Bu kampanya adalet için, hepimiz için – Mehveş EVİN

derleme-baslık-MEHVEŞ EVİN-a copy

 

 

 

 

 

Suruç katliamının birinci yılı 20 Temmuz’da doluyor. Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi 33 gencin öldüğü, yüzlercesinin yaralandığı ve Türkiye tarihinde kanlı bir dönemeç oluşturan canlı bomba saldırısına dair ortada bir dava bile yok! Zira soruşturmaya, 10 Ekim Ankara saldırısında olduğu gibi ‘gizlilik kararı’ getirildi. Şimdiye kadar Suruç emniyet müdüründen başka kimsenin adı zikredilmedi.

SGDF’liler, diğer sol gençlik örgütlerinin de desteğiyle Suruç’un yıldönümüne doğru adalet taleplerini bir kampanyaya dönüştürdü.

Kampanya, sadece Suruç için değil; Gezi’den Soma’ya, Roboski’den 10 Ekim’e, Hrant Dink’ten kadın cinayetlerine, tüm karartılan davaları gündeme getirmek ve kenetlenmek adına halka yapılan bir çağrı.

Bu amaçla Suruç’ta hayatını kaybeden 33 gençten hareketle, 33 farklı noktada adalet talepleri yenilenecek. İlki, Berkin Elvan’ın vurulduğu yerde, 16 Haziran’da…

SGDF’li gençlerle bir araya gelip hem kampanyayı hem de Suruç’taki soruşturma sürecini konuştuk.

‘Kampanyayı büyük bir adalet mücadelesine çevirmek istiyoruz’

mehves evin yazi

Soldan sağa: SGDF eşbaşkanları Oğuz Yüzgeç ve Özgen Sadet, Suruç saldırısında yaralanan Ali Deniz Esen (21) ve Ulaş Alankuş (19) ile. Ali Deniz, dizinden yaralanıp tedavi görmüş. Ulaş, Ekim’de bir operasyonla tutuklanıp 7.5 ay hapiste kaldıktan sonra yeni çıkmış. Tutuksuz yargılanıyor.

Suruç’ta hepiniz ağır kayıplar yaşadınız, bizzat yaralandınız. Böylesine bir travmayla nasıl baş edebildiniz?

Oğuz Yüzgeç (24, SGDF eşbaşkanı): Çok güçlü karşıladı herkes. Bunun devleti tanımakla alakası var. 10 Ekim Ankara’da hissettiklerimizle Suruç’ta hissettiklerimiz arasında pek fark yok. Bazı arkadaşlarımız psikolojik yardım aldı. Öte yandan, yas tutmaya pek de fırsat bulamadık. Çok büyük toplumsal tepki vardı, cenazeler peş peşe geldi. Ama bu saldırı, özellikle bize yapıldı. Yakınlarını, çocuklarını kaybeden ailelere moral, güç vermek gerekiyordu. Bizim daha güçlü durmamız lazım, o politik bilinç bize yardım etti.

Özgen Sadık (24, SGDF Eşbaşkanı): Ben Suruç’ta şehit düşen Hatice Ezgi’nin ablasıyım. Zordu… Suruç’taki bir arkadaşın dediği gibi: “Bugün yaşıyorsak yoldaşlarımızın bedeni bize siper olduğu içindir.” Gazilerimizin, ailelerin dik ve kararlı duruşu, bize büyük güç verdi. Aileler, bize şunu söyledi: “Biz Kobane’ye gideceğiz, birlik olacağız.” Çok azı örgütlü, belki hayatlarında basın açıklamasına gitmemişler. Böylesine bir kararlılık ve adalet talebimiz, bizi ayakta tuttu.

‘Suruç için adalet, herkes için adalet’ kampanyasını, taleplerinizi anlatabilir misiniz?

O.Y.: Dört temel talebimiz var. 1-Dosyanın üzerindeki gizlilik kararının kaldırılması. Bu karar kalkmadığı sürece siyasi iktidarın, emniyet kurumlarının, valiliğin ilişkileri saklanıyor ve kamuoyuna açıklanmıyor. 2- Sorumluların yargılanması. Bir tek Suruç emniyet müdürü hakkında soruşturma açıldı, ama kurban olarak seçildiğine inanıyoruz. İstihabarattan kaymakamlığa, valilikten içişleri bakanlığına bu katliamın sorumlularının yargılanmasını istiyoruz. 3- Suruç katliamının tüm belgelerinin açıklanması. 4- HDP Diyarbakır mitinginin bombalanması, 10 ekim Ankara ve Suruç katliamı arasında bir ilişkinin olduğuna dair bilgiler kamuoyuna yansıdı. Bu katliamların ilişkisi aydınlatılsın temelinde yürütüyoruz mücadeleyi.

Mevcut şartlarda taleplerinizin cevaplanacağına inanıyor musunuz?

O.Y: Bizi katledenlerden adalet geleceğini tabii ki düşünmüyoruz. Tüm toplumsal davaları karartan bir iktidar var. Sivas, 16 Mart katliamı, Hrant Dink davası gibi pek çok örnek önümüzde… Temel hareket noktamız, bu kampanyayı büyük bir adalet mücadelesine çevirebilmek. Bu nedenle “Suruç için adalet, herkes için adalet”diyoruz. Eğer bütün adalet mücadelesi verenlerle biraraya gelebilirsek, daha büyük bir mücadelenin basamağı haline getirebiliriz. 10 Ekim Dayanışması, Cumartesi Anneleri, Somalı ve Roboskili aileler, Reyhanlı aileleri… Adalet arayışında kim varsa yan yana getirmeye çalışıyoruz. Ankara özel bir yerde duruyor, Suruç’la çok benzer. Kampanyaya destek olacaklar.

Ö.S.: Ana şiarımız Suruç için adalet, herkes için adalet. Bunun için 20 Mayıs’ta başlattığımız imza kampanyası var ve 1 milyon imzaya ulaşmayı hedefliyoruz. Sokaktaki herkese, mücadeleyi birlikte büyütmeyi duyurmak istiyoruz. İmza kampanyasını başlatırken bizim için önemli olan, Suruç’un yıldönümünde insanlara adalet kavramını tekrar hatırlatabilmek.

‘Suruç sonrası müthiş bir öfke birikimi var’

mehves evin yazi1

 

Vatandaşın adalete inancı çok örselendi, onları ikna etmek zor değil mi?

Ö.S: Haksız da değiller. Onlarca insanı katledenden nasıl bir adalet gelebilir ki? Ama 1 milyon insanla bunu anlatabilmek, haykırabilmek önemli. Bu talep mahallelerden, kampuslardan, sokaktan gelecek, adalet sarayından değil. Meclis’teki vekillerden aydınlara, sanatçılara herkesin destek olmasını bekliyoruz. HDP Eşbaşkanları desteklerini açıkladı. Ancak akademisyenlerin de tutuklanabildiği bir ortamda insanlar imza kampanyasına önyargılı bakabiliyor. Mevzu Suruç, vicdan olduğundan genelde farklı bir yerden bakabiliyorlar.

O.Y: Suruç katliamı, toplumsal vicdana hitap ediyor. Gezi’nin çocukları kalkıp Kobane’ye gidiyor, bir bağ kuruyor, yeniden inşaya gidiyor… Bir yandan politik, ama çok insani. Elinde çocuk oyuncakları olan sosyalist gençler katlediliyor. Suruç ve 10 Ekim katliamları AKP’nin zayıf karnı. Müthiş bir öfke birikimi var. Her iki katliamın cenazelerinde dikkat çeken, insanların haykırdığı  tek bir slogan vardı: “Hırsız, katil Erdoğan…”  Hiçbir slogan bu kadar güçlü atılmadı. Toplumdaki adalet arayışını, biriken öfkeyi akıtabileceğimiz bir çalışma aslında bu kampanya.

Bütün demokratik arayışların önünün kapandığı, engellendiği bir dönemde, imzalar sizce neyi başaracak?

O.Y.: Doğru, parlamentodan sokağa her yerde demokratik arayışın engellendiği, meydanların yasaklandığı, katliamların yapıldığı bir dönem… Biz şöyle düşündük; 1 milyon insanı ortak  adalet arayışı için taraf etmek önemli. Yoksa imzaları iktidara vermek, buradan sonuç elde etmeyi beklemek değil derdimiz. Bizim asıl derdimiz, insanlara ‘Suruç’ta bunlar oldu, adalet arayışı bu durumda’yı anlatabilmek.

‘Suruç için, Hrant için, katledilen kadınlar için’

Suruç’un yıldönümünde kampanyayla bağlantılı açıklamalarınız olacak mı?

O.Y: Suruç’ta, patlamanın olduğu Amara Kültür Merkezi’ni adalet mücadelesinin bir merkezi haline getirmek istiyoruz. Madımak gibi, Cumartesi meydanı gibi. 20 Temmuz’da Suruç’a gideceğiz, ama Cizre’ye de gideceğiz. Şimdi yeniden inşa edilmeyi bekleyen kentler var.

Ö.S: Suruç’un yıldönümü yaklaşırken 33 yerde, 33 eylem kararımız var. “Suruç için adalet, Berkin için, Hrant için, katledilen kadınlar için, işçi cinayetleri için adalet” diyoruz. Suruç yıldönümünde, bütün bu katliamların adalet taleplerini de haykırmak istiyoruz. Göz göre göre katledilmiş, karartılmaya çalışılan dosyaları gündeme bir kez daha taşımak, yoldaşlarımızın adıyla anmak, adalet talebimizi onlarla buluşturmak istiyoruz. 16 Haziran’da, Berkin Elvan’ın öldürüldüğü tarih ve yerde başlamamızın nedeni de bu.

Kampanyanın devamındaki 33 gün boyunca, farklı noktalarda yaptığımız anmalarda adalet talebimizi dile getireceğiz. Gezi şehitlerinden Madımak’a, Çorum’dan Roboski’ye, Sevag Balıkçı’dan trans kadın Azra Has’a, Özgecan Arslan’dan Soma’daki madencilere, çocuk katliamlarından işçilere, 33 noktada ezilmiş her kesimle buluşacağız

O.Y: Herkesin yan yana geldiği bir demokrasi ve özgürlük cephesi ihtiyacı var. Bu kampanyayla biz de bir katkıda bulunmak istiyoruz. Batı’da bir sessizlik var, doğru. Bu kampanya çok meşru. Ortalama vicdani duyguları olanların dahil olacağı bir mesele.

‘Arkadaşlarımızın eşyalarını hala depolarda tutuyorlar’

sanliurfa patlama oncesi

Patlama öncesi kültür merkezi bahçesi Fotoğraf: @sgdf_basin

Suruç soruşturmasında gizlilik kararı devam ediyor. Peki, ya hukuki süreç?

Ö.S.: Suruç için Adalet Platformu kuruldu, avukatlar hızlıca sürece dahil oldu. Patlamadan üç gün önce kameraların kapatıldığı, patlamadan sonra halkın yakaladığı muhtemel tetikçi kişinin polislerce alındığı, saçının sakalını kesip giydirip gönderdiğine dair belgeler var. Bunlar savcıya sunulsa da savcı oralı olmadı. Davada gizlilik kararı var, aynı zamanda hiçbir şekilde hiçbir işlem yapılmıyor. 11 ay geçti. Avukatlarımız defalarca Urfa’ya, Suruç’a gitti, savcıyla görüşmek istedi. Ama savcı resmen onlardan kaçtı. Aileler defalarca gitti, savcı “Tamam halledeceğiz” deyip onları da yolladı. O gün hayatını kaybedenlerin eşyaları alınıp depoya konuşmuştu. Normalde hepsinin geri verilmesi gerekir, ama ancak yarısını verdiler. Delil olarak alınıp savcılıkta işleme konulması gerekiyordu.

O.Y.: O gün üzerimizde Kobane için topladığımız para vardı. Onu bile alamadık!

Ö.S: Eşyalar bile tutanaklara geçirilmemiş. Bunların hepsi şunu gösteriyor: Dosyanın kapatılması isteniyor. Tanıklardan görüş alınmıyor, ailelerle görüşülmüyor, sürece dair hiçbir şey araştırılmıyor. En son devletin belgeleri ortaya çıktı, bir emniyet müdürü hakkında soruşturma var sadece. Bu davanın başlamasını istiyoruz, bir an önce.

Otopsi raporları ne oldu?

Ö.S.: Ailelere ancak katliamdan yedi ay sonra sadece ön otopsi raporları verildi. Normalde bir hafta sonra verilir ön rapor. Bazılarını da birbirine karıştırmışlar. Aslına ulaşılamıyor.

O.Y.: Başbakanken Davutoğlu şöyle demişti: “Suruç’un failini yakalayıp adalete teslim ettik.” Fail canlı bomba, kendini patlatmış. Bu kadar dalga geçercesine yürüyor işler. Davanın açılması için bir süre yok. Bu nedenle devlet kendine zaman marjı yaratıyor. İç hukuk yolu tükenmedi daha.

Ulaş Alankuş: Ya da zaman aşımına uğraması lazım, yani 20 yıl!

‘İmza toplamamızı engelliyorlar ama yılmayacağız’

Neden SGDF üyeleri, Suruç protestolarına destek verenler gözaltına alınıyor ya da işten çıkarılıyor?

Ö.S: Suruç’un hemen ardından gazilerimizin, tanıkların evlerine sudan sebeplerle operasyonlar düzenlendi. Tesisatçı şikayet etmiş, şafak operasyonu düzenleniyor. Delil olmadan. Aralık ayında da operasyon oldu. Bunun altında tek bir amaç görüyoruz: Kobane’ye el uzatmak isteyen, imha edilememiş gençleri gözaltılarla, tutuklamalarla yıldırmaya çalışıyor. Aynı zamanda SGDF’yi marjinalize etme çabası var.

O.Y.: Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) çalışanları sürgün yedi. Doktorların bir kısmı anmaya katıldı diye görevden uzaklaştırıldı. Suruç katliamı, özel bir tercihti. Büyük bir savaşın başlangıcıydı. Bir gün önce HDP eşbaşkanları oradaydı, Rojava kutlamaları yapıldı. Saldırı bizim olduğumuz gün oldu. Türkiyeli bir gençlik örgütünü, Gezi ile kendisini anan, vareden bir örgütün hedef alınması tesadüf değil. Bütün olanlar bizi birbirimze daha çok kenetledi, imha edemediği gibi mücadeleyi büyüttü. Geçen gün HDP’nin mitinginde Suruç için imza toplamamızı engellediler. Topladığımız imzalara el koydular. Amaç, bezdirmek ve diğerlerine “Bunların yanında durmayın, durursanız siz de yanarsınız” mesajını vermek.

Ö.S: Operasyonlar, tutuklamalar bu çabanın boşa olduğunu gösterdi. Devlet aslında korkutmayı, yıldırmayı umarken tam tersi etki yarattı.

U.A: Suruç katliamından çıkanları da tutuklamayla korkutmaya çalıştılar. Ama başarılı olamadılar.

(Diken)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir