‘Katletme de kaybetme de devlet politikası’

Tansu Çiller’in ölüm listesine alındıktan sonra katledilen Yusuf Ekinci’nin oğlu avukat Sertaç Ekinci, faili meçhul cinayetlerin ve gözaltında kaybetmelerin ayrı değerlendirilemeyeceğini söyleyerek, “Babamın katledilmesi de Külter’in gözaltında kaybedilmesi de hepsi birer devlet politikası” dedi. Ekinci, Külter’in serbest bırakılması çağrısı yaptı.

Demokratik Bölgeler Partisi DBP Şırnak İl Yöneticisi Hurşit Külter, 27 Mayıs Cuma akşamı gözaltına alındı. Kendisinden 23 gündür haber alınmayan Külter’in akıbetine dair “Bizde yok” inkarının dışında devlet kurumlarınca bir açıklama yapılmadı. 2005 yılından sonra ilk defa bir gözaltında kayıp olayı yaşanırken, İHD tarafından Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurular yapılsa da henüz bir sonuç alınmadı. İnsan hakları örgütleri ve kayıp yakınları, Hurşit Külter’in bir an önce serbest bırakılması için çağrılarını sürdürüyor.

Avukat Sertaç Ekinci, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in ölüm listesinde olan ve 1994 yılında faili meçhul cinayet sonucu katledilen avukat Yusuf Ekinci’nin oğlu ve aynı zamanda Yusuf Ekinci de dahil 18 Kürt işverenin devlet tarafından öldürülmesine ilişkin 20 Aralık 2013 tarihinde açılan Ankara JİTEM Davası’nın avukatı ve bir insan hakları savunucusu. Dün Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde davanın 9. duruşmasına katılan avukat Ekinci, kendisinden 23 gündür haber alınamayan Hurşit Külter’in ailesine geri verilmesini istedi.

‘Yaranın onarılması gittikçe güçleşiyor’

Ekinci, Külter’in kaybedilmesine neden olan hukuksuzlukların Türkiye tarihinde aralıksız yaşandığı siyasal nedenlerden kaynaklı 90’lı yıllarda arttığını söyledi ve “Hukuksuzluk Külter’in kaybedilmesiyle birlikte daha fazla gündeme geldi. Ancak yeni bir şey değil. Gözaltında kaybedilmeler toplumun önemli bir kesiminde devlete ve adalete karşı güvensizlik duyusu yaratıyor. Bölgede yaşananlara baktığımız da artık yaraların onarılması gittikçe güçleşiyor” dedi.

‘Bir ülke için utanç verici’

Kişilerin katledilmesi ve kaybedilmesi konusunda yaşam hakkını korumakla yükümlü devletin kendi görevlerini yapmadığını ifade eden Ekinci, “Nitekim 90’lı yıllardaki birçok kayıp olayında devlet etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediği için AİHM’de mahkum edildi. Bir ülke için utanç verici bir şey. Kaybedilen şahısların dosyasının faili meçhul olarak kenarda eskimesi ve zaman aşımı bittikten sonra da dosyanın kaldırılması artık sıklıkla karşılaştığımız şeyler” diye konuştu.

‘Yaraların sarılması’ sözünden tekrar kaybedilmelere

Ekinci, yaraların onarılması iddiasıyla 2000’li yıllarda AKP iktidarının kendi politikalarına alet edilmiş kimi soruşturmalar açıldığını ancak gelinen aşamada yaraların sarılmasının tam aksine cinayet ve kayıpların tekrar başladığını söyledi. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’n “Faili meçhul cinayetlerin üzerine gideceğiz” şeklindeki açıklamalarını hatırlatan Ekinci, şöyle devam etti: “Bu söz biz kayıp ailelerine verildi ancak şimdiye kadar devletin güvenlik güçlerinin sorumluğu olduğu bir tane faili meçhul cinayet çözülmüş değil. Bir tanesinin sorumlusu adalete teslim edilmedi. Hatta yeni kanun tasarısı ile memurların dahi soruşturulmasının önüne geçilmek isteniyor. Bırakalım demokratik devleti gittikçe baskıcı, otoriter, faşist bir yönetim anlayışı oluyor. Türkiye tarihinde hep yaşanan bu cinayet ve kaybedilmeler Hurşit’in kaybedilmesi ile yeniden bir idari pratik haline dönüşmeye başladı. Ekinci Ailesi olarak Hurşit Külter’in kaybedilmesinden çok endişe duyuyoruz.”

‘Geç kalınmış olacak’

Türkiye’nin ana sorunu olan Kürt sorununun, bölgedeki katliamlar ve Külter’in kaybedilmesi gibi yöntemlerle çözülmediğinin geçmiş zamandan çok iyi görüldüğünü sözlerine ekleyen Ekinci, “Bu tür olaylar sorunu hep daha da kangren haline dönüştürdü. Devlet toplumun belli kesimini ‘Terörle mücadele ediyoruz’ düşüncesi üzerinden hukuksuzluğa ikna edebilir ancak bunun sonuçları orta vadede ülke için iyi olmayacaktır. Daha fazla duygusal kopuşa ve Türkiye’nin uluslararası alanda mahkum edilmesine neden olacak. Bu sürecin sonunu görmek için kâhin olamaya gerek yok. Devletin geleceği nokta eninde sonunda bu faşizan uygulamaların ortadan kaldırılması olacak. Ancak bu geç kalınmış olacak. Toplumun belli bir kesimini ikna etmek zorlaşacak. Çünkü güven yitimi söz konusu.”

‘Güvenlik birimlerine ‘Arkanızda biz varız’ diyorlar’

Ekinci, OHAL dönemlerinde yaşanan insan hakkı ihlallerinde iç hukuk yollarının tüketilmesine ihtiyaç duyulmadan AİHM’in devreye girdiğini ve Türkiye’nin usulen yaptığı savunmaların da reddedildiğini hatırlattı. Ekinci, şöyle devam etti: “Şimdi bölgede OHAL ilan edilmemesinin sebeplerinden biri de bu. OHAL ilan edilmiyor ancak bir taraftan da en büyük hukuksuzluklar yapılıyor. Külter de bu hukuksuzluk ortamında kaybediliyor. Külter’in kaybedilmesinde olduğu gibi bölgede birçok iddia var. Güvenlik güçleri tarafından sivillerin öldürüldüğü iddiaları var. Bu iddialar savcılık makamları tarafından maddi delil olarak değerlendirilmeli. Ancak bunların yapılmadığını görüyoruz. Yaşananlara ilişkin hiçbir ceza mekanizmasının devreye sokulmaması güvenlik birimlerine ‘Korkmanıza gerek yok arkanızda biz varız’ demektir.”

‘Kaybedilmelerin hepsi devlet politikası’

Kaybedilmelerin bir devlet politikası olduğunun altını çizen Ekinci, şunları söyledi: “Benim babam Yusuf Ekinci’nin yargılandığı davanın tanıklarından Susurluk Raporu’na hazırlayan devlet bürokratı olan Kutlu Savaş ifadesinde, olayların tek tek değerlendirmesinin mümkün olmadığını ve tamamen bir devlet politikası olduğunu söylemişti. Bizim de iddiamız zaten buydu mahkemede. Aynı şeyi bugün Külter şahsında görüyoruz. Bir devlet politikası uygulanıyor.”

Ekinci, tüm bu cinayet ve kaybedilme pratiklerinde devlet mantığında dahi bir çıkarın olmayacağını, bir netice alamayacağını söyledi ve ekledi: “Bu tamamen bir aptallık. Ümit ediyoruz ki devletin bu aptallığı devam etmez.” (Deniz NAZLIM – DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir