Gazetecilerden DİHA muhabiri Oruç’a destek

Altı aydır tutuklu bulunan DİHA Silopi muhabiri Nedim Oruç yarın ilk kez hakim karşısına çıkacak. “Suçu bildirmemek” suçlamasıyla yargılanacak muhabire destek açıklamasında bulunan meslektaşları, Oruç’un meslek etiğine ve kamu yararını gözeterek mesleğini yaptığını ve bundan dolayı yargılanamayacağını hatırlattı. “Savcı muhbir ile muhabiri karıştırmış” diyen gazeteciler, yarınki duruşmaya katılım çağrısında bulundu.

Şırnak’ın Silopi ilçesinde 5 Ocak günü gözaltına alındıktan sonra tutuklanan DİHA muhabiri Nedim Oruç haberlerinden dolayı yargılandığı davada “Örgüt propagandası yapmak”, “Örgüte üye olmak” ve “Suçu bildirmemek” iddialarından yarın ilk duruşmaya çıkacak. Cizre Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşma öncesi gazetecilerden Oruç’la dayanışma mesajları geldi. İddianamede Oruç’un, kazılan hendek ve barikatları emniyete bildirmediği için “yetkili makamlara bildirmemek” ile suçlanmasını gazeteciler, “skandal” olarak nitelendirirken, Oruç’un “muhbir” değil gazeteci olduğunu hatırlattı.

Engin: Savcı muhbir ile muhabiri karıştırmış

Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Aydın Engin, Oruç’a yönelik hazırlanan iddianameyi eleştirdi. Savcının öncelikle “embedded gazetecilik” ve “embedded gazeteci” kavramlarını öğrenmesi gerektiğini belirten Engin, savcının daha sonra Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) “Gazetecilik ahlak ilkeleri”ni baştan sona okuması gerektiğini hatırlattı. Engin, “Savcı böylece havuz gazetecisi ile sahici gazeteciyi karıştırmamayı öğrenir. Savcı böylece ‘muhbir’ ile ‘muhabir’ arasındaki derin farkı da öğrenir. Savcı böylece böyle iddianameler yazarak ele güne karşı gülünç duruma düşmekten kurtulur. Yakında bazı savcılar ve yargıçlar için ‘Gazetecilik ve gazeteciliğin evrensel ilkeleri’ konulu bir eğitim programı düzenleme zorunluluğu doğduğu kanısındayız” dedi.

Çelikkan: Oruç gazetecilik yapmıştır, yargılanamaz

Hafıza Merkezi yöneticisi gazeteci Murat Çelikkan da, iddianameye tepki gösterdi. “Meslektaşım Nedim Oruç 6 aydır tutuklu. Çünkü hakkındaki iddianamenin hazırlanması 6 ay sürdü ve gazeteci Oruç bu süreyi cezaevinde geçirdi. Mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede Oruç’un ‘örgüte üye olma’, o olmazsa ‘örgüte üye olmasa da örgüt adına suç işleme’, ‘işlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmemek’ ‘suçlarından’ cezalandırılması isteniyor. Bu suçların kanıtı nedir?” diye anımsattı. İddianamede yer alan suç iddialarının aslında haber olduğunu belirten Çelikkan, şunları söyledi: “Hendek kazma ve barikat kurma gibi terörist faaliyetleri görüntüleme’, ‘röportajlar yapma’, ‘faaliyetlerin meşru olduğu izlenimi verme’, ‘haberlerini Dicle Haber Ajansı’na göndererek ülke genelinde yayılmasını sağlama’ ve tüm bunları ‘gazetecilik faaliyetiyle perdeleme’. Görüldüğü üzere Oruç gazetecilik faaliyeti nedeniyle ‘terör örgütü üyesi olmak ve propaganda yapmaktan’ yargılanıyor. Yargı bu ülkede hiçbir zamana uluslararası standartlarda bağımsız ve tarafsız olmadı. Denilebilir ki hakimler ve savcılar her zaman iktidarların baskısına maruz kalmıştır ve yargıçların da çeşitli iktidar odaklarının etkisi aldığında kaldığını gösteren epey veri var. Ama bu temel sorun, üstüne gidip giderilmesi gerekirken tersine arttı; son zamanlarda baskı, hükümet politikalarına uygun davranmayan savcı ve hakimlerin sürekli soruşturmalara maruz kalması da neredeyse norm haline geldi. Hakim ve savcıların bazılarının yargılandığı, sürgün edildiği bir ülkede artık bir hukuk düzeni, hukukun üstünlüğü ve bunu koruyan bağımsız hakim ve savcılar olduğu söylenemez.” Nedim Oruç şahsında tutuklanan ve yargılanan tüm bağımsız gazeteciler ve gazetecilik mesleği olduğunu dile getiren Çelikkan, “Meşruiyeti bağımsız hukukçular tarafından oldukça şaibeli bulunan sokağa çıkma yasağını ihlal etmenin cezası para cezasıdır. Kaldı ki Oruç bunu kamuoyunu haberdar etmek için yapmıştır ve haberlerini de Türkiye’ye ulaştırmıştır. Yani gazetecilik yapmıştır. Tutuklanması ve yargılanması kabul edilemez” dedi.

Yıldırım: Devletin utancı

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ayşe Yıldırım da, gazetecilerin iktidarın yaratmaya çalıştığı makbul vatandaş tanımına uygun olan “muhbirler” değil muhabirler olduğunu söyledi. Savcının iddianamesinin de aslında Oruç’un gazeteci olduğunu kanıtladığını belirten Yıldırım, şöyle devam etti: “Nedim Oruç, barikatlara gitmiş, insanlarla konuşmuş ve bunu haber olarak yazmıştır. Bunun ötesinde savcının iddia ettiği gibi gazetecinin araç ve gereçlerinde yer alan haberin temelini oluşturan unsurların ‘suç’ delili olarak gösterilmesi kabul edilemez. ‘Suçu bildirmemek’ gibi bir suçlama ise devletin gazetecilere bakış açısını gösteren bir utançtır.”

‘Serbest bırakılana kadar mücadeleye devam’

Oruç’a yöneltilen suçlamaların genel olarak basını özelde de bölgede görev yapan gazetecileri susturmaya, korkutmaya yönelik çabadan başka bir şey olmadığını anımsatan Yıldırım, “Bizlere düşen görev ise mesleki dayanışmayı bırakmamak, gazeteciliğin suç olmadığını daha yüksek sesle dile getirmek, gerçekleri yazmaya devam etmek ve yargılanan meslektaşlarımızı yalnız bırakmamaktır. Tutuklu son gazeteci serbest bırakılana kadar bu mücadele sürmelidir” diye konuştu.

Işık: İddianame skandal

Gazeteci Fehim Işık da, iddianamenin skandal ifadeler içerdiği vurguladı. Savcının Oruç’u suçlamak için her yolu denendiğini dile getiren Işık, savcıların Oruç’la ilgili gazetecileri suçlamak için yeni bir suç daha ilan ettiklerini bu suçlamayı da “hilkat garibesi” olarak nitelendirdi. Işık, “Sanki gazetecinin muhbirlik gibi bir görevi varmışçasına onu hendekleri ihbar etmemekle suçluyorlar. Bu bile Nedim’in ve Nedim gibi yakalanıp hapsedilen arkadaşlarımızın ne kadar namuslu gazetecilik yaptıklarının kanıtıdır. Kendilerini muhbir gazetecilere alıştıranlar, bu tür gazetecilerin devleti kollayan ve yüce gösteren haberlerini gazetecilik sayanlar, gerçek ve özgür gazetecileri de terörist göstermeyi tercih ediyorlar” dedi. Oruç’un yaptığı gazeteciliğe tanık olduğunu belirten Işık, “Biz Nedim arkadaşımızın yaptığı özgür ve bir o kadar da namuslu gazeteciliğin tanığıyız. Onun gazeteciliğin yargılamak da muhbir gazetecilerle çalışmayı hukuk insanı olmayı sanan hukuk düşmanlarının işi değil” diye konuştu.

Polat: Gazetecilik değil muhbirlik suç

Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat da, Oruç’un tıpkı Metin Göktepe gibi gözaltına alındıktan sonra bir kapalı spor salonuna götürülerek işkence uğradığını önce gözaltına aldığının kabul edilmediğini ve ancak gazetecilerin dayanışması sonucu gözaltına alındığı kabul edildiğini hatırlattı. Polat bir gazeteciden muhbir olmasının istenmesinin onu mesleğinin etik ilkelerini çiğneyerek mesleki açıdan suç işlemeye teşvik etmek anlamına geldiğini ifade eden Polat, şunları söyledi: ” Muhbir ile muhabir arasındaki o tek harflik fark, mesleki değerler açısından dünyalara bedeldir. Hiçbir gazeteci haberini yaptığı kaynağının muhbiri olmaya zorlanamaz.” Oruç’un yargılanmasını gerektirecek hiçbir haklı gerekçe olmadığını sözlerine ekleyen Polat, “Nedim Oruç gazetecidir ve gazetecilik suç değildir. Muhbirlik ise bir insanlık suçu” dedi. Polat, tüm duyarlı kesimleri de dayanışmaya çağırdı.

‘Suçlama mantıksız’

Gazeteci Nurcan Baysal da, “Örneğin Suriçi’nde hendekler güvenlik görevlilerinin gözlemleyebileceği bir alanda kazıldılar. Nedim Oruç’un yaptığı haber halkın haber alma ve basın özgürlüğü kapsamındadır, Nedim ve diğer tutuklu gazetecilerin özgürlüğe kavuşmalarını istiyoruz. Bir basın mensubunun hangi haberi uygun bulup paylaşacağı kendisinin mesleki alanı ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, gazeteciye saygı duyulmalı ve hukuksal hakkı sorgulanmamalıdır” dedi.

Öner: Hukuk ve medya cinayeti

Etkin Haber Ajansı (ETHA) Haber Müdürü Önder Öner de, iddianamenin ve gazeteci tutuklamalarının hukuk ve medya cinayeti olduğunu belirterek, “Gazetecinin görevi devlete bilgi taşımak değil, halkın haber alma hakkını sağlamaktır. DİHA muhabiri Nedim Oruç, gözlemlerini, haber notlarını, edindiği bilgileri devlet kurumlarına değil, halka ulaştırmıştır. Bu anlamda görevini başarılı biçimde yerine getirmiştir. Nedim için hazırlanan iddianamede geçen ‘suç işlediklerini görüp öğrendiği halde bu suçları yetkili makamlara bildirmemek’ ifadesi, Saray’ın yandaş gazetecilik tarifinin ta kendisidir” diye konuştu.

‘Örnek gazetecilik yaptı’

Bu suçlamayı asla kabul etmediklerini de belirten Öner, bu iddianın aslında Oruç’un yargılandığı davanın da ilk duruşmasında neden serbest bırakılması gerektiğinin de açıklaması olduğunu söyledi. Özyönetim direnişinin sürdüğü alanlarda haber peşinde koşan gazetecilerin son bir yılın örnek gazetecilik pratiğini sergilediklerini vurgulayan Önder, “Can güvenliklerinin olmadığı alanlarda yaşananları tüm zorlukları aşarak halka, tüm dünyaya duyurdular. Nedim, hapis cezası değil, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı başarı ödülü hak etmektedir. Ocak ayından bu yana tutuklu olan meslektaşımız serbest bırakılmalıdır” diye konuştu.

‘İddianame sorunlu ve tutarsız’

Gazeteci Ragıp Duran ise, Oruç’u suçlamak için savcılık tarafından kaleme alınan iddianame, hem hukuki hem de mesleki açıdan sorunlu ve tutarsız olduğunu belirtti. İddianamede, hukuki açıdan, bir gazeteciye yöneltilen “örgüt propagandası” ve “örgüt üyeliğini” kanıtlayacak herhangi somut bir delil bulunmadığını ifade eden Duran, sözlerini şöyle sürdürdü: “Meseleye mesleki açıdan bakınca, iddianamede yer alan, ‘(…) hendek kazıp barikat kurmak suretiyle devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçunu işlediklerini görüp öğrendiği halde, bu suçları yetkili makamlara bildirmemek’ ibaresi, DİHA muhabirini, gazetecilik/ muhabirlik görevini yapmaktan alıkoymak anlamına geliyor. Çünkü, gazeteciler, bu somut olayda da Nedim Oruç, muhbir ya da güvenlik kuvvetlerinin yardımcı bir elemanı değildir, gazetecidir. Gazeteci, polisin askerin maaşlı ya da gönüllü elemanı gibi çalışamaz. Muhabirin esas görevi, olayları izlemek, yazı ya da görüntülerle belgelemek, bu malzemeyi çalıştığı medya organının merkezine gönderip, yayınlanmasını sağlamaktır. Gazeteci, asker ya da polise değil, gerçeğe, editörüne ve okuruna karşı sorumludur. Gazetecinin muhabirlik faaliyeti sırasında, olağanüstü birkaç durum dışında, Emniyet ya da adli yetkililere bilgi vermek gibi bir zorunluluğu, bir görevi yoktur.”

‘Suçu işleyen kişi hakkında soruşturma açılır’

Oruç’un muhabirlik yaparken, olayın haber değerine, kamu çıkarı açısından yararına baktığını hatırlatan Duran, “Muhabir, izlediği olayın, mevcut kanunlara göre suç olup olmadığı ile birinci derecede ilgilenmez. Bu, polisin, savcıların işidir. Adli makamlar, mesela basın savcısı, medyayı tarar, haberler arasında/içinde, suç teşkil ettiğine kanaat getirdiği olaylar varsa, bu sefer yine muhabir hakkında değil, söz konusu olayın failleri hakkında soruşturma başlatır. Çünkü bir suç işlenmişse, olası suçu haberleştiren muhabir değil, suçu bizzat işlediği öne sürülen kişi hakkında soruşturma açılır” diye konuştu.

Duran, son olarak şunları söyledi: “Kürt ilçeleri yakılıp yıkılırken, HDPli milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılırken, Kürt medyasına ve Kürt meselesini doğru bir şekilde ele alan medya kuruluşları ile gazetecilere yönelik baskılar giderek artıyor. Ne var ki, mevcut bir gerçeği aktarmaya çalışan gazetecileri öldürerek, susturarak, yargılayıp hapse atarak, mevcut gerçeği değiştirmek mümkün değil.”




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir