‘Türkiye Kürtlerle beraber kurulacaksa özerklik şart’

HDP İzmir Milletvekili ve HDK EŞ Sözcüsü Ertuğrul Kürkçü, “Yeni kurulacak Türkiye için öz yönetimlerin anayasal güvencesi en önemli referanslardan biridir. Türkiye Kürtlerle beraber kurulacaksa özerkliğin anayasal koruma altına alınması ve Kürtlere statü tanınması gerekiyor” dedi.

15-16 HAZİRAN ANMASI-DİSK-4Akdeniz Belediyesi, Mersin DİSK Genel-İş ve Tüm Bel-Sen Şubesi, 15-16 Haziran işçi direnişinin 46’ncı yıldönümü vesilesiyle “Köleliğe teslim olmayacağız” sloganıyla 4. Akdeniz İşçi Festivali yürüyüş ve akabinde panelle başladı. Emekçiler, öğlen saatlerinde DİSK Genel-İş Mersin Şube binası önünde bir araya gelerek, Akdeniz Belediyesi’ne doğru yürüyüşe geçti. “15-16 Haziran direnişi ışığında köleliğe teslim olmayacağız” pankartını açan emekçiler, alkış ve sloganlarla yürüdü. Yürüyüşe, HDP İzmir Milletvekili ve HDK Eş Sözcüsü Ertuğrul Kürkçü, CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, DİSK Genel Başkanı Kani Beko, KESK Eş Genel Başkanı Lami Özgen, SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara ile çok sayıda işçi sendikası ve yurttaşlar katıldı. Yürüyüş sonrası kitle festivalin açılışının yapılacağı Akdeniz Belediyesi konferans salonuna geçti.

‘Demokrasi bloku oluşturulmalıdır’

15-16 HAZİRAN ANMASI-DİSK-10Saygı duruşu ile başlayan festivalde “Yerel Yönetimler ve Demokrasi Mücadelesinde Emekçiler” konulu panel düzenlendi. Panelde konuşan HDK Eş Sözcüsü Ertuğrul Kürkçü, CHP Milletvekili Aytuğ Atıcı, DİSK Başkanı Kani Beko, KESK Eş Başkanı Lami Özgen ve Mersin Üniversitesinden Öğretim Görevlisi Ali Ekber Doğan, Esra Ergüzel Oğlu, Tolga Tören, Bediz Yılmaz katıldı. Panelde ilk olarak konuşan DİSK Genel Başkanı Kani Beko, 15-16 Haziran direnişinin 46 yıl sonra da direnişçilerin yolunu aydınlattığını belirtti. Beko “1 Mayıs 1977’yi kana bulayanlar yargılanabilseydi ondan sonra gelen hiçbir iktidarın katliam girişimi olmazdı” dedi. AKP’nin milletvekillerinin onayladığı kölelik yasasına dikkat çeken Beko, “Karanlıktan aydınlığa geçilebilmesi için demokrasi bloğunun oluşturulması gerekir” şeklinde konuştu.

‘Yerel yönetimlere devlet baskısı’

Beko’dan sonra söz alan KESK Eş Başkanı Lami Özgen geçmişten beri gelen devletin yerel yönetimler üzerindeki baskıcı tutumunu değerlendirdi. Özgen, “basit bir oy verme işlemine indirgemek suretiyle aslında tekçi, otoriter, merkezci, devlet anlayışı halkın bütün katmanlarını, temel hak ve özgürlüklerini, halkın karar alma sürecine dâhil olmasına karşı çıkıyor” diye belirtti. “Yerel yönetimlere devlet her zaman darbe girişimi ile müdahale etmiştir” diyen Özgen, alternatif yerel yönetimlerinde ve örgütlenmelerinde devletin baskısı altında olduğunu ve devletin kadın ve gençliğe yönelik özel programlarının olduğunu söyledi. Özgen ardından söz alan Mersin Üniversitesi Öğretim Görevlileri olan Ali Ekber Doğan, Esra Ergüzel Oğlu, Tolga Tören, Bediz Yılmaz söz aldı.

Öğretim görevlileri, “bu suça ortak olmayacağız” adlı barış bildirgesine imza attıkları için hedef haline getirilen akademisyenlerin durumlarına ve sosyal medya üzerindeki baskı politikasına ve ifade özgürlüğün geldiği aşaması değerlendirdi.

Mutlu: Adım adım alternatif yaşamı örüyoruz

Moderatörlüğünü Eğitim-Sen Üyesi Mahmut Sümbül’ün yaptığı 2’nci oturumda ise ilk sözü Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Yüksel Mutlu aldı. Mutlu, AKP faşizminin ortaya çıkardığı tekçi, merkeziyetçi sisteme karşı alternatif bir sistem oluşturmaya çalıştıklarını vurgulayarak, “Belediye olarak, ekolojik, demokratik, şeffaflığı ve katılımcılığı esas alan aynı zamanda cinsiyet özgürlükçü paradigmayı esas alıyoruz. Özgür demokratik bir yerel anlayışla toplumun sorunlarına eğilen, onların sorunlarına onlarla birlikte çözüm üreten bir anlayışı benimsiyoruz” dedi. Yerelde demokrasiyi oluşturmaya çalıştıklarını dile getiren Mutlu, yurttaşlarımızı klasik devlet anlayışından çıkarmaya çalıştıklarını halkın kendi sorunlarını tespit ederek, kendi çözümlerini üreten konuma getirmeye çalıştıklarını belirtti. Klasik devletten bekleme anlayışından ziyade üreten ve yönetiminde söz sahibi olan bir belediyecilik anlayışını benimsediklerini ifade eden Mutlu, yaşadıkları halklarla birlikte mahallelerde oluşturdukları meclis ve komünlerle alternatif yaşamı kurmaya çalıştıklarını vurguladı.

Atıcı: Yerinden yönetim esas alınmalı

Ardından söz alan CHP Milletvekili Aytuğ Atıcı da, sendikal hakların budanmaya, işçilerin haklarının yok sayılmaya çalışıldığı 1970 işçi direnişinin yıl dönümünde demokrasi ve emeği tartışmanın çok önemli olduğuna değindi. Sosyal demokrat belediyecilik anlayışının tüm insanların dinine, kültürüne, ırkına giyimine, yaşam tarzına ve diline saygı ile olabileceğini söyleyen Atıcı, bu anlayışta belediyeciliğin şeffaf olmasının, halkın belediyede söz sahibi olmasının çok anlamlı olduğuna değindi. Sosyal demokrat belediyecilik anlayışında hukukun üstünlüğünün savunulmasının vazgeçilmez olduğunu söyleyen Atıcı, Herkes eşit yurttaşlık temelinde kendine verilen haklardan yararlanmalıdır. Belediyeler kendi bölgesinde özerk maliyeye sahip olmalıdır” dedi. Özerklik kelimesinin Türkiye’de öcü gibi algılandığına da atıfta bulunan Atıcı, “Özerklik deyince bir kesim bunu malzeme olarak kullanarak, sanki ülkenin bölüneceği algısı yaratılıyor. Bu ülkede Kürtler, Araplar ve Türkler ülkenin bölünmesini istemiyor. Belediyeler mali özerkliği ile kendi etnik yapısının talebiyle kendi kendini yönetebilmeli. Sadece Amed (Diyarbakır) Belediyesi için değil İzmir’de, Antalya’da belediyelerinin de kendi mali özerkliği olmalıdır. Belediyelerde yerinden yönetim esas alınmalıdır” ifadelerinde bulundu.

‘Yeni Türkiye için özerklik şart’

HDP Milletvekili ve HDK Eş Sözcüsü Ertuğrul Kürkçü ise, 15-16 Haziran işçi direnişini işçilerin kendi sendikalarında kendi kendilerini yönetme arzularının başkaldırısı olarak değerlendirmek gerektiğini, o dönemde verilen işçi direnişiyle aslında sendikal öz yönetimin oluşturulduğunu söyledi. Türkiye tarihinde öz yönetimin birçok kez gündeme geldiğini dile getiren Kürkçü, “Günümüzde ise öz yönetim denildi mi herkes şüphe ile bakıyor. Öyle ki öz yönetim uğrunda ölünen ve öldürülen bir algı halini almış durumda. Öz yönetim hâlbuki Türkiye’nin ilk kuruluş anayasası olan 1921 Anayasası’nda 10 maddelik bir yere sahip olan ve dönemsel olarak Türkiye’de tartışılan bir konu” diye konuştu.

Öz yönetimin bir şiddet olmadığını vurgulayan Kürkçü, “Öz yönetim talebinin yok sayılarak, bastırılması şiddeti doğurur” dedi. Türkiye’de fiili olarak bir anayasanın mevcut olmadığını da dile getiren Kürkçü, “Fiili olarak Başkanlık AKP ve Cumhurbaşkanı tarafından uygulanıyor. Bunu söylemlerinde de söylüyorlar. Oluşturulan bu yeni sisteme karşı 1960’lardan 1980’lerde olan direnişlerden dersler çıkarılarak, cevap verilmelidir” ifadelerinde bulundu. Bu sisteme karşı sadece Kürt halkının onur ve varlık mücadelesi yürüttüğünü de kaydeden Kürkçü, şöyle devam etti: “Yeni kurulacak Türkiye için öz yönetimlerin anayasal güvencesi en önemli referanslardan biridir. Türkiye Kürtlerle beraber kurulacaksa özerkliğin anayasal koruma altına alınması ve Kürtlere statü tanınması gerekiyor.”

Yapılan konuşmaların ardından panel-soru cevap ile sona erdi. (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir