Esra Mungan Fincancı’nın tecritte tutulduğu hücreyi anlattı

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın şu an tecritte tutulduğu hücrede daha önce kalan akademisyen Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan hücreyi anlattı

Tutuklanan Özgür Gündem Gazetesi Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın şu an tecritte tutulduğu hücrede daha önce kalan akademisyen Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan, “Yemekler seri katilmişsiniz gibi kapı açılarak değil, mazgaldan veriliyor ve havalandırma hakkı yok. Cezaevinde hiçbir disiplin sicili olmayan bir tutuklunun böyle bir yere konulması mevzuatlara aykırı” dedi. Tutuklamanın da sindirme ve korkutma amaçlı olduğunu söyleyen Mungan, “İktidarın ve devletin kavrayamadığı şey, karşı inadımız” diye konuştu.

Barış Bildirisi’ne imza attığı gerekçesiyle bir süre Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan, Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla gazeteci, aydın ve yazarların başlatmış olduğu “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ile yazar Ahmet Nesin’in tutuklanmasını değerlendirdi.

Mungan, iktidarın muhalif ve Kürt kesimleri üzerinde her gün arttırdığı baskı politikalarının bu şekilde devam ettiği taktirde nasıl bir sonuç ortaya çıkacağını ve ortaya çıkacak olan sonucun Türkiye’ye yansımasının nasıl olacağını, “Ben bu artan baskı politikaların nasıl bir sonuç doğurabileceğini doğrusu düşünmek bile istemiyorum. Şu an tek bildiğim şey, buna karşı herkesin ama herkesin güçlü itirazını yükseltmesi gerektiğidir. Örneğin Özgür Gündem için misafir yayın yönetmenliği yaparak gösterilen dayanışma tam da bundan ötürü olağanüstü değerlidir. Ve tam da bu ‘karşı inat’ olarak adlandıracağım eylemler beni bu ülkenin geleceği açısından bir nebze umutlu kılıyor. Hayalimizdeki özgürlüklerden ve eşitlikten yana Türkiye için herkesin birlikte ve ortaklaşarak mücadele etmesi gerekir. Yoksa bırakın Kürt basınının sesinin tamamen yok edilmesi, Türkiye’deki tüm diğer alternatif seslerinin de tümüyle yok edileceği, fiilen artık sadece tek bir sesin tahakkümü altında bir ülkeye döneriz. Bunun ne anlama geldiğini hepimiz çok iyi biliyoruz” sözleriyle değerlendirdi.

‘Anlamadıkları şey karşı inadımız’

İktidar tarafından devreye konulan baskı ve sindirme politikalarına sesini çıkaran kesimler hakkında açılan soruşturmalara dikkat çekerek, bu politikaların bir sindirmeye yol açıp açmadığına ilişkin Mungan, şöyle konuştu: “En son Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ahmet Nesin’in tutuklanma sürecinde de tanık olduğumuz gibi, burada bir korkutma ve sindirme operasyonu güdülüyor. Ancak sanırım iktidarın ve devletin kavrayamadığı şey, bu az önce de belirttiğim karşı inadımız. Çünkü biz yaptığımıza inanan insanlarız, nasıl ki 11 Ocak 2016’daki imza metninde dile getirilmesi gerekenleri dile getirdiysek ve onun için imzalar atıldıysa ve nasıl ki 12 Ocak’ta savrulan tehditlere rağmen hatta aslında tam da onlardan ötürü 1000 imza daha eklendiyse, şimdi de benzer şeylerin olacağını düşünüyorum. Mesela daha hemen dünden itibaren gönüllü yayın yönetmenleri listesi 100’ün üzerine çıktı. Bu sayı daha da artacaktır, artmalıdır. Giderek daha geniş kesimlerde de bir ‘Yeter artık!’ hissiyatı var” ifadesinde bulundu.

‘Şimdi Şebnem Hoca için nöbete geleceğiz’

Mungan, kendisinin de Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu süre içerisinde tecride alındığı hücrede bu defa Fincancı’nın tecride alınmasını, “Ben ilk tecride alındığımda ağırlaştırılmış müebbet hükmü alanların tutulduğu zemin katındaki hücrelerden birine konmuştum. Muhtemelen bunun üzerine yükselttiğimiz yüksek sesli itirazlar nedeniyle ceza olarak, kendilerince ürkütüp susmamızı sağlamak için beni daha beter olan üst kattaki ceza hücrelerinden birine aktardılar. Ama bu düşündüklerinin aksine sesin büsbütün yükselmesine neden oldu ve nihayetinde geri adım atmak zorunda kaldılar. Çünkü tebligatta belirtilen gerekçelerinde hiçbir tutulur tarafı yoktu. Nitekim sonrasında çoktan geçmemiz gereken koğuşa geçirildik. Şimdi de bizler Şenbem Hoca için nöbete geleceğiz ve eminim ki çok kalabalık olacağız. Çünkü haksızlık tepki doğurur, daha büyük haksızlık daha büyük tepki doğurur. Bunu anlamaları gerekiyordu ama demek ki görmemeyi tercih ediyorlar” dedi.

Kaldığı hücreyi anlattı

Kendisi gibi Fincancı’nın tecrit altında tutulduğu hücreyi Mungan, şu sözlerle anlattı: “Bu hücreler üst katta yer alıyor, dolayısıyla havalandırma alanıyla hemzemin değil. Normalde o hücreler bir disiplin suçu nedeniyle ceza almış kişilerin ceza süreleri boyunca tutulduğu yerler. Örneğin, ben oradayken yanılmıyorsam Tekirdağ Cezaevi’nden biri, orada işlediği bir disiplin suçu nedeniyle buraya getirilmiş ve 10 gün boyunca o oda da tutulmuştu. Çünkü Tekirdağ’da o tarz bir ceza hücresi mevcut değilmiş. Bu odalar kirli. Çünkü hep geçici kalınan yerler (oysa Şebnem Hoca için kalıcı bir karar olduğunun duyumunu aldım, aynen bendeki gibi), yemekler seri katilmişsiniz gibi kapı açılarak değil, mazgaldan veriliyor ve havalandırma hakkı yok. Cezaevi içinde hiçbir disiplin sicili olmayan tutuklu birini böyle bir yere koyduklarında kendi mevzuatlarını ihlal ediyorlar. Herhalde bundan olsa gerek bunu bir nebze telafi etmek için günde bir saat havalandırma ve yemeklerin düzgün bir şekilde mazgaldan değil kapıdan vermek durumunda kaldılar.”

Mungan, muhaliflerin üzerindeki iktidar baskının, herkesin şartsız ve koşulsuz katılımcı demokrasiden yana tek vücut tepki vermesiyle kırabileceğini söyledi. (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir