Direniş en büyük değerdir – Hüseyin ALİ

HÜSEYİN ALİ

 

 

 

 

AKP iktidarı, Kürt sorununda bir çözüm politikası olmadığından, Türkiye dışında ve içinde Kürtlerin güçlendiğini görünce Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı içeride ve dışarıda savaş açmıştır. Rojava Devrimi’ne karşı Kürt düşmanlığının yapılması ve IŞİD’in Kobanê’ye saldırtılması bunun en somut ifadesidir. Türkiye dışındaki Kürtlere bu düzeyde düşmanlık yapanlar, sınırları içindeki Kürtlere neler yapmaz ki! Bir çocuk bile bu gerçeği görebilir. Zaten Bakurê Kurdistan’da Kürtlerin örgütlü bir güç haline geldiği görülünce her ağzını açan AKP’li, “asayişi sağlayacağız, kamu güvenliğini koruyacağız” diyerek Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesine saldıracaklarını açıkça ortaya koymuşlardır. Bu mantıkla 2014 30 Ekim Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaş kararı almışlardır. Dolmabahçe Mutabakatı bu nedenle reddedilmiş; Kürt Halk Önderi üzerinde bu nedenle ağır tecrit uygulanmaktadır. Nitekim Ahmet Davutoğlu, 24 Temmuz 2015 topyekün saldırısından sonra birkaç defa “Biz bir yıldan fazladır bu savaşa hazırlık yapıyorduk” diyerek bu gerçeği ifade etmiştir.

Bu gerçek gün gibi ortadayken bazıları hala savaşı sanki Kürt Özgürlük Hareketi başlatmış gibi söylemlerle AKP iktidarının bu yönlü yaratmak istediği algıya hizmet etmektedirler. Savaşı başlatanları, Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmek isteyenleri değil de direnenleri suçlamaktadırlar. Direnmeseydiniz, akıllı dursaydınız devlet de yakıp yıkmazdı demektedirler. Zaten soykırımcı sömürgeci Türk devleti de her zaman Kürt halkına bu telkinlerde, daha doğrusu tehditlerde bulunmaktadır. Direnirseniz dünyayı başınıza yıkarız demektedirler.

1990’lı yıllarda da Kürt halkının direnişi karşısında köyleri yakıp yıkmışlardı. Köyleri yakıp halkı göç ettirerek gerillanın yaşamayacağı bir ortam yaratılmak istenmiştir. Kürt halkının şehirlerde, kasabalarda kendi kendini yönetme iradesine karşı da aynı soykırımcı sömürgeci faşist mantıkla saldırılmıştır. Bugün Kürt halkının soykırımcı faşist sömürgeciliğe karşı direnişini suçlayanlar aslında 1990’lı yıllarda soykırımcı sömürgeciliğin köyleri yakıp yıkmasını da meşru görmüş olmaktadırlar. Çünkü bu zihniyet zalimi değil de mazlumun direnişini suçlayan ters bir mantığa sahiptir. Bu mantığa göre Kobanê halkı ve özgürlük güçleri, IŞİD’e karşı direnmeseydi Kobanê de yerle bir edilmezdi.

Dikkat edilirse AKP ve özel savaş güdümündeki televizyonlar ve bir bütün olarak Türk medyası her gün YPS’lilerin nasıl mayın patlattıklarını, asker ve polisin YPS mayınlarını nasıl patlattığını önceden planlanmış mizansenlerle vermişlerdir. Böylece şehirleri kendilerinin değil de, YDG-H gençlerinin ya da sivil savunma birliklerinin yakıp yıktığı algısını yaratmak istemişlerdir. Tankla, topla, helikopterlerle, hatta Nusaybin’de olduğu gibi uçaklarla her yeri yakıp yıktıkları halde bu yıkımdan direnenleri suçlu gösterme propagandasını yoğun biçimde yapmışlardır. Sur’da açıkça görüldüğü gibi bir eve ulaşmak için yüzlerce evi yıkıp yol açtıkları halde, yıkımdan direnenleri suçlama yüzsüzlüğünü göstermişlerdir. Gerçekler bu kadar açık ortadayken hala bazılarının “teslim olsaydınız, direnmeseydiniz devlet bunları yapmazdı” demeleri büyük bir körlüktür, vicdansızlıktır, hatta ahlaksızlıktır. Çünkü ahlaklı ve vicdanlı olmak her şeyden önce gerçekleri söyleyebilmektir.

Zalimler, sömürgeciler, soykırımcılar her zaman kendilerine karşı gösterilen direniş karşısında yakıp yıkmışlardır. Tarih böyle binlerce örnekle doludur. Ancak kimse direnenleri niye direndiniz diye suçlamamıştır. Bugün insanlık, özgürlük, demokrasi adına ne varsa bunu da ağır bedellere rağmen bu direnenlere borçluyuz. Eğer bugün onurlu Kürtlük varsa, Kürt’te özgürlük tutkusu meşalesi yanıyorsa, bugün Kürtler özgürlük, demokrasi ve insanlık için direniyorsa bunu da ağır bedellere rağmen direnenlere borçluyuz. Cizre’de, Sur’da, Silopi’de, Şırnak’ta, Nusaybin’de, Gewer’de fedaice direnenler, yarınki özgürlük tarihimizi yazanlardır; bizi özgür ve demokratik yaşama kavuşturacak değerlerdir. Kürt’ün özgürlük özlemini ezmek, Kürt’ü bitirmek ve yeniden soykırımcı sömürgeci düzen içine sokmak isteyenleri değil de, bazı tüketici, konformist orta sınıf bireylerin duygusuyla direnenleri neden direndiniz diye suçlamak gerçekten de büyük bir cehaleti ve gafleti ifade etmektedir. Bu tür söylemler kendilerindeki irade kırılmasının dışa vurumudur. Şunu vurgulamalıyız ki, hiçbir şey özgür ve demokratik yaşam tutkusu ve bunun için kendini feda edenlerden daha değerli değildir. Bu nedenle halkımız dünyayı da başımıza yıksanız ülkemizden, özgür ve demokratik yaşamdan vazgeçmeyiz diyerek tavrını ortaya koymuştur.

Hiç kimse kendi karamsar duygularını toplumun duygularıymış gibi yansıtmasın! Kazanan; fedaice direnenler ve halkımız olmuştur. Teslim alma ve ezme saldırısı karşısında direnilmeseydi işte o zaman Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin başına felaketler gelirdi. Dışarıda ve içeride güçlenen Kürt’e karşı irade kırma savaşı başlatan soykırımcı sömürgeciliğe karşı direnilmeseydi, işte o zaman tarihi bir gaflet yaşanırdı. Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi tarihine yakışır bir biçimde zindan direnişçilerinin haykırdığı gibi “Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” diyerek direnmişler; zaferin direniş kültürünü, iradesini ve yolunu daha fazla güçlendirmişlerdir. Kürt halkına artık hiç kimse, hiçbir güç teslim olma zilletini kabul ettiremeyecektir.

(Özgür Gündem)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir