‘Çocuk istismarlarında birincil sorumlu devlet’

Türk Psikologlar Derneği üyesi Ebru Ergin, Karaman’da yaşanan cinsel istismar skandalının “dehşet verici” olarak nitelendirerek, cezasızlığın maruz kalınan travma dışında çocuklara ikincil bir travma yaşattığını belirterek, “Dini bir kurumda istismarın yaşanması ahlak gelişimi için sadece din derslerinin yeterli olmadığının açık kanıtıdır” dedi. Akademisyen Özge Şahin de, cinsel istismar olaylarında birçok nedenin yanında birincil sorumlular arasında devletin olduğunu kaydederek, Anayasa ve yasalarda değişiklik yapılması gerektiğine işaret etti.

Karaman’da Ensar Vakfı’na bağlı evlerde ortaya çıkan cinsel istismar skandalına dönük yankılar devam ederken, Hacettepe Üniversitesi’nde Psikoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Özge Şahin ve Türk Psikologlar Derneği üyesi Ebru Ergin, Türkiye’de çocuklara yönelik yaşanan cinsel istismar gibi insanlık suçlarının, nedenlerini ve alınması gereken önlemleri değerlendirdi.

‘Çocuğun kaybedilen güveni geri kazanılmalıdır’

Türk Psikologlar Derneği üyesi Ebru Ergin, çocuğun güven ilişkisi içinde olduğu kişiler tarafından şiddete maruz kalmasının güven duygusunun zedelenmesine yol açtığına işaret etti. Karaman’daki istismar olayını “dehşet verici” olarak değerlendiren Ergin, “Çocukların evlerinden sonra kendilerini en güvende hissettikleri yer olan eğitim kurumlarında bu tarz olayların yaşanması ve olayla ilgili soruşturmaların yürütülmemesi, cezasızlığın hakim olması maruz kalınan travma dışında da çocuklara ikincil bir travma yaşatmaktadır. Bu olayların etkilerinin atlatılmasında birçok bireysel ya da grup tedavileri bulunmaktadır. Ancak daha önemli olan bu suçu işleyenlerin gerekli cezaları alması ve bu aracılıkla çocuğun kaybedilen güveninin geri kazanılmasıdır” dedi.

Ergin, bu çocukların tedavi edilip, suçu işleyenlerin cezalandırılması çocuğun kaybedilen güveninin kazanılmasında önemli bir adım olacağına vurgu yaptı.

İstismara karşı geliştirilmesi gereken birçok çalışmanın yanında, son yıllarda çocuk ihmal ve istismarına ilişkin eğitimler ve konuya ilişkin merkezlerin çoğaltılmasının farkındalık yarattığını kaydeden Ergin, şunları aktardı: “Ancak bu olayda hem çocukların güven içinde olduğu varsayıldığı eğitim ortamında bu travmayı yaşamaları, hem de sayılarının yüksek olması dikkatleri çekmiştir. Hemen her gün birkaç işçi iş kazalarında hayatını kaybetmektedir ancak hepimizin aklında Soma, Ermenek gibi olaylar daha fazla kalmaktadır.”

‘İstismarın toplumsal ve fiziksel birçok nedeni vardır’

Çocuk istismarının vakalarında fiziksel, cinsel duygusal ve ekonomik boyutları olduğunu gibi kültürel ve çevresel faktörler de olabileceğini aktaran Ergin, “Toplumda cinsiyet ve sosyal eşitsizliğin olması, toplumda işsizlik ve yoksulluğun yüksek olması, şiddeti yücelten ve destekleyen sosyal ve kültürel normların olması toplumsal ve sosyal faktörler gibi birçok neden sıralanabilir” dedi.

‘Ahlak için din dersi yeterli değil’

Cinsel istismara kız çocukları kadar erkek çocuklarının da maruz kaldığına dikkat çeken Ergin, önemli olan vakanın cinsiyeti değil, çocuk hakları açısından istismara uğraması olduğunu kaydetti. Ergin, “Dini bir kurumda istismarın yaşanması ahlak gelişimi için sadece din derslerinin yeterli olmadığının açık kanıtıdır” diye belirtti.

‘Yasalar çocuğun yararını temel ilke edinmeli’

Cinsel sömürü ve istismarının önlenmesi için önleyici tedbirlerle birlikte koruyucu tedbirler, kovuşturma ve rehabilitasyon aşamasındaki tedbirlerin alınması gerektiğinin altını çizen Ergin, şöyle devam etti: “Milli Eğitim Bakanlığı tarafından toplumsal cinsiyet eşitliği ve cinsel üreme sağlığı eğitiminin müfredata aktarılması, konuya bütüncül bir şekilde yaklaşan çocuk koruma merkezlerinin sayılarının arttırılması, çocukların gerekli iletişim ve yaşamla mücadele becerilerinin geliştirilmesi, olgu izlemlerinin yapılması gerekmektedir.”

Ergin, bu önlemlerin dışında cezasızlığa son verilmesi ve sorumluların gerekli cezayı almasının yanında yasaların çocuğun yüksek yararını temel ilke haline getirerek yeniden düzenlenmesi gerektiğini kaydetti.

‘Cinsel istismarı engellemek için yasalar yetersiz’

Akademisyen Özge Şahin ise, Avrupa Konseyi Çocuğun Cinsel Sömürü ve İstismardan Korunması Sözleşmesi (Lanzarote) temelinde Anayasa ve yasalarda değişiklik yapılması gerektiğine işaret etti. Şahin, “Ceza kanunu düzenlemesi, çocuğun ilişkiye girdiği kişinin çocuk üzerindeki yetkisi, ilişkinin biçimi gibi konuları ‘rıza’ yaşı bakımından özel faktörler olarak ele almamaktadır. Bu durum da 15 yaşını doldurmuş olan çocukları cinsel istismar eylemlerine karşı korunmasız hale getirmektedir” diye belirtti.

Çocuklara dönük cinsel istismara ilişkin mevcut ceza kanununda da eksikliklerin olduğunu ifade eden Şahin, Ceza Kanunu’nun 103. maddesini hatırlatarak, “Madde metni yazılırken suç failinin-aracının çocuğun ağabeyi, babası vb. yakınları olması ve istismarın uzun yıllar sürmesi halinde çocuğun rızası ile ilgili sakatlanma göz önüne alınmamıştır. Bu durumdaki çocuk uzun süre istismara maruz kalmasına rağmen konuşmaya cesaret edemezse cebir olmadığı ve ‘rızaya’ dayalı birliktelik olmasının varsayılması gibi bir risk ile karşılaşmaktadır” ifadelerini kullandı.

‘Birincil sorumlu devlet’

“Suçun sadece bir bireye atfedilmesi, bireysel bir rahatsızlıkla açıklanması buzdağının sadece görünür kısmıdır” diyen Şahin, şunları aktardı: “Öğretmenler, doktorlar, devlet kurumları ve toplum çocuktan sorumludur. Yani sadece bu olayı gerçekleştiren kişi değil, bu olayı takip etmeyen, bildiği halde gerekli yerlere bildirimi yapmayan, kurumları belli aralarla denetlemeyen kişi ya da kurumlar da sorumludur. Tüm bunların yanında ve de ötesinde çocukların yaşam, sağlık, eğitim, iyi hal yüksek yarar vb. tüm haklarını güvence altına alan sözleşmelere imza atan devlet birincil sorumlular arasındadır.” (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir