Kimin IŞİD’i? – Nabi KIMRAN

NABİ KIMRAN

Patlayan bombalar üzerine duygusuz siyasi analizler yapmak insani değerleri aşındırıcı bir yabancılaşma belirtisidir. Hiç olmazsa bu farkındalığı hatırlatmanın, yazanı da okuyanı da bir nebze olsun koruyacağı umulur…

Tayyip Erdoğan, Putin’e, “iki pilot için aramızı bozdun” diye sitem etti. Bu ilk değildi, daha önce de galiba Antep’te,  “beş işçimizi kaybettik” dediğinde, salondan gelen “sekiz işçi” itirazına; “ha beş, ha sekiz” diye yanıt vermekte bir beis görmemişti. Sınıfsal karakterlerine gayet uygundur; ücretli kölelik düzeninin efendileri için, “ha beş ha sekiz” farketmez; işçinin, askerin, insanın canı onlar için “rakamlar” kadar değersizdir, bir makine, bir aparattan farksızdır. Bunun Tayyip’e özgü olduğunu düşünenler fena halde yanılırlar.  1915’lerde Yemen çöllerinden yalınayak başı kabak gelen 90 bin askeri Allahu Ekber dağlarına sürerek bir gecede donduran İttihatçı Enver Paşa için de “ha beş ha sekiz” farketmiyordu; Tayyip bu “geleneğin” devamcısıdır. Sadece O mu; 19 Aralık hapishane katliamınınn arkasında devletlu bir soğukkanlılıkla duran “Halkçı Ecevit” de, “polisimizin elini soğutmayın” diyen Çoban Sülü de, 6-7 Eylül’ü “tertipleyen” Adnan Menderes de aynı geleneğin devamcılarıdır.

Devr-i Tayyip’de espri kabiliyeti, ironi, ima vs. berhava olup gitti. O yüzden açık seçik yazmak zorundayız yukarda söylenenlerin maksadını: 1) Ücretli köle sahipleri ve onların düzenleri, politikacıları, liderleri insana rakam, aparat, vesile vs. olarak bakabilirler, devrimciler bakamazlar, 2) mesele Tayyip meselesi değil, düzen meselesidir, 3) dar anlamda mevcut iktidarın yıkılması esaslı bir çözüm olamaz; bilakis, mevcut iktidarın çürümesi düzenin cürümesidir, onun şahsında bu düzen yıkılmalıdır! Yarım ağızla ya da hararetle anti-Tayyibizm değil; güçlü bir özgüvenle devrim ve devrim programı: Önümüze açılan ufuk budur!

Asıl meselemize gelelim. 19 Mart’ta İstiklal’deki canlı bomba saldırısı “IŞİD işi” denerek geçiştirilebilir mi? IŞİD, neden bugüne kadar Türkiye’de yaptığı hiç bir eylemi üstlenmedi? Adana, Mersin HDP binalarının bombalanması, HDP Diyarbakır mitinginin bombalanması (5 ölü), Suruç katliamı (33 ölü), Ankara katliamı (102 ölü), Sultanahmet katliamı (11 ölü) ve İstiklal bombası (4 ölü). IŞİD sözde Türk devletini düşman ilan etti; peki neden devlet güçlerini değil de AKP iktidarının muhaliflerini, yabancıları ve kendi halindeki halkı vuruyor? AKP iktidarı IŞİD’i terörist ilan etti, operasyonlar yapıyor, bazı tutuklamalar oluyor, Suriye’deki IŞİD mevzileri “fırtına toplarıyla” dövülüyor vs. Fakat dikkat çekici bazı başka olgular da var. Suruç katliamının ardından iki polisin öldürülmesi, şimdilik bini aşkın ölüye malolan bir savaşın fitilini ateşledi de; Hatay sınırında IŞİD ve türevi cihatçılar tarafından boğazı kesilerek vahşice katledilen asker neden havuz medyasında ya da Aydın Doğan’ın “hür medya”sında konu edilmedi? Neden hasıraltı edildi? Tayyip’in kuzey Suriye’deki tampon bölge ısrarı salt “Kürt kuşağını engelleme” hedefinden mi ibarettir, aynı zamanda IŞİD ve türevi cihatçılarla “irtibatı yitirme” korkusu olabilir mi bunca kudurmanın altındaki? Özetle, fırtına obüsleri Suriye çöllerini döver, hamamın namusunu kurtarmak için içerde bir kaç IŞİD’ci tutuklanır, dünyanın ve memleketin gözü boyanır; “cambaza bak” cingözlüğünün  altında da al takke ver külah oyunu sürdürülür cihatçı katillerle. Çünkü içerde halka, muhaliflere, barış isteyenlere ve Kürtlere karşı; dışarda ise hala terk edilmediği anlaşılan yeni-Osmalı hayalleri için ve Rojava’ya saldırmak için elverişli bir alettir IŞİD. Elbette İŞİD’in kendine özgü hesapları var ve  “Tanrısal bir pragmatizmle” onlar da bir taraftan dövüşür göründükleri TC ile el altından ittifakı sürdürebilirler. Nihayetinde illegal petrol ticaretine, silah ve mühimmart desteğinine, rahat sınır geçişlerine, örtülü siyasi himayeye ihtiyaçları var: Bu bağlamlar dikkate alınmadan, IŞİD’in Türkiye’de –birilerinin ihtiyacına binaen- patlattığı bombalar anlaşılamaz. Keza Rusya’nın ve PYD’nin tartışma götürmez şekilde suçüstü yakaladıkları üzere, geçtiğimiz aylarda IŞİD’in Türkiye toprakları üzerinden Tel Abyat’a yaptığı saldırı da yukarıda tanımlanan çerçevede yerli yerine oturur.

Son saldırının kabataslak kriminal incelemesi dahi durumu açıklamaya yeter. IŞİD’in canlı bombası Adıyamandan kalkıp gelecek ve İstiklal’de gezerken İsrail’li turistlere denk gelip, “denk gelmişken bari şunları patlatayım” diyecek… Ne diyor kamu düzensizliğinden sorumlu iç(etme) işleri bakanı Efgan “Ala”: “…DAEŞ “bağlantılı” terörist vs. vb…” Şu saat olmuş hala, IŞİD’li terörist diyemiyor, “bağlantılı” bulanıklığına oynuyor. İçinde “İslam Devleti” geçtiği için IŞİD diyemiyor, “DAEŞ” bulanıklığına sığınıyor. Kendilerini cin alemi keriz sanan bu uyanıklar tayfası insanların aklıyla alay ediyorlar. Bir bakıma haklılar da, toplumu ve yandaş “entelijansiyayı”, keseleriyle iktidara bağlanıp gönüllü salağa yatanları, alıklığı meslek edinen TV yorumcularını görünce  Ala gibiler kendilerini “cin” sanmasın da ne yapsın?.. Devam edelim. Turistler otele kayıt yaptırırlar, bu kayıtlar otomatik olarak polis merkezlerine gider.  Polis ya da polisin içindeki saray Gladyosu İsrailli turistlerin şu veya bu otelde kaldıklarını bilir; Adıyaman’da bilmemne çay ocağında çay içen  IŞİD’li bilmez! Birileri haber vermeden turistlerin otelden çıkıp İstiklal’de gezdiklerini canlı bomba bilemez; bombayı beline sarıp turistlerin gezintiye çıktıkları yerde “denk gelmelerini” sağlamak çok ciddi bir organizasyon işidir; en azından  Adıyaman çay ocağını aşan bir iştir. Ne kadar örtülürse örtülsün, “devletlu” bir organizasyondur bu.

Peki maksat ne, ne murat ediliyor? Bir sürü tali şey söylenebilir ve hepsi de doğru olur: İstiklal’in ve Taksim’in gösterilere tamamen kapatılması, Cumartesi Anneleri mevzisinin yasaklanması, İsrail’le ayrıntılarını bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz  hesaplar ya da pazarlık marjları vs.  Bunları da içerebilecek olan fakat hepsini aşan ana eksen toplumun son sınırına kadar terörize edilmesidir. “İktidar aklı”, sokağa çıkamaz hale gelen halkın kuvvetli bir iktidar arayacağı, faşist demir yumruğa razı, hatta duacı olacağı; güvenlik karşılığında muhaliflere, Kürtlere yapılacak her türlü zulmü görmezlikten geleceği hatta destekleyeceği stratejik hedefi/politik planıyla hareket ediyora benziyor… Evdeki hesap çarşıya uyar mı, göreceğiz. Ancak bu tip kirli planlar iki ucu keskin bıçak gibidir. Bir eşik aşılırsa, iktidarın sopasına sarılacağı umulan on milyonlarca insan; bir anda yaşamını cehenneme çevirenin iktidarın ta kendisi olduğunu fark edebilir.

İşte o gün, sarayın ve AKP iktidarının “kazdığı kuyuya/çukura/hendeğe düştüğü” gün olacaktır.

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir