Sınıfa saldırılara karşı; 15-16 Haziran’ın yolundan – Fehmi ÇAPAN

FEHMİ ÇAPAN

 

 

 

 

46 yıl önce 15-16 Haziran 1970 tarihinde ayağa kalkan işçi sınıfı, 274 ve 275 sayılı Sendikalar, Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt yasalarında yapılan değişiklikleri kabul etmeyerek sermaye ve diktatörlüğe unutamayacağı bir ders verdi. 15-16 Haziran’dan 43 yıl sonra bu kez tüm ezilenler Gezi/Haziran Ayaklanması’yla faşist diktatörlüğe büyük korkular yaşattı. Haziran sıcağı, işçi sınıfı ve ezilenler tarafından tarihe kazınan iki önemli isyanı simgeliyor.

Gezi/Haziran İsyanı halen etkilerini şu veya bu düzeyde devam ettirirken 15-16 Haziran işçi isyanı, değişen koşullar karşısında kendiliğinden direnişlerle Tekel gibi, Metal fırtınası gibi patlamalarda vücut bulmakta.

İşçi sınıfı ve ezilenler, her yeni savaşına kendi tarihlerinden öğrenerek hazırlanır. Sınıf savaşımı bu birikim üzerinde yükselir. Bu birikimin taşınması işçi sınıfı ve ezilenlerin hafızasıyla hayat bulduğu gibi, farklı tarihsel süreçler arasında diyalektik bağın kurulması, yeni kuşak işçilere ve emekçilere bu birikimin taşınması işçi sınıfının öncülerinin, devrimcilerin, sosyalistlerin omuzlarındadır.
Birikimin ve deneyimin yanında benzer süreçler de sınıf savaşımının itilim kazanmasında rol oynayabilir.

Hem işçi sınıfı ve ezilenler hem de sermaye ve diktatörlüğün uyguladığı politikalar açısından 15-16 Haziran işçi direnişini oluşturan koşullarla bugünkü koşullar arasında önemli benzerlikler var.

15-16 HAZİRAN

Diktatörlük, sendikal örgütlenme ve grev hakkını daraltmak, DİSK’i etkisizleştirmek için 274 ve 275 sayılı yasalarda sermayenin çıkarları yönünde değişikliğe gitti. Bu yasa değişikliğini meclisten geçirdi. 15-16 Haziran direnişi, işçi sınıfına yönelen saldırılar üzerinden patlak verdi.

DİSK, yasanın 11 Haziran’da meclisten geçmesi üzerine peş peşe toplantılar gerçekleştirdi. 12’sinde genel merkezin, 13’ünde sendikaların genel merkezlerinin, 14’ünde şube yöneticilerinin toplanmasıyla tabanın iradesini yansıtacak kararlar aldı. İş yerlerinde Anayasal Direniş Komiteleri’ni oluşturarak harekete geçti. 15 Haziran sabahı İstanbul Anadolu ve Avrupa yakalarında, Gebze ve Kocaeli hattında birkaç koldan gerçekleşen iş durdurma eylemlerinden hemen sonra belirli merkezlere doğru yürüyüşler gerçekleştirdi. Yürüyen işçiler, yollarının üzerindeki fabrikalarda işçileri de grev ve direnişe geçirdi. İlk gün 70 bin işçi direnişe katıldı. 16 Haziran günü direniş daha da büyüdü. Türk-İş’e bağlı sendikalara üye işçilerden büyük katılım oldu. İşçiler engel tanımadı. Önüne çıkan barikatları aşarak öfkesini sokaklara taşıdı. Şiddetli çatışmalar yaşanmasına rağmen işçiler taleplerinden vazgeçmedi. 2. gün 150 bin işçi isyana katıldı.

Hükümet, işçilerin isyanı karşısında sıkıyönetim ilan etmesine rağmen işçilerin aleyhinde yasalar çıkaramayacağını gördü. 275 sayılı TİS, Grev ve Lokavt Yasası’nda yaptığı değişikliği geri çekti. 274 saylı Sendikalar Yasası’nda yaptığı son düzenlemelerden vazgeçti. En son Anayasa Mahkemesi işçilerin bu militan mücadelesi karşısında yasal düzenlemeyi tümden iptal etti. Sermaye hükümeti, işçilerin mücadelesine rağmen işçi ve emekçilerin aleyhinde yasalar çıkaramayacağını gördü.

BUGÜNKÜ DURUM

Bugün Kiralık İşçi ve Özel İstihdam Büroları (ÖİB) Yasası meclisten geçti. Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylanıp yürürlüğe girdi. Kıdem tazminatının fona devredilmesine ilişkin düzenlemeler son aşamaya geldi. 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nda yapılmak istenen değişiklikle iş güvencesi bir bütün olarak ortadan kaldırılmak isteniyor. Şubat ayında çıkarılan KHK’yle KESK’i tasfiye etmenin ilk adımları atılmakta, sürgün, soruşturma, işten atmalar ve ceza davaları sermaye ve faşizmin sınır tanımayan saldırılarını oluşturuyor.

İşçilere ve kamu emekçilerine tarihin en büyük saldırıları gerçekleşirken Türk-İş, Hak-İş, Türk Kamu Sen ve Memur Sen bu saldırılar karşısında açıkça sesini çıkarmayarak sermayenin yanında saf tutmuş durumdalar.

KESK saldırılara karşı sokaklara çıkarken DİSK daha zayıf da olsa bu saldırıları püskürtme çabasında.

Dün, 15-16 Haziran öncesi gençliğin militan mücadelesi, köylülüğün toprak, işçilerin fabrika işgalleri işçi sınıfının militan mücadelesini 15-16 Haziran’a giden koşulları hazırladı. Bugün Kürt halkının özyönetim direnişleri ve kentlere yayılan isyanı, Batı’da patlak veren tüm ezilenlerin isyanı olan Gezi/Haziran Ayaklanması, 6-8 Ekim Kobanê serhildanı/direnişi ve dayanışma grevi, Metal işçilerinin isyanı, 7 Haziran HDP’nin zaferi, 12-13 Aralık genel grev ve direnişi, işçilerin ek zam mücadelesi bunların başlıcalarıdır. Bu, Kuzey Kürdistan’ın yanında Batı’da da devrimci bir durumun varlığına işaret ediyor. Faşist diktatörlüğün kitleleri sokaklardan uzaklaştırma çabalarına 8 Mart, Newroz, 1 Mayıs’la, KESK’in laik eğitim ve yaşam mitingleri, ABB işçilerinin bir temsilcinin işten atılması karşısında üç kentte 5 fabrikasında iş durdurarak temsilcilerine sahip çıkması, işçi ve emekçi hareketin her şeye rağmen sokak ısrarını ve dinamizmini yansıtmaktadır.

DİSK, KENDİ TARİHİYLE KENDİ YOLUNU AYDINLATMALIDIR

DİSK, 15-16 Haziran’da (bir yere kadar) öne çıkarak Türk-İş’e bağlı işçileri ve 26 bağımsız sendikayı mücadelesi etrafında topladı. Eylemin birleştirici gücü, 15-16 Haziran’da ortaya çıktı. Bugün de, 1 Mayıs kutlamalarında Türk-İş’e bağlı bazı sendikalar DİSK, KESK, TTB ve TMMOB’la birlikte kutladı. Bu da göstermektedir ki doğru talepler etrafında yürütülen mücadele birleştirici olacaktır.

Sürecin benzerliği, çözümün de benzer olduğunu göstermektedir. Sermaye ve diktatörlüğün işçi sınıfına ve kamu emekçilerine yönelen saldırılarını püskürtmenin yegâne yolu, kendi tarihinden öğrenmekten geçer.

DİSK, pekala kendi tarihinin dersleri ışığında tabanına yaslanarak, iş yeri komite ve meclisleri ya da taban örgütlenmelerine giderek ÖİB ve Kiralık İşçi Yasası’nı geri çektirebileceği gibi kıdem tazminatının gaspı gibi yeni saldırıların önünü kesebilir, 15-16 Haziran’ın açtığı kanaldan yürüyebilir.

Sermaye iktidarı, sendikasız, örgütsüz, hiçbir hakka sahip olmayan, işçi cinayetleriyle sermayeye kurban, ücreti, çalışma ve yaşam koşullarıyla kölelik koşullarını uygulamak istemektedir. Sermaye iktidarının saldırılarını boşa çıkaracak her adım, işçi sınıfı ve emekçilerin geniş kesimlerinin desteğini alacaktır. 15-16 Haziran’da görüldüğü gibi öne çıkan DİSK, yanında Türk-İş’e bağlı sendikaların üyelerini buldu. Bugün de gerek Türk-İş ve Hak-İş’ten gerekse de örgütsüz iş yerlerinden işçileri yanında bulmayacağını kim söyleyebilir?

KESK, bugün Saray’ın tasfiye saldırısıyla karşı karşıya. Tıpkı dün DİSK’in tasfiyesinin gündemde olduğu gibi. KESK, direniş yönünde adımlarını büyüttüğünde çevresinde direnmekten yana olan güçleri toplayacağı gibi, saldırıları püskürtecek güç, umut olma özelliğini kazanabilir. İş güvencesi tüm kamu emekçilerinin sorunudur. Memur-Sen yandaş, işbirlikçi sendika pozisyonunu değiştiremeyeceğine göre bu mücadelede militan ruh, KESK’i güçlendirecek, kamu emekçileri için de umut olmasını sağlayacaktır.

15-16 Haziran’da işçilerin, Gezi/Haziran ayaklanmasıyla tüm diğer ezilenlerin açtığı yoldan yürünerek sermaye ve faşizmin planları boşa çıkarılabilir. Emekçilerin ve ezilenlerin cephesi de mücadele içinde oluşabilir.

(ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir