Sürdürülebilir biat – Çiğdem TOKER

ÇİĞDEM TOKER

 

 

 

 

 

AKP iktidarına, iktidarını bir rejime dönüştürmüş olmak yetmiyor.

Ülkenin doğusu ile batısını, apayrı gündemlerle bir karpuz gibi ikiye bölen; insanlarını hiç olmadığı kadar kutuplaştıran onca baskıcı uygulama ve kıyıma rağmen, henüz mutlak keyfiliği, denetimsizliği tek şahısta kayıtsız şartsız biçimde toplayabilmiş değil.

Rejimin, hâlâ bir nihai hedef olarak bu ölçüsüz keyfiliğe ihtiyacı var. Muhtelif“sopa”larla herkesten, her kesimden mutlak biat talep etmesi, toplumsal-kamusal niteliğe sahip her organizasyonu, bu yüzden karşısında süt dökmüş kedi gibi, elleri önünde birbirine bağlı görmek istemesi bu ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Biatın mutlak olması da yeterli gelmiyor. Kurumsal belleğe, genlere iyice nüfuz etmesi, sürekli olması gibi bir derdi de var rejimin.

O dert biraz 2001 krizinin ardından başlatılan restorasyon sürecindeki bir tercüme kavramı hatırlatıyor:
“Sürdürülebilir”. Misal bir defalık ekonomik büyüme yetmez, bir başarıdan söz edebilmek için üst üste yıllarca sürmesi gerekir.

AKP rejiminin kurumlardan talep ettiği, her an süklüm püklüm hazırolda durulması arzusu işte böyle “sürdürülebilir biat”a karşılık geliyor. Nedir; rejime karşı bir kere“evet efendim, siz nasıl isterseniz öyle olsun efendim” demek yetmez. Bunun sizden istenmesini beklemeden, istendiğinde de ikiletmeden yerine getirmeniz gerekir.

***

Sürdürülebilir biatı sağlamak için de yaşınız, konumunuz ne olursa olsun “usluçocuk” rolünün hakkını vermeniz gerekir.

Tanınırlığı yüksek bir vakıf üniversitesinin Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle bir akademisyenin işine son verip bir de bunu marifetmiş gibi sosyal medyadan yazılı açıklamayla duyurması “uslu çocuk” sendromuna esaslı bir örnek.

Üniversite, bu açıklamasıyla Saray’a da “Hiç sözünüzden çıkar mıyız efendimiz?Lütfen bize dokunmayın” demiş oluyor.

Piyasa davranışlarını kişileştirenlerden “risk iştahı” deyimini ödünç alırsak, AKP’nin, işsiz bırakma, kapatma, dağıtma, varlığını sona erdirme gibi mali, hukuki ve fiziki araçlar kullanarak icra ettiği biat ettirme iştahı bitip tükenmek bilmiyor.

***

Hükümetleri değil, saf anlamda devleti temsil ettiği varsayımından hareketle, tarafsız olmaları beklenen valilikler de işte bu konjoktürde, “sürdürülebilir biat”ın, terbiyeli icra aygıtları olarak işlev görüyor.

İstanbul Valiliği’nin, LGBTİ yürüyüşüne getirdiği yasak, hayatın her alanını düzenleme hakkını üstüne vazife gören bir rejimin, bu pervasızlığı ve baskıyı“güvenlik” gerekçesinin arkasına saklamasının son örneğini oluşturdu.

Valiliğin, yasak açıklamasında art arda gelen tehditlerle, işlenen nefret suçlarıyla, LGBTİ’lerin açık saldırı hedef haline getirilmesiyle hiç ilgilenmeksizin, güvenlik gerekçesinden söz etmesi, her türlü övgüyü (!) hak ediyor.
Anayasal hakkını kullanmak isteyen pek çok örgüt ve kesimin protesto ve yürüşüşünü “güvenlik” gerekçesiyle yasaklayan “idare”nin, bayrağına gökkuşağının renklerini koymuş bir topluluğun yürüyüşünü, kamu güvenliği gerekçesiyle yasaklaması, aslında hayli gülünç.

“Değerli İstanbullu hemşerilerimizin bu tür çağrılara itibar etmemelerini” derken, LGBTİ’leri “değerli hemşeriliğe” layık görmeyen, çocuğuna uslu olmasını “kakaçocuklara” uymamasını tembihleyen ana babalar gibi davranışı da öyle.

Hiç gülünç olmayan mevzu ise bu yasağın, bundan sonra sıradaki “Heyt var mı bana yan bakan” diye efelenerek, katliam tehdidi savuracak mafya bozuntularını cesaretlendirecek olması. Ki, bunun da rejimin işine gelmediğini kim iddia edebilir. Rejimin mutlak keyfilik hedefi yönündeki ilerleyişi, yasamaya darbe indiren anayasaya aykırı dokunulmazlık yasasından sonra, yargıda tasfiye tasarısıyla daha da hızlanacak.

“Sürdürülebilir biat” talebinin evrileceği yeri ise bu pervasızlığa karşı sergilenecek meşru direnç belirleyecek.

(Cumhuriyet)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir