1353’üncü olmasın!

Türkiye “gözaltında kaybetme” gerçeği ile 12 Eylül sonrası tanıştı. 1980-2005 arasında bin 352 kişi gözaltında kaybedildi. İlk gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren, son kaybedilen ise 2005 yılında Tolga Baykal Ceylan oldu. Aradan geçen 11 yıl sonra bu kez gözaltında kaybetme gerçeği kendisinden 17 gündür haber alınamayan Hurşit Külter şahsında, 90’lı yıllarda 134 kişinin gözaltında kaybedildiği Şırnak kentinde uygulamaya konuldu. İnsan hakları savunucusu Murat Çelikkan, Külter kaybedilmesinin insanlığa karşı suç olduğunu ve bu pratiğin bir kez daha yaşanmasında görevini yapmayan yargının sorumlu olduğunun altını çizdi.

DBP Şırnak İl Yöneticisi Hurşit Külter’den haber alınamayalı 17 gün oldu. Külter’in 27 Mayıs Cuma günü devlet güçleri tarafından Şırnak’ta gözaltına alınmasından bu yana “Külter nerede?” sorusuna ne Valilik ne Genelkurmay ne de hükümet tarafından aile ve kamuoyunu tatmin edici bir yanıt gelmedi. Külter’in durumu Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındı; ancak hala bir sonuç alınamadı.

İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler tarafından uygulanan, 70’li yıllarda Latin Amerika, diktatör ve askeri rejim tarafından on binlerce insan kaybedilerek idari pratik haline dönüştürülen “gözaltında kayıp” gerçeğiyle Türkiye, 12 Eylül Faşist Darbesi ardından tanıştı. 90’lı yıllarda bir devlet politikası haline getirilen ve 2000’li yıllara kadar süren “gözaltında kayıp” gerçeği, son olarak Hurşit Külter şahsında tekrar uygulamaya konuldu.

İki dönemin, iki darbenin ortak cevabı: Bizde yok

Türkiye, “gözaltında kayıp” gerçeğiyle, 21 Kasım 1980 yılında gözaltına alınan Hayrettin Eren ile yaşadı. Arkadaşları tarafından Hayrettin’in gözaltına alındığı Eren ailesine iletilmişti. Haberin ardından aile dönemin gözaltı merkezi olan ve işkenceyle özdeşleşmiş Gayrettepe’deki Emniyet Müdürlüğü’ne gitti. Eren ailesine verilen cevap ise Şırnak Valiliği, Şırnak Emniyeti ve 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı tarafından Külter ailesine verilen cevap ile aynıydı: “Bizde yok”

2005 yılına kadar sürdü

Türkiye’de en son “gözaltında kaybetme” olayı ise 2005 yılında yaşandı. İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi Tolga Baykal Ceylan, 2005 yılında Kırklareli’nde jandarma tarafından gözaltına alındı ve eşyalarının kısa bir süre sonra ailesine verildiği Tolga’dan bir daha haber alınamadı.

Bin 352 kişi kaybedildi

1980-2005 yılları arasındaki sürede çeşitli insan hakları örgütlerinin verilerine göre; bin 352 kişi, çoğunlu OHAL bölgesinde olmak üzere devlet bağlı kurum ve kişiler tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybedildi.

Külter’in şehrinde 134 yurttaş kaybedildi

Hurşit Külter’in gözaltına alındığı ve kaybedilmek istendiği Şırnak kenti, en fazla gözaltında kayıp olayının yaşandığı kentlerin başında geliyor. Şırnak’ta ilk “gözaltında kaybetme” 1988 yılında yaşandı. Şırnak’ın Silopiya ilçesine bağlı Derebaşı köyünün mezrasında çıkan bir çatışmadan bir gün sonra köy sakinlerinden Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık askerler tarafından “yol gösterin” gerekçesiyle alıkonuldu. Ertesi gün askeri taburun bahçesine helikopterden cansız insan bedenleri atıldığı görüldü ve köylüler askeri tabura gitti, ancak yakınlarından bir daha haber alamadı.

135 olmasın

Şırnak kenti, gözaltında kaybetme olayına en son 2001 yılında tanıklık etti. Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) Silopi ilçe yöneticilerinden Serdar Tanış 25 Ocak 2001 tarihinde Jandarma Komutanlığı tarafından arandı ve ifade için gelmesi istendi. Tanış ile birlikte Jandarma Komutanlığı’na HADEP ilçe yöneticilerinden Ebubekir Deniz de gitti ve o tarihten itibaren bir daha ne Tanış’tan ne de Deniz’den haber alınamadı.

Şırnak’ta, 88 yılında 7 köylü ile başlayan, 2001 yılında Tanış ve Deniz’in kaybedilmesiyle son bulacağı düşünülen “gözaltında kaybetme” suçu, Hurşit Külter şahsında yeniden uygulanmaya çalışılıyor.

360 kişi Demirel döneminde kaybedildi

Gözaltında kaybedilme suçunun politik sorumluları olan devlet yetkilileri ise hiçbir zaman hesap vermedi. Döneminde en fazla kayıp olan politik sorumlu ise yaşamını yitirdiği 17 Haziran 2015 tarihinden sonra ülkede 2 gün yas ilan edilen Süleyman Demirel. Resmi tarihte, “Çoban Sülo”, Kürt halkı ve ezilenlerin hafızasında ise “eşinin, çocuklarının katili” olarak hatırlanacak Demirel’in, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde toplam 360 kişi gözaltında kaybedildi.

Yargı karnesi: Sözleşme ihlali yüzde 78, mahkûmiyet yüzde 1

Türkiye’de “gözaltında kaybetme” olarak literatüre geçen gerçek, uluslararası hukukta ise “zorla kaybetme” olarak adlandırılıyor. Birleşmiş Milletler Zorla ya da İrade Dışı Kaybetmeler Hakkında Çalışma Grubu, “gözaltında kaybetme” suçunu, “Devletin çeşitli kademelerinde veya birimlerinde resmi görev yapanlar veya devlet adına hareket eden örgütlü gruplar veya özel kişiler tarafından veya devletin doğrudan veya dolaylı desteğiyle, onayıyla veya bilgisi dahilinde tutuklandıklarında, gözaltına alındıklarında, zorla kaçırıldıklarında veya başka yollardan özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarında; bunun ardından ilgili kişilerin akıbet veya nerede olduklarına ilişkin bilgi verilmediğinde veya söz konusu kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları kabul edilmediğinde, böylece bu kişiler yasaların koruyuculuğu dışında bırakıldıklarında ortaya çıkan durumlardır” şeklinde tanımlıyor.

BM’nin tanımı doğrultusunda Türkiye uluslararası alanda da birçok kez “gözaltında kaybetme” suçundan mahkûm edildi. Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nin zorla kaybedilen 257 kişiye ait dosya ve suç duyuruları üzerine yaptığı bir araştırmaya göre; soruşturmaların yüzde 69 halen şikâyet aşamasında kaldı. Açılan davalarda ise mahkûmiyet sadece yüzde 1 oranında. Analize konu 118 zorla kaybedilen kişiye ait dosyanın AİHM incelemesinden geçerken, başvuruların yüzde 78’inde AİHM, Türkiye’yi mahkûm etti. AİHM, genel toplantıda Türkiye’yi yüzde 87 oranında zorla kaybetme olaylarında sorumlu buldu.

Çelikkan: Tehlike bir gelişme

Zorla kaybetmeler karşı yıllardır insan hakkı mücadelesi veren bir isim olan Murat Çelikkan, Külter’den 17 gündür haber alınamamasının çok tehlikeli bir gelişme olduğu kanısında. Çelikkan, Külter’in kaybedilmesinin insanlığına karşı bir suç olduğunu söyleyerek, şöyle devam etti: “90’lı yıllarda yayın bir uygulama olan kaybetme pratiğinde görev almış bazı isimleri bu gün yine görev başında olması bu pratiğin tekrarlayacağı şüphesini uyandırıyor. Ne yazık ki 90’lı yıllarda bu suça karşı görevini yapmamış olan mahkemeler, savcılar ve hâkimler, bu suçun tekrarlanmasında sorumluluk ve pay sahibi bulunuyor. Ümit ediyoruz ki Külter’in sağ ve sağlıklı olduğunu bir an önce öğreniriz.” (Deniz NAZLIM – DİHA)

Baluken: Külter’in kaybettirilmesi hükümetin kararı

Gözaltında kaybedilmek istenen Külter için AİHM’e acil çağrı

Görgü tanığı: Hurşit Külter Şırnak Tümeni’nde tutuluyor

Tuncel: Sağ aldığınız Külter’i sağ istiyoruz

Cumartesi Anneleri 584.Hafta: Hurşit Külter Nerede?

İHD: ‘Hurşit Külter nerede?’

Gözaltına alınan Külter’den 4 gündür haber yok!

Hurşit Külter’in gözaltına alındığına tanık olanlar konuştu

Özel harekâtçılar Külter’in infaz edildiğini ileri sürdü

Şırnak Valiliği’nden iki gün sonra iki satırlık açıklama: “gözaltına alınmamıştır”

Kaybedilmek istenen Hurşit Külter’de ‘Savcılık sorumluluk almak istemiyor’

Baba Külter: Devlet oğlumun nerede olduğunu açıklasın

Özel harekattan ‘Külter elimizde’ mesajı.. Resmi kurumlar ise hala, gözaltını inkar ediyor.

Hurşit Külter’in son mesajı: Hakkınızı helal edin

Gözaltında kaybedilmek isteniyor: DBP’li Hurşit Külter için acil çağrı

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir