Panzehir Amerikancı darbe değildir – Fuat UYGUR

FUAT UYGURNükleer Güvenlik Zirvesi için ABD’ye giden Erdoğan’ın nasıl karşılandığı, görüşmelerin seyrini göstermesi açısından da kayda değerdir. ABD merkezli ting tang kuruluşlarının servis ettiği bilgi, Erdoğan’ın işinin kolay olmadığı yönünde. Zaten, Erdoğan’ın hiçbir ABD’li yetkili tarafından karşılanmaması, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yalnızları oynayan görüntüleri, Türk burjuva diplomasisinin içler acısı halini yansıtması açısından şimdiden tarihe geçmiştir.

İşi, ABD’li savcı için de “Paralelci” demeye kadar vardırdılar. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonunun kilit isimlerinden Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanmasından sonra panik butonuna basılmışcasına yandaş medya hop oturup hop kalktı. Ne ki, Zarrab’ı tutuklayan ABD’li savcının “paralelci” yapıdan ödül alırken gözüken photoshop delillerden birkaç gün sonra daha “akıllı” hareket etmeye başladılar. Sanki dünyada Zarrab diye biri yaşamıyor, Türkiye’de adı yolsuzluk operasyonlarına karışmamış, son olarak da ABD’de tutuklanmamış. Mührü de Saray’ın başı vuruyor: “Zarrab’ın bizimle hiçbir alakası yok.”

Ancak, Zarrab’ın ABD’de tutuklanmasının, İran’a yönelik ambargonun delinmesine yönelik sürdürülen operasyonun bir parçası olarak açıklansa da, tamamen Türkiye iç politikasına yönelik bir düzenleme planının parçası olduğu ortada. Zaten, ilk anda çıkarılan yaygaranın büyüklüğü, duyulan korkuyla doğru orantılıdır. (Burada küçük bir parantez açmakta fayda var. Zira, Zarrab tutuklanacağını bile bile ABD’ye giderek, Saray’a yönelik söz konusu ABD operasyonuna gönüllü katılmış izlenimi vermektedir. Nitekim bildiklerinin tümünü anlatması karşılığında serbest kalabileceği ve hakkındaki suçlamaların düşürüleceği belirtilmektedir. Hatırlanırsa, Türkiye’deki yolsuzluk operasyonunda da tutuklanan Zarrab, “Beni çıkarın yoksa konuşurum” şantajıyla birlikte apar topar tahliye edilmişti).

Şimdiki sessizlik, ABD-Türkiye müzakeresinin başladığını göstermektedir. Nükleer Güvenlik Zirvesi için ABD’ye gitmeye hazırlanan Erdoğan’ın nasıl karşılandığı, görüşmelerin seyrini göstermesi açısından da kayda değerdir. ABD erdogan-abd-30martmerkezli ting tang kuruluşlarının servis ettiği bilgi, Erdoğan’ın işinin kolay olmadığı yönünde. Zaten, Erdoğan’ın hiçbir ABD’li yetkili tarafından karşılanmaması, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yalnızları oynayan görüntüleri, Türk burjuva diplomasisinin içler acısı halini yansıtması açısından şimdiden tarihe geçmiştir.

Daha trajikomik hal ise Erdoğan’ın Obama ile görüşmek için düştüğü haldir. “Resmi” görüşme ayarlanamadığı için “gayri resmi” görüşme yapılacağı gibi yalvarırcasına Obama’ya ulaşmaya çalışan Erdoğan’ın hali, Bill Clinton’ın önünde boynu bükük el pençe divan duran Bülent Ecevit’in halinden bir farkı yok.

Zarrab’ı bir şantaj aracı olarak kullanan ABD, bir süreden beri sürdürdüğü Erdoğan’a ayar çekme hamlesini yoğunlaştırmış oldu. Erdoğan’ın ne kadar “esneme kabiliyeti” gösterebileceği, geleceğini belirleyecektir. Erdoğan’ın diktatöryal kaprisleri ve emperyalist efendileri nezdinde biriktirdikleri dikkate alındığında (DAİŞ’in son Brüksel saldırıları karşısında Ankara’nın tutumu ayrıca kayda geçmiştir), ABD’ye tavizden daha fazlasını vererek kelleyi kurtarabileceğini göstermektedir.

Nitekim Çavuşoğlu’nun “PYD konusunda farklı düşünüyoruz diye küsecek değiliz” açıklaması, Erdoğan’ın dersini iyi ezberlediğinin bir işareti. Aksi durumda, Türkiye’nin ABD’ci askeri/sivil darbeye kadar uzanan bir dizi müdahalelere açık hale getirilebileceğini öngörmek mümkündür.

Peki, ABD’nin darbeci Saray’a karşı başlattığı bu hamle, Türkiye’de ve Ortadoğu’da demokratik bir alan açma operasyonu mu? Asla! Objektif olarak ABD’nin demokrat olamayacağı, demokrasinin en has düşmanı olduğu sayısız kez doğrulandı. Bu anlamda Erdoğan’la yürütülen pazarlığın sonucu ne olursa olsun, demokratik bir kazanım elde edilemeyeceği ortada. Erdoğan’ın ABD’ye vereceği taviz, Türkiye ve Ortadoğu halklarına zehir olarak akacaktır. İçeriği nasıl olursa olsun (askeri/sivil) her türlü darbe de ABD menşeli olacağından, gelen gidenden daha fazla Amerikancı olacaktır. Objektif ve sübjektif süreçlerin toplamında demokrasi namına koca bir sıfır elde edilecektir.

ABD’nin mevcut operasyonundan beklenti içerisinde olanların akıldan çıkarmamaları gereken nesnel tek gerçek budur. Saray diktatörlüğüne alternatif olarak kurgulanan ayarlamanın, yeni “Our boys”ların işi olacağını bilmek ve akıldan çıkarmamak gerekir. Bu anlamda niteliğine (sivil/askeri) bakmaksızın, Amerikancı bu darbeye kesin ve mutlak bir biçimde karşı çıkmak gerekir. Amerikancı darbelerden dolayı on yıllarca büyük bedeller ödeyen Türkiye halkları, yeni ve daha büyük acılar yaşamamak, toplumsal olarak daha da gerilere gitmemek için ABD patentli dizaynlara asla prim vermemelidir.

Buradan, Saray despotizminin yerinde kalması gibi bir sonuç da çıkarılmamalıdır. ABD, bir yanıyla kendi hizasına daha da yakınlaştırmak için Erdoğan’a şantaj yoluyla pazarlık masasına otururken, diğer taraftan Türkiye/Kürdistan iç dinamiğinin yarattığı basıncı da görmektedir. Özellikle yeniden başlattığı kirli savaşta istediği sonuca bir türlü ulaşamaması, aklıselim düşünen herkesin dile getirdiği gibi asla muzaffer olamayacağı bir savaşa girişmesi, Erdoğan’ın sonunu hazırlayan en temel dinamiklerden biridir. AKP içindeki çatlak sesler, artık insanın midesini bulandıracak derecede düşkünleşmenin ayyuka çıkması, ahlaki çürüme ve dinsel dejenerasyonun önlenemez düzeye ulaşması; iktidar sarhoşu Saray diktasını iyice köşeye sıkıştırdı. ABD, tüm bunların önüne geçerek, ya atın eyerini değiştirmek ya da kendi atını devreye sokmak istemektedir. İşte, Türkiye/Kürdistan halklarının izin vermemesi gereken durum tam da budur.

Türkiye’nin demokratikleşmesi, kalıcı barışın tesisi Amerikancı darbeye teslim edilmeden, halkların birleşik mücadelesiyle kazanılabilir. Saray darbesinin panzehirinin Amerikancı darbe olmadığı bilince çıkarılarak, özgürlükler mücadelesi büyütülerek demokrasi ve barış tesis edilebilir.

Türkiye’nin, Kürdistan’ın, Ortadoğu’nun halklar cennetine dönüşmesi için asla ve asla Amerika’ya ihtiyaç yoktur. Gölge etmesin yeter.

***

Reza Zarrab’ın ABD’li savcı Preet Bharara talimatıyla tutuklanmasının ardından, tam bir manipülasyon komedisi yaşandı. Yandaş medya, Bharara hakkında akıl almaz iddialar ortaya attı. ABD’li savcıyı da “paralelci” ilan etti. Bunun için en ucuzundan bir de delil yarattı. Savcının, daha önce almış olduğu bir plaketin yerine photoshop’la Gülen Cemaatine yakınlığıyla bilinen “Kimse Yok Mu” adlı yardım derneğinin plaketini yerleştirdi. Habere de, “Reza Zarrab’ı tutuklayan savcı bakın kim çıktı” manşetini atmayı da ihmal etmedi.

Komedi bununla bitse iyi! Erdoğan, Zarrab’ın tutuklanmasının Türkiye ile ilgili olmadığını ilan etti. Kuyruğu kaptırınca, “Acımadı ki” repliğine sarılıyor.

Ama daha da komiği, AKP’li yetkililerin art arda Zarrab’ı tanımadıklarını açıklamaları oldu. Sadece Zarrab’a yılın ihracatçısı ödülünü verirken boy boy fotoğrafları çekilen Numan Kurtulmuş’un sesi duyulmadı henüz. Ama ödülde çekilen fotoğrafların da photoshop olduğunu söylerlerse şaşmamak lazım. Ne de olsa AKP propagandasının özü, Hitler’in propaganda bakanı Göbels’e dayanmaktadır: “Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin. Halk, büyük yalanlara küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.”

Hadi bakalım, devam edin! Ama nereye kadar? Deniz bitti…

(ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir