ABF Başkanı: Hedefimiz ‘Demokrasi Cephesi’ kurmak

Yapılan son Genel Kurul toplantısı sonucu bir kez daha Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı seçilen Baki Düzgün, yeni dönemde Alevi hareketinin mücadelesinin ana unsurunu her çeşit asimilasyona karşı mücadele ve eşit yurttaşlık talebinin oluşturacağını söyledi. ABF olarak temel hedeflerinin ise “Demokrasi Cephesi”nin oluşturulması olduğunu vurgulayan Düzgün, Alevi ve Kürt halkının ortak mücadele hattı örmesinin ise daha güçlü bir demokrasi anlamına geldiğini ifade etti.

Alevilerin en kitlesel örgütü olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), 2002 yılında Alevilerin birlik ihtiyacına hitaben Alevi inanç önderlerinden Ali Doğan’ın öncülüğünde kuruldu. Yaklaşık 200’den fazla Alevi kuruluşun içinde barındırarak Alevi hareketinin bir üst örgütlenmesi olan ABF, geçtiğimiz günlerde 8. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Alevi dedesi Baki Düzgün, son 1,5 yıldır Genel Başkanlık görevini yürüttüğü ABF’ye yeni dönemde tekrar başkan seçildi.

ABF Genel Başkanı Düzgün ile Alevi hareketinin yeni dönemini ve güncel gelişmelere dair konuştuk.

Düzgün, Saray tarafından uygulanan faşizan politikalarının karşısında Alevi hareketinin çok daha sistematik, programla ve ısrarlı bir mücadele hattı izleyeceklerini söyledi. ABF’nin özellikle Temmuz 2015’ten sonra başlayan savaş sürecine karşı “barış” temasıyla ciddi bir mücadele hattı çizmeye çalıştığını belirten Düzgün, “Saray halkları birbirine kırdırtmak istiyor, ayrıştırma ve Türkleştirme politikası izliyor. Kürtleri katlederken, Alevileri asimile etmek için hazırlıklar yapıyor. Maraş, Sivas, Dersim’de mülteci kampları kurmak istiyor. Türkiye’deki gelişmelere bakıldığında önümüzdeki süreç çok daha hızlı geçecek. Ancak şunu da bilmeliler ki tarihte Kürtler ve Aleviler hiç zaman teslim alınamamıştır. Çok katliam ve zulüm gördük ama kendimizi hep diri tutarak bu günlere geldik” diye konuştu.

‘Asıl talebimiz bir demokratik devrim’

Düzgün, özellikle okullarda yürütülen ve Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle topluma dayatılan asimilasyon politikalarına karşı mücadelenin ve eşit yurttaşlık talebinin yeni dönem mücadelelerinde de ana unsur olmaya devam edeceğini söyledi.

Türk kimliği ve Sünni inancının AKP-Saray tarafından bir iktidar aracı olarak kullanıldığını belirten Düzgün, şunları söyledi: “Biz herkesin kendi inancını yaşamını istiyoruz. İnanç insan ile Hak arasındadır. Ancak iktidar bu gün inançları, kimlikleri birbirine kırdırtmak istiyor. Başka şansı görmüyor iktidarını sürdürmek için. Tüm inanç ve kimlikler bir arada var olabilmeli. Bunun var olabilmesi için de eşit yurttaşlık gereklidir. Ortak bir sözleşme, ortak Anayasa ile taçlandırılmalıdır. Aslında eşit yurttaşlık talebimiz bir biçimiyle demokratik devrimdir. Bunu yapmanın çok zor olduğunu biliyoruz ancak her şeye rağmen ülkemize demokrasi ve özgürlükleri getirebileceğimizi düşünüyoruz.”

Demokrasi Cephesi ihtiyacı

Düzgün, yeni dönemde ABF’nin asıl hedeflerinden birinin de ‘Demokrasi Cephesi’ni oluşturmak olduğunu ifade etti.
Türkiye’de iş, ekmek ve yoksulluk gibi birçok sorun olduğunu, ancak bunların ötesine geçen ‘yaşama sorunu’ olduğu vurgulayan Düzgün, “Farklılıklar bu ülkede yaşayamıyor. Böyle bir noktaya gelmişken artık tüm demokratik kesimlerin bir araya gelerek ortak bir cephede buluşması lazım” diye konuştu.

‘Hiçbir ön yargı ve şartımız olmayacak’

Türkiye halklarının Demokrasi Cephesi ihtiyacının altını çizen Düzgün, “12 Eylül döneminde yaşananlar, bize bu ihtiyacı çok iyi göstermişti. O dönem herkes yan yana gelebilseydi belki de faşizm yükselmeyecek, insanlar işkencelerde katledilmeyecekti. Şimdi de faşizmin hat safhaya çıktığı bir dönemdeyiz. Küçük, dar dünyalarımız ve kendimizde ısrar etmemeliyiz. Tam tersine ısrarla demokratik bir cephe oluşturup mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor. Genel Kurul’umuzda da konuştuk. Eğer bir cephe oluşturuluyorsa, hiçbir ön yargı ve şart koşmadan Türkiye’nin barış, demokrasi ve insan hakları için altına imzamızı atarız” ifadelerini kullandı.

ABF’nin çağrısı

Düzgün, bu noktada tüm muhalif ve demokratik kurumlara da şu çağrıyı yaptı: “Bu tarihsel bir süreçtir. 12 Eylül yargılarken sadece o dönemdeki katliamcıları, darbecileri yargılamıyoruz. O dönem politika üretmeyen, halklar adına yan yana gelmeyenlere de sorumluluk yüklüyoruz. Artık bugün o noktada olmamalıyız. Ders alıp bütün farklılıkları bir araya getirerek bu mücadeleyi genişletmek zorundayız. En ufak bir hak talebinde insanlar baskı altına alınıp, sindirme ile karşı karşıya artık. Bir korku imparatorluğu var. Bunu kırmanın tek yolu güç olmaktan geçiyor. Artık yan yana gelmek zorundayız. Barış, demokrasi ve özgürlükler için. Özgür yaşam için eşit yurttaşlık için bir arada olmak zorundayız. Bize dayatılan yok etmek politikasına karşı örgütlenip cevap olmayız. Bu nedenle Demokrasi Cephesi’nin oluşması çok anlamlı ve değerlidir.”

‘Alevi ve Kürtlerin ortaklığı daha güçlü bir demokrasidir’

Düzgün, Türkiye’de demokratik mücadele temel iki güç olan Alevi ve Kürt örgütlenmelerinin ortak mücadele etmesinin önemi üzerinde de durdu.

Alevi ve Kürt halkının şu anda siyasi iktidar tarafından iki ana hedef olduğunu söyleyen Düzgün, iki halkın ortaklaşmasının demokrasinin daha güçlü bir şekilde kurulması anlamına geldiğini ifade etti. Düzgün, “Bu devlet her zaman Alevilere, ‘Kürtler Şafidir, bunlar sizi asarlar, keserler’ dediler. Sonra bir baktık ki bizi asıp, kesen Kürtler değil, bu devlet bu sistemin kendisiymiş. Şimdi devletin yanında olan Kürtler iyi, mücadele eden Kürtler kötü. Kızılbaş Aleviler isyancı, Bektaşiler devlet yanlısı. Bu söylemler her zaman böl, parçala, yönet politikalarından süre geliyor. Ama artık bunları aşmamız lazım. Mazlum halklar her zaman sistem tarafından ayrıştırılmaya çalışılmış. Sistemin bu günkü temsilcisi ise Saray’daki zati muhterem ve AKP’dir. Buna karşı ortak mücadele şarttır.

Mezarda buluşuyoruz, yaşamda neden buluşmayalım?

1938’den 2015 yılına kadar bu ülkede katledilenlerin mezarlarına baktığımız da Kütler ile Aleviler o mezarlarda buluşmuşlardır. Demek ki ölmeden önce de bulaşabiliriz. Ölmeden önce buluşalım ki tüm katliamları engelleyebilelim” diye konuştu.

Düzgün, 2 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas katliamının 23. yıl dönümünde yapılacak anma etkilikleri öncesi Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın ‘Tarihimizde insan yakmak yoktur’ sözlerini de hatırlattı.

Düzgün, Bozdağ’ın bu sözlerine ilişkin “Madımak’ta yaktılar. Bugün geldi Cizre’de yaktılar. Her yıl 2 Temmuz’da Sivas’ta oluyorduk. Ancak bu yıl 30 Haziran’da Maraş’ta olacağız. Orada cem yapacağız. Sonra Sivas’a gidip canlarımızı anacağız. Ardında Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı ziyaret edip, katliamları lanetlemek için Sur’a gideceğiz” diyerek herkesi düzenleyecekleri etkinliklere katılmaya davet etti. (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir