Seferberlik Çağrısı – Mehmet YILMAZER

MEHMET YILMAZERİktidarın çaresizliği derinleştikçe Erdoğan’ın nutuklarındaki hamaset de artıyor. En son teröre karşı seferberlik çağrısı yaptı. Bütün ruhları -Malazgirt, Selçuk, Osmanlı, Çanakkale ruhlarını- çağırarak ilan edilen bu seferberlik, aslında hükümetin yerlerde sürünen morallini ayağa kaldırmak için bir çaba olsa da, hiçbir işe yaramayacağı bellidir.  Erdoğan siyasi ortamı sürekli geriyor. Aslında başka bir seçeneği olmadığı için böyle davranıyor. Ortam gerildikçe kırılma olasılığı da her geçen gün yükseliyor.

Bunu en güzel iktidarın kulis bilgilerine sahip gazeteci Abdülkadir Selvi açıkladı:

“1 Kasım seçimlerinden sonra, ‘Gezi parantezi kapanmıştır’ denilmişti. Erken bir değerlendirme olduğu anlaşılıyor.

“Yeni durumun adı terör silsilesiyse, terör saldırıları Türkiye’nin beka sorununa dönüşmüşse; terör, hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmeyi hedef aldıysa, PKK saldırılarının arkasındaki dış parmak her defasından daha güçlüyse, yeni bir terör konseptiyle karşı karşıyaysak, devlet de yeni bir konsept geliştirmek zorunda.

“Birkaç yerde daha bomba patlarsa korkarım ki vatandaşlar ‘Bu işler böyle gitmiyor’ demeye başlar.”

Anlaşılıyor ki AKP için “gezi parantezi” kapanmamıştır. O yönden bir dalga gelmesinden korkuluyor. Öte yandan “PKK saldırılarının gücü” de iktidarı ürkütüyor. Güvenlik tehdidiyle 1 Kasım’da insanları ikna eden Saray, günler böyle aktıkça ikna gücünün zayıfladığını seziyor. Her gün bir yerde nutuk atması, seferberlik ilan etmesi durumu değiştirmiyor.

Çare nedir?  “Yeni bir güvenlik konsepti geliştirilmek zorundadır.” Saray ve iktidar başka her olasılığa kapalıdır. Varsa yoksa güvenlik tedbirlerini daha fazla arttırmak, her gün koşarak gidilen yol budur.

Bu yoldan koşuldukça Ankara’nın dünyadaki konumu varabilecek en kötü noktalara varmıştır. Başta ABD ve Almanya vatandaşlarına sürekli güvenlik uyarısı yapıyor. Türkiye artık çok güvensiz bir ülkedir. Oysa 1 Kasım seçimleri güvenlik vaadiyle kazanılmıştı.

Rusya’yla yaşanan gerilime, son patlamalar da eklenince turizm çöktüğü gibi, normal vatandaşlar da sokağa çıkamaz hale gelmiştir. Sırrı Süreyya’nın dediği gibi: “Kürt evine giremiyor, Türk evinden çıkamıyor.”

Ekonomiyi döndüren yabancı sermaye girişi sürekli azalmaktadır. Erdoğan’ın her nutkunda biraz daha fazla tedirgin oluyorlar. AB ile yapılan “göçmen anlaşması” uygulanması çok zor olması bir yana, ortaya bir gerçekliği koymuştur. Erdoğan’ın bir ara her gün kurulmasını istediği “tampon bölge” artık kurulmuştur. Bütün Türkiye bölgedeki savaşı emecek bir tampon bölge haline gelmiştir.

Bütün bu gelişmelerin yanında en “tehlikelisi” daha gelmemiştir. Fakat her gün yaklaşıyor. Suriye’deki son gelişmeler, IŞİD üzerindeki kıskacın gittikçe daralması, yakın zamanda Rojava, Rakka ve Musul’da yaşanacaklar Ankara için bugünle kıyaslanmayacak ölçüde büyük “tehditler” yaratacaktır. Üstelik bu tehditle ne “terör operasyonları” ne de sıkıyönetim” ilanıyla baş etmek mümkün olmayacaktır. Türkiye, IŞİD’in geri çekilme alanına dönüşecektir. Bunun nelere yol açabileceğini öngörmek için bölgemize Pakistan’dan Libya’ya kadar uyanan hatta yaşananlara bakmak yeterlidir.

AKP iktidar hırsıyla devirdiği çözüm masasıyla Kasım seçimlerini kazandı; ancak başlattığı savaşı derinleştirdikçe iktidarının altını oymaktadır. 90’lı yıllarla zirveye çıkan savaşla devlet kurumları çürümüş, çeteleşmeler oluşmuş, derin devlet operasyonlarıyla sadece toplum değil, düzenin siyasal partilerinin çoğu da yozlaşmıştı. Bu gelişmeler 2001 yılında siyasal alanda çok önemli bir kırılma yarattı ve AKP’yi iktidara taşıdı.

Şimdi çok daha derin bir süreç yaşanmaktadır. Yolsuzluklar, “başkanlık sistemi” adıyla faşizmin inşası, hukuk ve güvenliğin inanılmaz keyfileşmesi, AKP ve Gülen Cemaati’nin hünerleriyle İslami değerlerin yozlaştırılması, ortada tutunulacak bir değer bırakmadığı gibi, seviyesizlik ve çürümeyi en yüksek noktalara çıkartmıştır. Gittikçe yaygınlaşan kurumsal ve toplumsal çürümenin üzerine bir de bölgeden İŞİD’in darbe yemesiyle etrafa saçılacak dalgalar gelirse, çok söylendiği gibi “cumhuriyetin en zor günleri” başlamış olacaktır.

Bu en zor günlerden nereye ve nasıl çıkılabilir? Uzun yıllar toplumu mengene altında tutan “askeri vesayet”in geriletilmesi büyük sancılarla ve Bizans oyunlarıyla gerçekleşti. Ancak askeri vesayetin gerilemesi, küçük de olsa özgürlüğe yol açmadı; bu kez her yanı yüzlerce yıllık geleneğe sahip devlet vesayeti kapladı. Cumhuriyetin bu en zor günlerinden geçilirken, çıkışta, büyük olasılıkla “kutsal devlet” de önemli bir darbe alacaktır.

Elbette özgürlük mücadelesini yükseltebildiğimiz ölçüde!

(Sodap.Org)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir