi. Yapılan operasyonların taktiksel ve tekniksel yapıldığını belirten Güney, “Alınacak kişiler, hem akademisyenler olsun, hem sivil toplum örgütleri olsun, hem hukukun savunma kanadından olsun özellikle tespit edilerek alınıyorlar. Bunlar totaliter rejimlerin geçiş aşamalarıdır” dedi.

‘Totaliter rejimler susarak çökertilmez’

Yapılan uygulamalara karşı sessiz kalmanın bir çözüm olmadığını dile getiren Güney, “Bu totaliterlik susarak çökertilemez ya da totaliter eğilimlere geri adım attırılamaz. Almanya Faşizmi, Musolini Faşizmi bunun örnekleri, sustukça sıra susan kesimlere de gelecek” dedi. “Türkiye devleti bir korku imparatorluğuna doğru gidiyor fakat sadece Türkiye toplumu değil aslında korku yayanlarda korkuyor” diyen Güney, “Zaten korkuyu yaymanın en büyük sebebi de budur kendileri korktuğu için korku yayarlar” diye konuştu.

Veysal: Tutuklamalar hukuksuzdur

Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Çetin Veysal ise, günümüz Türkiye’sinin temel problemlerinden birinin demokrasinin işletilmemesi olduğunu vurguladı. Akademisyenlerin barış taleplerinin Anayasa’sının 26. Maddesiyle güvence altına alındığına dikkat çeken Veysal, “Düşünce ve ifade özgürlüğü anayasaca güvence altına alınmasına rağmen, hukuksuzca soruşturma, gözaltı ve tutuklamalara gidilmesi tam anlamıyla kanunsuzluktur” dedi. Kanunun uygulayıcısı olması gereken yargının, hukuksuzluğun örneklerini sergilediğini dile getiren Veysal, ” Barışın dayanakları olarak gösterilecek demokrasi, özgürlük, adalet ve eşitlik savunusu yapan kesimlerin barışı savunmaları olmadan, demokrasi, adalet, özgürlük ve eşitlik var edilemez, savunulamaz” dedi.

‘İktidar devleti istediği gibi yönetmek istiyor’

Baskıcı hükümetlerin egemenlikleri karşısında direnecek bir odak ya da kendi keyfiyetlerini eleştirecek kuvvet istemeyeceklerini kaydeden Veysal, “Türkiye gibi, çoğunlukla yerleşik olmayan demokrasiye işaretle ‘defolu demokrasi’ ya da sözde demokrasilere sahip toplumlarda, yönetime gelenlerin heveslerinden en belirgin olanı, devleti istedikleri gibi yönetmektir” şeklinde konuştu. İktidarların bu amaçları karşısında her zaman aydınları kendilerine engel gördüğünü vurgulayan Veysal, aydınların baskıcı yönetimlerin gerçek yüzlerini ortaya çıkaran eleştiriler yaptıklarını vurguladı. Barış akademisyenlerinin, savaş, çatışma ve şiddet dolu yönetimi sürdürenlerin karanlık yüzlerini, kan ve teröre doymak bilmez eylemlerini barış talebiyle ortaya çıkardığını kaydeden Veysal, bu yüzden hedef haline getirildiklerini belirtti.

‘Barış talebimizden vazgeçmeyeceğiz’

Barış akademisyenlerinin durdukları yerde duracaklarını vurgulayan Veysal, “Savaş suçuna, katliam ve kıyımlara ortak olmama sözünü tutacaklardır. Baskı ve hukuksuzlukların barışı ortadan kaldırmaya kudretinin yetmeyeceği gibi, hiçbir baskının da Barış için akademisyenleri barış talebinden vazgeçiremeyeceğinin altını çizelim” dedi. (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir