Bir yıl oldu: Katliam var, sorumlular yok

Diyarbakır’da HDP’nin seçim mitingine yönelik bombalı saldırı bir yılını geride bıraktı. İhmal ve skandallarla göz göre göre gelen katliamda, mağdur olan yurttaşlar ve aileler sorumluların ortaya çıkarılıp cezalandırılmasını bekliyor. Davanın “güvenlik” gerekçesiyle başka bir ile nakledilmek istenmesi adalet bekleyen mağdurları kaygılandırırken, katliam ilgili yürütülen soruşturmada olayın failleri dışında sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma açılmadı. Avukat Ferhat Kılınç, “Ne yazık ki sorumlular aklanmaya ve olayın üstü örtülmeye çalışılıyor” dedi. MHD Eşbaşkanı Gülşen Özbek ise, katliamın insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Amed (Diyarbakır) İstasyon Meydanı’nda 5 Haziran 2015’te düzenlendiği ve yüzbinlerce kişinin katıldığı mitingde yapılan iki ayrı bombalı saldırıda Ramazan Yıldız, Necati Kurul, Şehmuz Kaçan, Civan Arslan ve Ali Türkmen adlı yurttaşlar yaşamını yitirdi, 400’ü aşkın kişi ise yaralandı. Katliam üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen acılar hala taze, patlamada yaralananlar ve yakınlarını kaybedenler ise adalet bekliyor. Katliam öncesinde ve sonrasında ortaya çıkan ihmal ve skandallar zinciri, yeterli önlem alınması durumunda katliamın önlenebileceğini gösterdi. Eğer katliam önlenip, failler yakalanmış olsaydı Pirsûs (Suruç) ve Ankara katliamları yaşanmayacaktı.

Katliamı engellemeyen polislere ödül

Katliama adım adım giden ihmal ve skandallar, hukuk fakültesi öğrencilerine ders konusu olacak nitelikte. Miting alındaki yüz binlerin patlama sırasında panik yerine soğukkanlı davranarak, binlerce kişinin ezilmesinin önüne geçildi. Patlamada yaralanan yurttaşlar için açılan koridor, yaralıların hemen hastaneye ulaştırılması, katliam planlayanların amaçlarına ulaşmasını engelledi. Yurttaşların gösterdiği sağduyu ve soğukkanlı bu tutuma karşın polisin patlamada yaralanan ve hastaneye gitmeyi bekleyen onlarca ağır yaralıya rağmen TOMA’larla alana girerek, yaralılara ve yurttaşlara tazyikli su ve gaz bombasıyla saldırması büyük tepkilere neden oldu. Saldırıda, olay yerinde bulunan ve davanın seyrini değiştirebilecek deliller zarar gördü. Polis benzer uygulamayı Ankara katliamında da yaptı. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü soruşturma açması gerektiği yerde mitingde görev alan polislerin ödüllendirilmelerini istemesi katliama damgasını vuran başka bir skandaldı. Diyarbakır Emniyet Müdürü Halis Böğürcü, mitingde görev yapan 2 bin 360 polise “taltif” yani para ödülü verilmesi için katliamdan 6 gün sonra 11 Haziran’da ilgili müdürlüklere talimat yazısı yazdı. Ödül istenen polisler listesinde Bomba İmha ve İnceleme Şubesi ile TEM Şubesi polislerinin yer alması da dikkat çekti. Ödüle gerekçe olarak da miting öncesi alınan” tedbirler” gösterildi. Bu yazı 12 Haziran’da Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderildi.

Soruşturma var, soruşturulan yok

Göz göre göre gelen katliamla ilgili ihmali araştırmak için İçişleri Bakanlığı iki mülkiye başmüfettişi görevlendirirken, arada geçen bir yıllık sürede sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma açılıp açılmadığı muamma olarak kaldı. Amed Valiliği ise, katliam öncesinde yani 2 Haziran’da “Kamu Hastaneleri Birliği Sekreterliği”ne gönderdiği yazıda, miting yapılacağı gün için alınacak “güvenlik tedbirleri” kapsamında diğer bazı kurumlarla birlikte Kamu Hastaneleri Birliği Sekreterliği’nden muhtemel yaralanma veya can kayıplarına karşı tüm kapasitenin gözden geçirilmesi istenmesi dikkat çekti.

Gönder aranmasına rağmen serbest bırakıldı

Katliamın ertesi gününde ise soruşturma için 5 savcı görevlendirdiğini açıklayan Amed Cumhuriyet Başsavcılığı, jet bir kararla soruşturma için “gizlilik” kararı aldırması, avukatların soruşturmayla ilgili bilgi alınması engelledi. Katliamdan birkaç gün sonra Antep’te yakalan ve yakalandığı bizzat dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanan Orhan Gönder için ailesi oğlunun “DAİŞ’e katıldığı” gerekçesiyle Semsûr (Adıyaman) Emniyet Müdürlüğü’ne 2014 yılında kayıp başvurusunda bulunduğu ortaya çıktı. Suriye’deki DAİŞ kamplarında 6 ay eğitim aldıktan sonra 26 Mayıs 2015’te Türkiye’ye giriş yaptığı ortaya çıkan Gönder’in, 2 Haziran’da Dîlok’ten (Antep) Amed’e gelerek bir otele yerleşti. 3 Haziran’da Gönder’in kaldığı otele gelen polisler yoklama kaçağı olduğu gerekçesiyle hakkında işlem yaptı, ancak serbest bırakıldı. Bu sırada Gönder’in odasında patlamada kullanılan bombalar vardı. Ancak polis Gönder’in kaldığı odada arama yapmadı.

Gönder yerine kardeşine arama

Gönder’in yakalanmasıyla birlikte ihmal ve skandallar zincirine başka bir halka eklendi. Ailesinin yaptığı başvuru üzerine “Terör nitelikli kayıp şahıs” olarak aranması gereken Gönder’in yerine Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne (UYAP) kardeşi Engin Gönder’in “Terör nitelikli kayıp şahıs” olarak kayda geçirilmesi katliamın göz göre geldiğinin göstergesi oldu. Semsûr’deki DAİŞ faaliyetleri hakkında CHP heyetinin hazırladığı raporda, Gönder’in ailesiyle yapılan görüşme katliamın göz göre göre geldiğini ortaya seriyor. Gönder’in ailesi heyete şu bilgileri aktardı: “Biz de oğlumuz gidince bu işin başı kimdir diye çok araştırdık. Sekiz ay boyunca sınırlara gittik. Valiye, kaymakama fotoğraflarını verdik. Sekiz ay uğraştık, 10 kez savcılığa kayıp ilanı verdik. AKP İl Kongresi’nde Başbakan’la görüştük. Başbakan, ‘Senin oğlun için MİT’e talimat verdim’ dedi.” Ailenin bu çabalarına rağmen Gönder Türkiye’ye gelerek, rahat bir şekilde dolaşmaya devam etti.

Katliamın iddianamesi 11 ay sonra hazırlandı

Amed Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 ay sonra katliamla ilgili iddianameyi hazırladı. Hem katliam mağdurlarını hem de davaya müdahil olmak isteyen insan hakları savunucularının tepkisini çeken iddianame, “sığ yüzeysel” olduğu gerekçesiyle sıkı sık eleştirildi. Diğer bir tartışma ve eleştiri konusu ise davanın “güvenlik” gerekçesiyle yargılamanın başka bir şehre nakledilmesi yönünde Amed 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin Adalete Bakanlığı’na yaptığı başvuru oldu. İddianamede, olayın faili olan Gönder ile birlikte İsmail Korkmaz (35), Mustafa Kılınç (39) ve Burhan Gök (37) tutuklu olarak yer alırken, katliam emrini veren DAİŞ’in sözde sınır emri İlhami Balı ise firari şüpheli olarak yer alıyor. İddianamede sanıkların “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “Nitelikli öldürme”, “Nitelikli öldürmeye teşebbüs” ve “Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma” suçlarından cezalandırılması istendi. İddianamede tutuklu sınıklar Orhan Gönder, İsmail korkmaz, Mustafa Kılınç ve Burhan Gök ile firari sanık İlhami Balı hakkında 5’er kez ağırlaştırılmış ömür boyu ve 4 bin 101’er yıldan 6 bin 318’er yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianame, Amed 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen dava, yapılan nakil talebi nedeniyle henüz duruşma tarihi belli değil.

Katliamın firari sanığının telefonu dinlenmiş

Emniyet tarafından 2014 yılından beri telefon ve e-postalarının dinlendiği ortaya çıkan davanın firari sanığı DAİŞ’li Balı’nın dinlenen tape kayıtlarında, Türkiye’nin Suriye sınırında DAİŞ’in iletişim bürosu açarak sınır hattında lojistik ve çete üyelerinin geçişini rahatça organize ettiği ortaya çıktı. Amed, Pirsûs (Suruç) ve Ankara katliamlarının emrine verdiği belirtilen Balı’nın telefonlarının dinlenmesine rağmen yakalanmaması ve katliamların engellenmesi skandalın başka bir boyutu olarak hafızalara kazındı. Katliam önce ve sonrasında ortaya çıkan ihmal ve tedbirsizlik, yeterli ve etkili önlem alınması durumunda katliamın engellenebileceğini ortaya çıkardı. Aradan geçen 1 yıllık sürede katliam mağdurları ve insan hakları savunucuları adalet ve sorumluların cezalandırılması bekliyor.

Sorumlular aklanmaya çalışılıyor

Patlamada ayaklarını her iki ayağına kaybeden ve tedavi için Almanya’da bulunan Lisa Çalan’ın avukatı Ferhat Kılınç, bombalı saldırıyla ilgili yürütülen soruşturma hakkında konuştu. Yaklaşan genel seçimler öncesinde Türkiye genelinde HDP ve sol partilere yönelik bu tarz bombalama eylemlerinin yapılacağının kamuoyunda beklendiğinin altını çizen Kılınç, “Bu açıdan yeterli bir güvenlik önlemi alınabilirdi. Fakat Türkiye satında bir güvenlik önlemi alınmadığı açık bir şekilde görüyoruz ve gördük. Bunun yeterli bir şekilde yerine getirilmediği tüm soruşturma aşamasında soruşturma içerisinde de ortaya çıktı. Ancak davanın iddianamede bu açık güvenlik zafiyetinden hiçbir şekilde bahsedilmemiş. Bu tarz eylemlere aydınlatmaya yönelik gerçek etkin bir soruşturma hiçbir zaman yürütülmedi. Kamuoyunu tatmin edecek bir soruşturma göremedik. Kamuoyuna bir suçun failli gösteriliyor. Şahıs bu onun üzerinden suçlu yaratılmaya çalışıyor. Bu patlamaların süreklilik arz etmesi ve bunların engellenmemiş olması açık bir şekilde etkin bir soruşturmanın yapılmadığını gösteriyor. Türkiye’de özellikle sol ve Kürt partilere yönelik gerçekleştiren eylemlerde ne yazık ki etkin bir soruşturma yürütülmüyor. Tam tersine sorumlular aklanmaya ya da olayın üstü örtülmeye çalışılıyor” dedi.

Devlet ailelerin mağduriyetini gidermedi

Katliam sonrasında devlet yetkililerinin yaptıkları açıklamalarda katliamda yaşamını yitirenlerin mağduriyetinin giderilmesi ile ilgili açıklamalar yaptığını hatırlatan Kılınç, “Haziran’daki patlamada yaşamını yitiren ve uzuv kaybı yurttaşlarımız mağduriyetinin giderilmesi için Diyarbakır Valiliği’ne yapmış olduğumuz başvuru hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedildi” diye belirtti. Kılınç, katliamda sorumluların ortaya çıkarılması ve davaya müdahil olmak için mahkemeye başvurduklarını sözlerine ekledi.

Sanık olması gerekenleri mağdur gösterdiler

Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) Eşbaşkanı Gülşen Özbek ise, davanın basit bir adli vaka olarak değil insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Katliamla ilgili yürütülen soruşturmada sanık olarak yargılanması gereken kişilerin mağdur olarak gösterildiğine dikkat çeken Özbek, katliamın bir numaralı sanığı Orhan Gönder’in polise verdiği ilk ifadede bazı kişilerin ismini verdiğini ancak daha sonra bu ifadesini geri çektiğini söyledi. Özbek, dava dosyasında eksiklerin giderilmesi, sorumluların ortaya çıkarılıp yargılanması için hem kurumsal hem de bireysel olarak dava müdahillik talebinde bulunduklarını kaydetti. Mahkemenin davanın nakline “STK’lerin yoğun ilgisini” gerekçe olarak gösterdiğini anımsatan Özbek, yargılamanın başka bir ilde yapılmasının katliamın mağdurları ve takipçileri büyük zorluklara neden olacağını belirtti. (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir