Bağırma, çağırma Tayyip’i de kurtarmayacaktır – Mustafa KARASU

MUSTAFA KARASUSiyasal sıkıntılar, toplumsal sorunlar, bazı güçleri yan yana getirme yanında, siyasal güçler içinde çatlaklıklar ortaya çıkarma etkenleridir. Özellikle izlenen politikaların başarısızlığı ve bunun getirdiği sorunlar ayrışmalar yaratır. Nitekim AKP, 13 yıldır iktidarda olmasına rağmen her yıl kendi içinde ayrışmalar, kopmalar yaşamıştır. Belli bir istikrarı olan; ağır toplumsal ve siyasal sorunlar yaşamayan ülkelerde bu tür bölünme ve kopmalara Türkiye’de olduğu düzeyde sık rastlanmaz. Ancak köklü görüş ayrılıkları ayrışımlar ortaya çıkarır. Türkiye’de ise AKP gerçeğinde görüldüğü gibi ayrıntılar bile ayrışma ve kopma nedeni olabilmektedir. Çünkü sert siyasal mücadeleler ve çatışmalarda ayrıntılar bile önemli hale gelmektedir.

AKP, Kürt Özgürlük Hareketi’nin tek taraflı çatışmasızlık tutumu gösterdiği ve gerilla güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkardığı bir dönemde iktidara geldi. Öte yandan Kemal Derviş’in ekonomi bakanı olduğu Ecevit hükümeti döneminde 20 yıllık savaşın yarattığı ekonomik sorunlar halkın sırtına yıkılmıştır. Zaten Ecevit’i iktidardan götürün de bu ekonomik sıkıntıların yarattığı tepkiler olmuştur. AKP, siyasal sorunların fazla olmadığı, kapitalist temelde ekonominin büyüyebileceği bir dönemde iktidar oldu. Erdoğan’ın, bizim zamanımızda şöyle ekonomik iyileşme oldu, Türkiye kendini şöyle toparladı, dediği durum bu gerçeklikten kaynaklanmıştır. Yoksa 1990’lı yıllardaki hükümetlerden daha beter duruma düşerlerdi. Erbakan başbakan olduğu dönemde ekonomik ve siyasi sıkıntıların ağırlığını gördüğünden Kürt Özgürlük Hareketi’ne haber iletmiş, çatışmasızlık konumuna çekilinmesini istemiştir. Önder Apo bu fırsatı Erbakan’a vermek istemiş, ancak kirli savaş yürüten güçler buna izin vermemiştir. 

AKP iktidara demokratik söylemlerle gelmiş, ancak Kürt sorununda çözüm politikası olmadığından Kürt halkının özgürlük ve demokrasi talebine karşı Erdoğan “düşünmezseniz böyle bir sorun olmaz” demiş; Kürt halkı mücadeleyi yükseltince hem devleti, hem de Özgürlük Hareketi’ni idare etme politikasına yönelmiştir. Ancak her iki tarafı idare edemeyecek ve bir tarafın talebini yerine getirmek durumunda kaldığında Kürt halkının özgürlük mücadelesinin tasfiye edilmesini isteyen asker-sivil bürokrasiyle uzlaşma içine girmiştir. 2007 Mayıs ayında Dolmabahçe Sarayı’nda Tayyip Erdoğan ile o zamanın Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt arasında yapılan mutabakat, Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmek üzerinde olmuştur. Erdoğan, Kürt özgürlük mücadelesi geliştikçe hep yeni ittifaklar yanına alarak kendini iktidarda tutmaya çalışmıştır. İktidara gelirken desteğini aldığı Fetullahçılarla kavga edince de yeni ittifaklar edinmiştir. Bu tür mücadeleler içinde eski arkadaşları ve kendini destekleyen bazı çevrelerle karşı karşıya gelmiştir. Öte yandan AKP devlet içine yerleştikçe ve büyük ekonomik imkanlara kavuştukça zihniyetinde, ilişki ve ittifaklarında değişiklik ortaya çıkmıştır. Devlet içine girip Kürt halkı ve demokrasi güçlerine karşı düşmanlığı arttıkça gerçek yüzü daha fazla açığa çıkmıştır. Bu da AKP’nin demokrasi söylemlerine kanarak AKP’yi destekleyenlerde ayrışmayı beraberinde getirmiştir. 

Erdoğan, en kirli işleri Davutoğlu’na yaptırdı

Erdoğan bir taraftan iktidarını koruma, diğer taraftan öngördüğü rejimi kurma yolunda adımlar atmaktadır. Öyle ki, başkanlığını tüm düşmanlarını yanına alarak gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Kürt düşmanlığında öyle ileri gitmiştir ki, hiçbir zaman AKP ile yan yana geleceği düşünülmeyen çevreler bile şimdi Erdoğan’ın Kürt düşmanlığı üzerinden kuracağı siyasi sistemin ittifakı haline gelmiştir. Bu durum, hem devlet imkanlarını paylaşmada yeni çevrelerin devreye girmesini beraberinde getirmiş, hem de politika ve uygulamalarda bazı farklılıklar ortaya çıkarmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı mücadele sertleştikçe bunun iç ve dış politikaya yansımaları görüldükçe Erdoğan ve ekibiyle Davutoğlu arasında sorunlar çıkmıştır. Aslında amaçta farklılık yoktur, ancak amaca giderken uygulanacak yol ve yöntemlerde farklılıklar ortaya çıkmıştır.  Erdoğan AKP iktidarının en kirli işlerini Davutoğlu’na yaptırmış, ancak gelinen aşamada Erdoğan daha hızlı adımlar atmaya yönelince Davutoğlu’nun tarzıyla sorunlar yaşanmıştır. Bu durum Erdoğan ve çevresiyle Davutoğlu ve çevresini karşı karşıya getirmiştir.

Davutoğlu, Erdoğan ve çevresiyle yaşadığı sorunları bağırarak, çağırarak, Kürt düşmanlığında Erdoğan’dan aşağı kalmadığını ortaya koyarak aşmaya çalışsa da bunda başarılı olamamıştır. Erdoğan kendine tam biat edenlerle yürümek istediğinden oturtmak istediği rejim önünde hiçbir uygulama pürüzünün ortaya çıkmaması için Davutoğlu’nu saf dışı etmek istemiştir. Erdoğan Davutoğlu’nun koltuğuna tekmeyi vurup evine göndermiştir.

Davutoğlu “ben canla başla çalıştım” derken, Kürt ve demokrasi güçleri düşmanlığında üzerime düşeni yaptım demiştir. Hatta Erdoğan’a ne söylediniz de yapmadım diyerek sitem etmiştir. Erdoğan böylece ne istedin de vermedik dediklerinden sonra, ne istedin de yapmadık diyenleri de saf dışı etmiştir. Erdoğan karşı devrimcilerin uyguladıkları yöntemleri uygulamaktadır. Daha doğrusu amaca ulaşmak için her yolu mubah gören, amaca doğru yürürken hiçbir küçük farklılığı bile kabul etmeyen bir otoriter siyasetçidir. Tarihte kendi düşündükleri sistemleri kurmak isteyenler böyle hareket etmişlerdir. Önünde kardeşi de olsa, eski arkadaşı da olsa ezer geçerler. Böyleleri için hiçbir değerin anlamı yoktur. Tek değer, önlerine koydukları amaçlarıdır. Bu, aslında tam bir diktatörlük tarzıdır. Bunun günümüzdeki ifadesi ise faşizmdir; her konudaki tek tipçiliktir. Erdoğan, ulus-devletçi Kürt düşmanı karakteriyle, tek tipçi bir zihniyetle hareket ettiği gibi, yönetim tarzında da tek tipçidir. İşte Davutoğlu bu faşist karakter tarafından saf dışı edilmiştir. Tarihte de tüm faşist liderler en yakın arkadaşlarını saf dışı etmişlerdir. Dolayısıyla aynı zihniyetteler, aynı uygulama içindeler; niye ayrı düştüler diye şaşılmamalıdır. Tek tipçi faşist yönetimlerin ve liderlerin karakteri budur. 

Baharı göremeden gitti

Kuşkusuz bu durumu yaratan en önemli etken, Kürt halkıyla yürütülen sert mücadeledir. Erdoğan iktidarını ve ömrünü Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesine endekslemiştir. Bunu başarmadığı takdirde iktidarını kaybedecektir. Türkiye’de iktidarlar ya demokratik yoldan Kürt sorununun çözümü için adım atacaklardır, ya da Kürt düşmanlığıyla hareket etmek zorunda kalacaklardır. Kürt düşmanlığı içine girildiğinde de bu kirli savaş her zaman hükümetlere sorun yaratır. Dolayısıyla Kürt sorununda savaş çizgisi her gün yeni sorunlar ve yeni farklılıklar ortaya çıkarır. Kürt sorununun çözümsüzlüğü iktidarları, siyasetçileri bir bir yutar. Kürtlere karşı savaş ortamı bu durumları ortaya çıkarır. Aslında Kürtlere karşı savaşın karakteri bugün Davutoğlu’nu götürdüyse yarın da Erdoğan’ı götürür. Çünkü Kürt halkına karşı savaş kirlidir ve özel bir savaştır. Özel savaşın karakteri nedeniyle kısa sürede sonuç alınmazsa yeni aktörlerin devreye girmesi kaçınılmaz hale gelir. İşte Davutoğlu da Kürt halkına karşı mücadele eden bir hükümetin başı olarak iktidarını kaybetmiştir. O hangi gerekçeyi söylerse söylesin, onu Kürtlere karşı yürütülen savaşın karakteri yemiştir. Devrim çocuklarını yer sözü vardır. Bu devrim Erdoğan gibi karşı devrimci ve kirli savaş yürütenler için daha fazla geçerlidir.

Erdoğan, Osmanlı’daki “devletin bekası için kardeş katli vaciptir” geleneğine uygun hareket etmektedir. Aslında Tayyip Erdoğan Osmanlı’nın iktidar tarzını almıştır. Bunu öğrenmiş ve uygulamaktadır. Davutoğlu, işte çokça dillendirdiği bizim gelenek, kültür dediği bu zihniyet ve değerlerin kurbanı olmuştur. 

Davutoğlu, teröristler baharı görmeyecekler; baharla birlikte bize karşı mücadelenin gelişeceğini söyleyenler kaybedeceklerdir, diyordu. Ama daha bu sözler üzerinden bir ay geçmeden Kürtlere karşı yürütülen soykırım savaşının sorumlusu olarak Başbakanlığını kaybetmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi için kıştan bahara çıkamazlar derken, kendisi baharı ve yazı görmeden sonbaharı yaşamıştır. Yaprak dökümü gibi dökülmüştür. Attığı naralar, bağırmalar, çağırmalar işe yaramamıştır. Mezardan geçerken ıslık çalmış, ama kendini kurtaramamıştır. Her gün sanki bir çocuk müsameresindeymiş gibi bağırıp çağıran, şöyle yıkarım, şöyle ezerim diyen Davutoğlu, celladının elinden kurtulamamıştır. Kuşkusuz Türkiye’de PKK ve Apo düşmanlığını yaparak imkan elde edenler olmuştur. PKK düşmanlığı işe yaramıştır. Bugün de Erdoğan’a yaranmak isteyenler, bir şeyler ele geçirmek isteyenler Kürt Özgürlük Hareketi’ne düşmanlıkta yarışmaktadırlar. Davutoğlu da bunu yapmış, ama kendisini kurtaramamıştır. Aynı politikayı yürütenlerin o politikaların esas sahibi ve ustalarıyla aşık atmaları mümkün değildir. Davutoğlu da Kürt düşmanlığı yaparak Erdoğan’a direnmek istemiş, ama bu işe yaramamıştır. Yaptığı Kürt düşmanlığı, işlediği cinayetler ve suçlar yanına “kâr” kalmıştır. 

Eşekten düşmüşe dönecekler

Davutoğlu’nun başbakanlık dönemi Türkiye tarihine en zalim faşist dönem olarak geçecektir. Bir de bağırarak, çağırarak kendini ayakta tutamayan bir mizah konusu olarak hatırlanacaktır. Türkiye tarihinde başbakanlıktan en trajik biçimde düşen lider olarak anılacaktır. Zaten veda konuşması yaparken suratı eşekten düşmüşe benziyordu. Biz, bir hafta kadar önce Kürtlere karşı savaş açanlar eşekten düşmüşe dönecekler derken ilk düşen Davutoğlu olmuştur. 

Herhalde Erdoğan da eşekten düşmüşe dönmemek için Davutoğlu’nu saf dışı etmiştir. Tamamen Kürt savaşının dümenine kendisi geçecektir. Zaten şimdiden düşük profilli bir başbakan aranıyor. AKP’de bu karakterde düşük başbakan olacak bakan ve milletvekili çoktur. Erdoğan’ı alkışlamaktan eli şişmiş birisi başbakan olacaktır. 

Artık fiili başkanlık resmileşmiştir. Bunu hukuki bir temele kavuşturabilecekler mi göreceğiz. Erdoğan bu konuda ısrarlıdır. Önünde de bir engel görülmemektedir. Kuşkusuz tek engel, en başta da Kürt halkının özgürlük ve demokrasi güçleri olmak üzere demokrasi güçleridir. Erdoğan ister fiili, ister hukuki temelde bir diktatörlüğü yürütsün akıbeti değişmeyecektir. Demokrasi güçleri tarafından eşekten düşmüşe döndürülecektir. Çünkü Erdoğan Kürt halkına ve demokrasi güçlerine karşı sürdürdüğü savaşı kazanamayacaktır. Erdoğan’ın zihniyeti, politika ve uygulamaları 12 Eylül faşist darbesi kadar bile meşruiyete sahip değildir. Bir zamanların kudretli kişisi Kenan Evren kadar bile ömrünü sürdürmesi mümkün değildir. Erdoğan’ın omuzunda suç kayıtlarını yazan melek mutlaka yargılanmasını sağlayacaktır. 

Erdoğan da Davutoğlu gibi şu kadar yaptık, şu kadar öldürdük, şu kadar ezeceğiz diyerek kendini kurtarmaya çalışsa da nafiledir. Varlık nedeni kaybolmuş AKP ve Tayyip Erdoğan’ın ömrü kısalmıştır. Artık başkalarının elinde kullanılan faşist bir figürandır. 

Şu anda Erdoğan düne kadar karşı olduğu güçlerle Kürt karşıtlığı üzerinde ittifak yapmıştır. Her biri bu savaşın bir aşamasında diğerini saf dışı edecektir. Kuşkusuz her iki taraf da demokrasi güçleri tarafından saf dışı edilecektir. Türkiye’nin yakın geleceği kesinlikle böyle yaşanacaktır. 

(Özgür Politika)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir