Hitler nasıl başkan oldu? – Alp ALTINÖRS

ALP ALTINÖRSCumhurbaşkanı Erdoğan, “Üniter sistemli başkanlık, baktığımızda var. Hitler Almanyasına baktığımızda da bunu görürsünüz.” diyeli, 3 ay oldu.

Erdoğan’ın bu açıklamasını bir dil sürçmesi olarak görenler ve geçiştirenler oldu. Peki gerçekten böyle miydi? Erdoğan, Hitler’in iktidara yükselişini örnek gösterirken, konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan mı konuşuyordu? Yoksa, bilinçli bir örnek mi seçilmişti?

1930’ların Almanyasında yaşananları kısaca anımsadığımızda, bu soru yanıtını bulacaktır.

Hitler ve Nazi partisi 1929 ekonomik krizine kadar önemsiz bir partiydi. Hitler’in 1923 Münih darbesi başarısız olmuş, partisi ise seçimlerde ancak %1-2 aralığında oy alabiliyordu. Oysa 1929 krizinden sonra, işsiz kitlelerin ve yıkıma uğrayan esnafların umutsuzluğunun üzerinde Hitler’in yükselişi başladı. Tekelci sermaye, komünistlerin gelişmesinden ve olası bir sosyalist devrimden duyduğu korkuyla Hitler’i desteklemeye başlamıştı.

Hitler’in partisi 1929 seçimlerinde %18 oy alarak bir anda 2. parti haline geldi. Partinin milletvekili sayısı bir anda 12’den 107’ye çıktı.

Temmuz 1932 seçimlerinde ise Naziler %37 ile 1. parti haline geldiler. Ne var ki egemen sınıflar henüz bir Nazi hükümetine hazır değildi. Erken seçimlere gidildi ve Kasım 1932’de Naziler yine birinci parti çıkmakla bilikte oyları %32’ye gerilemişti. 196 milletvekilleri vardı.

Hitler’in düşmanlarının oyu ondan daha fazlaydı. İşçi sınıfı partileri olan sosyal demokratlar %20 ile 121 milletvekili, komünistler ise %17 ile 100 milletvekili çıkartmışlardı. Ancak sosyal demokratlar ve komünistler, yaklaşan faşist darbe tehdidini analiz edemediler, eski hüsumetlerin onları yönetmesine izin verdiler. Hitler faşizmine karşı bir demokrasi bloğu kuramadılar.

Eski düzenin bekçisi ve koruyucusu olarak görülen Cumhurbaşkanı Hindenburg, Şansölyelik (Başbakanlık) görevini (merkez sağ partiyle bir koalisyon kurmak üzere) 30 Ocak 1933’te Adolf Hitler’e verdi.

Ne var ki, Hitler’in koalisyonla gücünü paylaşmaya hiç niyeti yoktu. O hükümeti feshederek ülkeyi yeniden bir erken seçime götürdü. Seçimlere giden süreçte faşist terör doruğuna vardı. Seçimlerden bir hafta önce, Reichstag (Alman parlamentosu) Hitler’in gizli polisince yakıldı ama komünistlerin üzerine atıldı. Reichstag yangını Nazilerin bir komplosuydu. Bir olağanüstü hal kararnamesi yayınlanarak demokratik haklar askıya alındı. Komünist partinin genel başkanı Thaelmann ve meclis grubu da da dahil binlerce komünist tutuklandı. Komünist parti hala seçim pusulasında bulunmakla birlikte, gerçekte parti fiilen “kapatılmıştı”.

Bu koşullarda yapılan Mart 1933 seçimlerinde, Nazi partisinin oyları %44’e çıktı. Tek başına hükümeti kurma yetkisini elde eden Hitler faşist bir darbeye girişti. 24 Mart 1933’te meclisten geçirdiği bir “Yetki Tasarısı” ile, meclis bütün yetkilerini hükümete devretmiş sayıldı. Sadece Naziler değil, merkez sağ ve muhafazakar partiler de Hitler’e yetki devrine evet oyu verdi. Böylece artık yasama yetkisi hükümete, ya da daha doğrusu Başbakan Hitler’e geçmişti.

Hitler ilk olarak eyaletlerin federal yetkilerini kaldırdı ve “üniter” merkezi bir yapı kurdu. 14 Temmuz’da ise Nazi olmayan bütün partileri yasakladı. Sendikalar, grevler yasaklandı. Ülkeye faşizmin deli gömleği giydirildi.

Bir yıl sonra, Ağustos 1934’te, Cumhurbaşkanı Hindenburg öldüğünde, Hitler, kendisini aynı zamanda Cumhurbaşkanı ilan etti. Toplumdan yükselen itirazları bastırmak için de bir referandum düzenledi. Referandumda %88 oranında evet oyu çıkmasıyla birlikte, Hitler hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı oldu. Böylece yasama, yürütme ve yargı “Führer”de toplandı.

Hitler hiçbir zaman yasal sıfatıyla “Başkan” olmadı, Almanya’da resmen başkanlık sistemi de yoktu. Anayasa esasen değişmemiş olarak kaldı. Ama Hitler, faşist terör ve sivil darbe yoluyla bütün yetkileri kendi elinde toplamayı başardı.

Hitler’in iktidarı alması süreci, demokratik seçim ve oylama arasındaki farkı yeteri açıklıkta göstermektedir. Eğer bir ülkede söz, düşünce, örgütlenme özgürlüğü yoksa; sadece iktidar partisi örgütlenebiliyor, sadece o söz söyleyebiliyorsa, muhalefet partileri, demokratik basın, sendikalar devlet terörüyle eziliyorsa, o ülkede eşit ve demokratik seçimler yok demektir. Bu koşullar altında bir yıl içinde bütün seçmen tercihleri değiştirilebilir. Eğer faşist teröre karşı güçlü bir karşı koyuş sergilenemezse, “oylama” pek ala faşist bir diktatörlüğü resmileştirme işlevini oynayabilir.

(Özgür Gündem)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir