Suruç için adalet herkes için adalet – Alp ALTINÖRS

ALP ALTINÖRS

 

 

 

 

 

Suruç Katliamı soruşturması sadece katliamcılara yarayan bir “Gizlilik kararı” ile örtülmüş durumda. Bir yıldır bu soruşturmada bir arpa boyu yol kat edilmedi. Herhalde gizlilik kararı, katliamın arkasındaki ilişkileri gizlemek amacıyla konuldu. Çünkü bugüne değin bu soruşturmada kimsenin ifadeye çağrıldığı ya da gözaltına alındığı ne duyuldu ne de görüldü!

Hani şair demiş ya “Yok başka bir cehennem/ Yaşıyorsunuz işte” diye… Bir yıldır içinde yaşadığımız cehennemin kapıları da Suruç’ta açıldı.

Türkiye tarihinin o güne kadar gördüğü en vahşi kitle katliamının ardından birkaç gün içinde kendimizi ağır bir savaş ortamında bulduk.

20 Temmuz 2015’te, Suruç’ta, DAİŞ çete elemanı bedenine sardığı bombaları kalbimizin orta yerinde patlattı. Kobanê’ye insani dayanışmayı örmeye giden SGDF üyesi sosyalist gençleri aramızdan söküp alan bu vahşi kontrgerilla katliamı, savaşın fitilini de ateşledi. Türkiye’nin her köşesinden yüzlerce gencin Kobanê’yle bir dayanışma köprüsü kurması egemenlerin korkulu rüyası oldu, bu köprüyü bombaladılar.

33 düş yolcusunu, 33 sosyalisti kaybettik. Acısı hala taze, yarası hala derindir. Anıları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz. Ailelerinin bir yıldır yürüttüğü etkin mücadeleyi de selamlıyoruz.

Adana ve Mersin’de HDP binalarına konan bombalar, Diyarbakır’da HDP mitinginin bombalanması Suruç’un habercisiydi. Tıpkı Suruç’un 10 Ekim Ankara Barış Mitingi katliamının, Sultanahmet’in, İstiklal Caddesi’nin habercisi olması gibi. Her birinin üstünün örtülmesi, bir sonrakini mümkün kıldı. Katliamları bilfiil yapanlar kadar üstünü örtenler, ilişkileri gizleyenler de çarkın parçasıydı.

Bu katliamların tümü DAİŞ çete elemanlarınca gerçekleştirilmesine karşın, hiçbirisi DAİŞ tarafından üstlenilmedi. Rojava’da Özerk Yönetim tarafından yakalanan Savaş Yıldız’ın basına yansıyan itirafları, bu katliamların MİT tarafından organize edildiği yönündeydi. Suruç Emniyet Müdürü hakkında açılan davada basına yansıyan evraklar, Urfa Emniyeti’nin o gün bir canlı bomba saldırısı yapılacağını bildiğini sergiliyordu. Devlet bildiği halde engellemeyerek katliama yol vermişti.

Suruç Katliamı soruşturması sadece katliamcılara yarayan bir “Gizlilik kararı” ile örtülmüş durumda. Bir yıldır bu soruşturmada bir arpa boyu yol kat edilmedi. Herhalde gizlilik kararı, katliamın arkasındaki ilişkileri gizlemek amacıyla konuldu. Çünkü bugüne değin bu soruşturmada kimsenin ifadeye çağrıldığı ya da gözaltına alındığı ne duyuldu ne de görüldü!

Kontrgerilla katliamları bu ülkede gerçek anlamda “Dokunulmazlığa” sahip olan yegane eylemdir! O kadar ki, 1920’de Mustafa Suphi ve 15’lerin katlinin failleri dahi aradan neredeyse 100 yıl geçtiği halde karanlıktadır.

İşte bu ortamda gençlik hareketlerinin ortak bir “Adalet” mücadelesi başlatmış olmaları umut vericidir. Suruç’un yıldönümüne doğru başlattıkları imza kampanyası, yürüttükleri kitle çalışmaları ve “Adalet” talepli eylemleriyle yürüyorlar.

Kontrgerillanın yeniden aktive edildiği, Hurşit Külter şahsında gözaltında kayıpların yeniden başlatılmak istendiği, milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılırken, savaş suçu işleyen askerlere mutlak dokunulmazlık getirildiği günlerde “Herkes için Adalet” diyorlar. Maraş’tan, Sivas’tan, gözaltında kayıplardan, Hrant’tan, Roboskî’den bugüne uzanan adaletsizlik zincirini Suruç halkasından tutup silkeliyorlar. Devlet görevlilerini saran cezasızlık zırhını sorguluyorlar.

Hayır, karanlığa gömülmeyecek bu insanlık suçları, bu vahşet, bu katliamlar… DAİŞ unsurlarını kullanarak halkın evlatlarını katledenler bir bir açığa çıkacak. Sanık sandalyesine oturtulacak. Yargılanıp tarih önünde mahkum edilecek. Gençliğin adalet arayışını büyütelim, güç verelim.

(ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir