Haziran’da Yaşam, Haziran’da Direniş, Ölmek de Nesi? – Hilmi TOY

Hilmi-TOY

 

 

 

 

 

Direniş yüklü Mayıs’ın tanıklığında girdik Haziran günlerine. Bütün Kentlerin Gezi koktuğu günlerdeyiz. Bütün Kentleri Gezi kılan bir tarihin satır başlarında durulan günlerdeyiz. “Bu daha başlangıç” vurgusundan “Buradayız, Bir Aradayız” çizgisinin çizildiği günlerdeyiz. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişinin izinden sokakların dar geldiği günlerdeyiz. Sermayenin sözcüleri “yollar yürümekle aşınmaz” demişlerdi yürüyenlere, biz değil yolların, hükümetlerin sarsıldığını, yasaların yüce meclislerinden geri döndüğünü gördük.

Haziran günleri ağır, zor ve zorlu geçecek gibi yine. Siyasal yönetim krizi atlatıldı denemez. Davutoğlu ve ekibinin iç tasfiyesi bunun önemli ama son olmayan verisidir. Öncesi olduğu gibi, sonrası da olacaktır. Yeni hükümet ile istikrar görüntüsü çizilmiş olsa da daha çok istikrarsızlığı ifade eden verileri çok, ilk günden birbirinin gaflarını düzeltme çabaları, değişik tutumları bunu gösteriyor. Yakılan, yıkılan kentler geçidi ile bunun ortaya çıkardığı gerçek de bu krizin derinleşmesini sağlıyor. Dışarı da “stratejik derinlik”te derinleşen “değerli yalnızlık”, içeri de “üçü bir arada” ittifakı ile bile çözemedikleri ve yönetmekte zorlandıkları yönetim krizi. Özgürlük ve demokrasinin temel sorunları karşısında “üçü bir arada” olsa da çözemediklerinden çözülüyorlar. Ekonomik çıkarları çatışsa da bu etapta siyasal çıkarları birleşiyor. Egemen sınıflar kendi aralarındaki çıkar çelişkileri ve çatışmaları sonucu birbirlerinin boğazına sarılıp birbirlerini önden, arkadan hançerleseler de bu memleketin teme demokratik ve özgürlükler sorunu karşısında o hep alışık oldukları tekçiliği sağlıyorlar. Her biri bir tek oluyorlar halkların iradesi karşısında. Tarihin gösterdiği ve öğrettiği bir doğru, sorunlar çözemeyen kendisi çözülür. Bu çözülme ağrılı ve sancılıdır aynı zamanda.  Bugün yaşanan da budur özgürlük ve demokrasi mücadelesinin ve istemlerinin karşısında yaşananlar olarak. Öyleyse Haziran’ının direniş günlerinde elleri daha çok kenetlemeli birbirine, daha çok omuz omuza durmalı, birleştikçe güç olunduğunun farkında olunmalıdır. Karanlık ablukayı, baş üstünde dolaşan kara kara bulutları dağıtmanın başka yolu yok.

Haziran denince akla bir de Nazım Hikmet, Orhan Kemal ve Ahmed Arif ile Kazım Koyuncu gelir. Onlar ki, Anadolu Mezapotamya coğrafyasında yetişen ve bu coğrafyanın aydınlık yüzü, şiir dili, öykü ve roman dili, Horon dili, sazı, sözü, kemençesi olup ezeli ve ebedi gerçeğidir. Bu ülke onlara çok şey borçludur. Yatmadıkları hapishane, görmedikleri baskı, zulüm, işkence kalmadı.

Ama düşmana inat bir gün fazla yaşamak tutkusunda yazmadıkları şiir, öykü, roman kalmadı ömürleri yettiğince. Dolu dolu yaşadılar hayatı, öğrendiler öğrettiler. Umutlarını yitirmeden, umutsuz türküler söylemeden. Hem de “umutsuzluk yasak, umutsuz türküler söylemek de” diyerek.

Tam da böyle anlardayız işte. Hurşit Külter 27 Mayıs tarihinden beridir kayıp. Şırnak da bir siyasal partinin il yöneticilerinden. Hacı Birlik’in arkadaşı. Cenazesinde konuşan insan, mücadele yoldaşını uğurlarken konuşuyor acılı, öfkeli, ağıt yüklü. Yeni bir Gözaltında kayıp etme girişimi. Bir kayıp mezar olasılığı daha Fırat’ın öte yakasında. Anlaşılan politikalar yeniden güncelleniyor bir çok şey gibi. Bir gözaltında, bir değil deyip sonrada hiçbir bilgi alamıyor ailesi, avukatları. Mecliste soruluyor yine bir yanıt yok. Haberler iyi değil, kötü kokular sızıyor havaya. Günlerin omuzlarımıza yüklediği sorumluluk bu denli ağır ama bir o kadar da onurlu. Hayat her şeye rağmen sürüyor. Hem de dolu dizgin. Bizler hayatın ellerinden umutla tutmalı, iyimser halleri terketmemeliyiz. Hayatın olduğu yerde umut var demişler. Bizi ayakta tutan o umuttur işte. Hayata anlamını veren de, rengini katan da bu umuttur.

Haziran’da Ölmek Zor! Haziran günlerinde yaşam, Haziran günlerinde direniş çağırır insanı.

Nazım Hikmet’in ardından “Haziran’da Ölmek Zor!” diye yazmıştı Hasan Hüseyin.

Nazım Hikmet’in ardından Yazar Orhan Kemal, sonra Ahmed Arif ve Kazım Koyuncu düştü peşine. Onlardan çok, ölüm düştü onların peşine. İlle de Denizlerin Çocuğu Kazım Koyuncu’nun peşine.

2 ve 3 Haziran Nazım Hikmet, Ahmed Arif Ve Orhan Kemal ile 25 Haziran Kazım Koyuncu. Haziran’da Ölmek nasıl kolay olsun? Şimdi “Bereketli Topraklar Üzerinde” Kapanmayan “El Kapısı” varken hala, “Hanımın Çiftliği”nde çelişki ve çatışkılar yaşanırken diz boyu, yazmakta bir o kadar zor Haziran’da.

Bizim Nazım Hikmet’i; Irgatların yaşamıyla memleketi bereketli toprağa çeviren, Çukurova’da hasad zamanı, kavuran yakan sıcağında Dayıbaşılığına, Elçiye karşı, ağalara, beylere karşı direnişin yazarı Orhan Kemal’i; Kürdün Türkçe şairi yada “Şiirin gerillası” Ahmed Arif’i; “Şair Ceketli Çocuk” ya da Denizlerin Sevdasıyla dağların sevdasını birleştiren  “Ben bir müzisyenim, ondan sonra biraz Karadenizliyim, ama hepsinin ötesinde ben bir devrimciyim. Ve gerçekten doğru bildiğim bir şeyi en azından çok zorlanırsam ortaya koymaktan çekinmem” diyen Kazım Koyuncu’yu anlatmak önemli, yazmak zor, hem de Haziran’da Ölmek Zor gibisinden.

Sonra ömrün Firari günleri Gezi ve Geziciler ve de daha daha ötesi. …

Şairdiler, yazardılar, sanatçıydılar, illede devrimciydiler. Tepeden tırnağa sevda, tepeden tırnağa kavga idi yaşamları. Sermayenin olmadıkları kadar bizimdirler. Sermaye düzeni onlara baskı, zulüm, işkence ve mahpusluk ve kanserli hastalıklar verdi, biz yüreğimizdekini. Sevdiklerimize şiirlerini yazdık, şiirlerini gönderdik, kitaplarını armağan ettik, türkülerini dinletip türkülerini söyledik.

15-16 Haziran büyük işçi direnişi ile anıyoruz. Gezi direnişiyle, Gezi’nin direngen güzel yüzlü çocuklarıyla anıyoruz bugün.

Roboski’den Gezi’ye,  Soma’dan Suruç’a, Amed’den Ankara’ya, Sur’dan Cizre’ye çocuk düşlerinde büyütülen umutlarla yazılan bir tarihle, tarihsel bir hesaplaşmayla anıyoruz.

Anılarına saygıyla, umutlarına ve özlemlerine yoldaşlıkla anıyoruz…


 

ÖNCEKİ YAZILARI..

“Bir gül yetişirdim, erken soldu o gül, Onu Kalbimize Gömdük” – 26.05.2016

HALK OZANLARI GELENEĞİNDE BİR OZAN AŞIK MAHSUNİ – 18.05.2016

SOMA HEM DÜNDÜR HEM DE BUGÜN – 13.05.2016

İŞTE BÖYLE AZİZİM!” – 04.05.2016

BUGÜN BAYRAM, 1 MAYIS KUTLU OLSUN! YEK GULAN PİROZ BE! – 01.05.2014

1 MAYIS’A 5 KALA BİR ADIM İLERİ İKİ ADIM GERİ – 28.04.2016

ADIM ADIM 1 MAYIS’A GİDERKEN – 19.04.2016 

ELMA GÜZELİ: BEN YAZMAKTA GECİKTİM, SİZ OKUMAKTA GECİKMEYİN – 11.04.2016

SİYASAL BİR DEPREME İHTİYAÇ VAR MI?   – 31.03.2016

KEM TALİHİ MEMLEKETİN, İNSANIMIZIN KEM TALİHİ “AH ADALET”  – 23.03.2016

SCA İŞÇİSİNİN YÜZÜ GREV YÜZÜ  – 12.03.2016

DEVLET VE DEVLETLÜ HALLERİ HALKIN – 23.02.2016

DERDİN AL DERMANI OL  – 12.02.2016

YAZIYOOOR, YAZIYOOOOR, “SOKAK HABERLERİ TUTUKLANDI” YAZIYOOOOR! – 06.02.2016

Günlerden Güne Ad Olanlara…

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir