Eski AKP’li Suruç katliamı tanığı: Ben o Kobanê’ye gideceğim

Erdoğan’ın Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili olarak “Talimatı ben verdim” sözüyle AKP’deki varlığını sorgulayan Ümmühan Özdemir’in arayışları, O’nu 20 Temmuz günü Kobanê sınırına götürdü. Suruç vahşetinden sağ çıktı. Ancak tüm hayatı değişti. Buna rağmen Kobanê yolculuğuna çıktığına hiç pişman değil. “Ben o Kobanê’ye gideceğim” diyor ve ekliyor: “Suruç hakikaten dönüm noktasıydı. Hayata sıkıca sarılma noktasıydı. Ve şimdi benim bildiğim tek doğru yolum var. O yolda yürüyeceğim.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili olarak “Polise talimatı ben verdim” sözüyle AKP içindeki varlığını sorgulayan Ümmühan Özdemir, soruları artınca AKP’den ayrıldı. ESP Sancaktepe İlçe Örgütü’ne gidip geldi, SGDF’nin Kobanê kampanyasına katıldı ve “Orada ne var, kendi gözlerimle görmeliyim. Oradaki acıya ortak olmalıyım” diyerek yola çıktı. Suruç vahşetinden sağ kurtuldu. İstanbul’a geldiğinde Gezi’nin ardından Suruç hayatının ikinci dönüm noktası oldu. Çalıştığı belediyeden işten çıkartıldı. Ailesi, akrabaları, arkadaşları kendisine sırtını döndü. Ancak o “bildiği tek yolda yürümekte” kararlı.

Ümmühan Özdemir hayatı Gezi direnişi ile değişenlerden. Ancak direniş günlerinde O “karşı tarafta”. Berkin Elvan polis tarafından vurulup, ardından Recep Tayyip Erdoğan “Emri ben verdim” deyinceye kadar, vicdani rahat bir AKP’liydi. Sancaktepe Belediyesi’nde çalışıyordu. Ayrıca AKP adına çalışmalar da yürütüyordu. Ancak Erdoğan’ın o sözüne vicdanı, “Bir insan nasıl böyle bir şey söyleyebilir” yanıtını verdi. Bu sorgulama onun için çok büyüktü. Çünkü, Erdoğan’a çok büyük bir hayranlığı vardı.

Günler haftalar gelip geçti. Hasan Ocak’ın gözaltında işkence ile öldürüldüğünü duydu. İnanmak istemedi, “Devlet böyle bir şey yapmaz” dedi. Ancak yaşananları dinledikçe “acabaları” arttı. Artan sorularla birlikte AKP’den ayrıldı, mahallesinde ESP ilçe binasına gidip gelmeye başladı. Bu sırada Rojava’yı sıkça duyar oldu. Etrafındaki sosyalistlerin Rojava ve Kobanê ile ilgili tüm sohbetleri, “Mutlaka görülmesi gereken yer” diye bitiyordu.

SGDF’nin “Birlikte savunduk, birlikte inşa ediyoruz” kampanyası başladığında “Gitmek ister misin?” sorusuna önce biraz uzak durdu. “Yapabilir miyim? O kadar cesur muyum?” sorusu aklına takıldı. Ancak İstanbul’daki yardım çalışmalarına katılınca gitme kararını verdi. Bu kararını “Bana anlatılanları kendi gözlerimle görmek istiyordum” diye açıklıyor.

‘HEM ANLAMAK HEM ACIYA ORTAK OLMAK İSTİYORDUM’

Park yapımında kullanılacak malzemeleri topladı. Ayrıca aileler yeni kıyafetler alıp verdi. Tüm bunlar paketlendi ve 19 Temmuz günü İstanbul Kadıköy’den yola çıkan araçlardan birinde yerini aldı. “Kocaman bir heyecanla yola çıktım” diyor ve ekliyor: “Çünkü hakikaten orayı görmek istiyordum. Orada ne olup, ne bitiyor? Kim, niçin savaşıyor? Anlamak istiyordum. Bunun yanında oradaki insanların acısına ortak olmak istiyordum. Onlar için bir şey yapmak istiyordum.”

‘BAHÇENİN HER YERİNDEN KAHKAHALAR YÜKSELİYORDU’

Yol boyunca yaşadığı anlar için “Hiçbiri asla unutulmayacak” diyor.

Sabah Amara Kültür Merkezi’nin önüne vardıklarında, önce imece usulüyle kahvaltı hazırladılar. Bütün masalar birleştirilip, getirilen kahvaltılıklar üzerine yerleştirildi. Hep birlikte sofraya oturdular. Tüm gruplar gelip kahvaltılarını tamamladıktan sonra, Kobanê’ye geçiş iznini verilmesi için beklemeye başladılar.

“Bahçenin her yerinden kahkahalar yükseliyordu” diye anlatıyor o anı: “Her yerde gruplar oturuyordu, hiç kimse tek başına hiçbir şey yapmıyordu. Herkes birlikteydi. Zaman nasıl geçti gerçekten bilmiyorum. Biraz kalkıp dolaştık. Yoldaşın birisi bir karpuz almıştı. Kocaman bir karpuzdu hem de. Kestiler, herkes karpuzlarını yedi. Sonra fotokopi çekilmesi için kimlikler toplandı.”

O sırada basın açıklaması yapıldı. Açıklamanın bitiminde “Arin’den Sibel’e yürüyoruz zafere” sloganının atılmasıyla birlikte DAİŞ çetesi üzerindeki bombayı patlattı.

Ümmühan Özdemir, hayatta kalmasını Cebrail Günebakan’a borçlu olduğunu anlatıyor: “Basın açıklaması okunmadan evvel, ben, Çağla (Seven) ve Gökçe’nin (Çetin) yanındaydım. Üçümüz yanyana bekliyorduk. Cebrail yoldaş gelip, “Yoldaş sen ön tarafa gel, ben bu tarafa geçeyim’ dedi. Onunla yer değiştirdim. Nefes alıyorsam gerçekten Cebrail sayesinde alıyorum. Çünkü sonunda Cebrail yerdeydi ben ayaktaydım. Oradaki herkes birilerinin hayatını kurtardı zaten. O bir gerçek. Benim hayatımın en büyük gerçeği de Cebrail yoldaş.”

Patlamadan sonra bir süre şuursuzca bahçede dolanmış. Bu sırada başı kapalı ve üzerinde siyah pardösü olduğu ve sırt çantası taşıdığı için halk tarafından “canlı bomba” sanılarak hırpalanmış. Ancak sonunda bir araçla hastaneye götürülmüş.

Amara Kültür Merkezi’nin önünde 20 Temmuz günü yaşadıklarını “Ömründeki en berbat olay” tanımlıyor ve ekliyor: “Oradan sağ çıkmak o yaşadığından daha berbat bir olaydı.”

‘SURUÇ HAYATA SIKICA SARILMA NOKTASIYDI’

İstanbul’da döndükten sonra bir hafta kimse ile iletişim kurmuyor, hiç kimseyle konuşmuyor. Ancak sonra “Suruç hakikaten dönüm noktasıydı. Hayata sıkıca sarılma noktasıydı” diyerek yeniden kendini toparlıyor.

Yaşadığı duyguyu şöyle anlatıyor: “O saatten sonra asla geri dönemezdim. Asla bir şeyleri yarım bırakamazdım ne insani olarak ne vicdani olarak. Elinden gelenin daha fazlasını yapmak zorundasın. Bu katliamlara dur demek zorundasın. Her acının yanında olmak zorundasın.”

Suruç’a gittiği için ailesi, akrabaları, arkadaşları tarafından dışlandı. Sık sık “Ne işin vardı orada” sorusu ile karşılaştı. O bu soruya, “Orada gençler öldürüldü. ‘Neden katledildiler?’ diye sorun” sorusuyla karşılık verdi.

Çalıştığı belediyeden ayrılması için üzerinde baskı kuruldu. İstifa etmesi istendi. Gerekçesi ise şöyle açıklandı: “Herkes senden korkuyor. Canlı bomba olabilirsin ve Suruç’un intikamını buradan almak isteyebilirsin.”

“Haksızlık bu” dedi, belediye yöneticilerine “ya insaf, ya vicdan” çağrısını yaptı. Ancak bunun boş uğraşlar olduğunu gördü.

Belediyedeki AKP’liler için, “Kendinden olmayan herkes onlar için düşmanmış. Bunu çok iyi kavradım. Ölen hiç kimse umurlarında değil” diyor.

Fakat, istifa etmedi. Sonunda işine geri döndü. Ancak belediyedeki herkes onunla selamı sabahı kesti. Altı ay kadar belediyede eski görevinde çalıştı. “Dimdik ayaktayım” demek için yaşadığı acıyı göstermemeye çalıştı.

‘TEK BEKLENTİM ÖLENLERE SAYGI DUYMALARIYDI’

“Altı ay kadar çalıştım ama orada ne yaşadığımı ben biliyorum” diyor ve ekliyor: “Biz haklıyız demek için, ağlamadan durmak zorundaydım. Ama her gün o işten çıktığımda eve ya da yoldaşların yanına ağlayarak gidiyordum. Onlardan hiçbir beklentim yoktu. Tek beklentim ölenlere saygı duymalarıydı. Ancak kendilerine dokunmayan acı umurlarında değil. Bu da insanlık dışı.”

Ümmühan Özdemir, eski Başbakan Davutoğlu’nun yayınladığı “terör genelgesi”nin ardından işten çıkartıldı.

Birkaç aydır işsiz. Sancaktepe bölgesinde SKM’li olarak çalışma yürütüyor. Şimdi SGDF’nin “Suruç için adalet, herkes için adalet” kampanyasının aktif çalışanlarından biri.

Tüm bu yaşadıklarına rağmen, Suruç’a gittiği için pişman değil. “Şimdi olsa yine gideceğim. Ben o Kobanê’ye gideceğim. Oradaki gerçeklerle tekrar yüzleşeceğim” diyor. (Arzu DEMİR – ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir