AKP’nin çözüm planı ‘4 K’; Kürtlere Kıyamete Kadar Kayyum! – Celal BAŞLANGIÇ

CELAL BAŞLANGIÇ

 

 

 

 

Çatışmalar giderek yoğunlaşıyordu. Kentler abluka altındaydı.

İlan edilen sokağa çıkma yasakları artık ayları bulmuştu.

Mahalleler, sokaklar, evler tanklarla, obüslerlerle, havanlarla bombalanıyordu. Çatışan tarafların dışında kadınıyla, çocuğuyla, yaşlısıyla siviller öldürülüyordu.

Ancak Doğu’daki, Güneydoğu’daki Kürt kentlerinde yaşanan bu felaketten Türkiye’nin batısında yaşayanların haberi olmuyordu bir türlü. Ekranlarıyla, sütunlarıyla büyük bir yalan makinesine dönüşmüştü iktidar yanlısı televizyonlar ve gazeteler. Geri kalanı da susmuştu, sinmişti, biat etmişti.

Tıkanan haber kanallarını açmak, “bölge”de yaşananları Türkiye’nin batısına aktarmada aracı olmak için “Haber Nöbeti” başlamıştı.

İlk “nöbetçi gazeteciler” olarak 3 Şubat’ta gelmiştik Diyarbakır’a.

5 Şubat’ta da Başbakan Ahmet Davutoğlu Mardin’e gelecek ve “Terörle Mücadele Master Planı”nı açıklayacaktı.

Doğal olarak nöbet alanımız da Mardin’e doğru kaymıştı o gün.

Akreditasyonla ilgili bütün işlemleri eksiksiz yaptırdığımız halde Başbakanlık tarafından üzerimiz çizilmişti, Davutoğlu’nun konuşacağı Artuklu Üniversitesi’nin salonuna alınmamıştık.

Davutoğlu’nun konuştuğu yerin yakınında bir kafeye oturmuş, televizyonlardaki canlı yayından izliyordum.

Saymaya başlamıştı Davutoğlu “Terörle Mücadele Master Planı”ndaki “10 esas”ı.

“İlki psikolojik unsur” demişti. Zaten projede “milli birlik ve kardeşlik”in yanına “rehabilitasyon”u koymuştu. Demek ki “Kürt sorunu”nu psikolojik bir rahatsızlık boyutunda görüyordu iktidar ve Kürtleri rehabilite etmeyi amaçlıyordu.

Sonra “kapsamlı bir demokratik reform süreci”ne geldi ama bunun altını tek bir maddeyle doldurdu; “anayasa değişliği”, yani “Başkanlık”.

Vaatleri alt alta sıralıyordu Davutoğlu. 10 madde bitince sözü Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne getirmeyi ihmal etmedi. Açıktan açığa belediye kadrolarına müdahale etmenin ve belediye yönetimlerini düşürerek valilere ve kaymakamlara devretmenin sinyalini veriyordu.

“Mardin’de yüzde 96’sı merkezden verilen bütçenin, personele ayrılanı yüzde 62. Yatırıma ayrılanı yüzde yedi” deyiverdi.

Tam bir ay önce, 6 Ocak’ta da aynı şeyleri söylemişti Davutoğlu:

“Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin toplam giderinin yüzde 62,6’sı personele harcanıyor, oysa Türkiye ortalamasında bu yüzde 11,7. Bu personel ne yapıyor? Hangi hizmeti yerine getiriyor ki, personel giderleri yüzde 60’ın üzerinde. Bu personel giderlerinin nereye gittiğini tek tek araştıracak ve hesaplarını soracağız.”

Oturduğum kafeden çıkıp hemen Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ü bulmuştum; daha Davutoğlu’nun konuşması sürerken. Maridin Oteli’ndeymiş. Gittim yanına.

Kızgındı Başbakan’ın söylediklerine. “Hitler dönemindeki Göbels propagandası gibi” diyordu.

Belgeleri, dosyaları getirtmişti Ahmet Türk. Başbakan’ın doğru söylemediğini anlatıyordu:

“Zaten altı aydır bakanlığın müfettişleri belediyeden çıkmadı. Kendi müfettişlerinin raporları bizzat Başbakanı yalanlıyor.”

Önüme İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği’nin Özel Teftiş Raporu’nu koydu. Aynen şu cümleler vardı:

“Büyükşehir Belediyesi’nin personel harcamalarının yüzde 30’u aşmadığı…”, “Teftişe tabi dönemde yapılan personel harcamalarının yasal sınırlar içersinde kaldığı…”

Bir başka çizelge koymuştu masaya Ahmet Türk; “Mardin Büyükşehir Belediyesi 2015 Yılı Gerçekleşme Oranları”.

Bu çizelgede “Personel Giderlerinin Hizmet Alımı Dahil Gerçekleşen Bütçeye Oranı” maddesi vardı. Burada yazan rakam da öyle Davutoğlu’nun söylediği gibi yüzde 60’ların üzerinde değildi. Tamı tamına yüzde 28’di.

Bazı belediyelerin nüfusları ve personel sayılarıyla karşılaştırmalı bir başka döküman konulmuştu masaya.

Buna göre;

AKP’li Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin nüfusu 768 bindi… Personel sayısı 1872.

AKP’li Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin nüfusu 729 bindi… Personel sayısı 1460.

Çizelgede Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin nüfusunun bu iki kentten de daha fazla, ama personel sayısının daha az olduğu görülüyordu.

DBP’li Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin nüfusu 797 bindi… Personel sayısı 1220.

Söylenen yalan apaçık ortadaydı. O gün hemen Mardin’de söylenen yalanları ve yaşanan gerçekleri “Haber Nöbeti’ndeyiz, gerçeğin peşindeyiz; Bu medyanın doğrusunu yazamayacağı Mardin Yalanı” başlığıyla yazıp Haberdar’a geçmiştim.

O günden beri de bölgede nereye gitsem soruyordum, “5 Şubat’ta Başbakan Davutoğlu’nun Mardin’de açıkladığı 10 maddelik ‘Terörle Mücadele Master Planı’yla ilgili somut olarak ne yapıldı?” diye.

Sur’dan İdil’e, Nusaybin’den Silvan’a, Lice’den Silopi’ye, Cizre’den Şırnak’a uzanan koca coğrafyada bir kişi çıkıp da “Şu yapıldı” diyemedi. Çünkü yapılan hiçbir şey yoktu.

Zaten Kürtler, yıllardır devletin kendileri için “Kürt Planı” yapmasından ve CHP’nin “Kürt raporu” yazmasından bıkmıştı.

Oysa Davutoğlu’nun “psikolojik unsur”dan “rehabilitasyona” doğru başlattığı 10 maddelik planda neler yoktu ki; “Sosyal seferberlik”, “öğrencilere en iyi şartlarda eğitim”, “kira yardımı”, “bir tek vatandaşımız aç ve açıktaysa hesabını sorarım”, “gençlik kampları”, “STK’lar ve kanaat önderleriyle kurulacak İstişare Meclisleri”, “Yeni bir birliktelik ve kardeşlik dönemi…”

Uygulama süreç içersinde öyle bir noktaya geldi ki, bırakın “bir tek vatandaşın aç ve açıkta kalmaması”nı, evleri yıkılan yurttaşlara giden çadırlara, gıda yardımlarına el konuluyor bugünlerde bölgede.

Davutoğlu gitti, böylece Sur’un Toledo olma umudu da yattı!

Başbakan Davutoğlu’nun yerine “Saray kayyumu ” olarak Binali Yıldırım’ın atanmasından sonra sıra yeni Başbakan’ın “Kürt planı” açıklamasına gelmişti.

Oysa daha Davutoğlu’nun yaptığı “Kürt planı”nın mürekkebi bile kurumamıştı.

Yine Diyarbakır’daydık. Şubat ayındaki “Haber Nöbeti”nden sonra bu kez tutuklu Kürt gazeteciler için “Tanıklık Günleri”ne gelmiştik. “Haber Hakkıma Dokunma” kampanyası için Diyarbakır Adliyesi önünde tutuklu arkadaşlarımızın “gazeteci” olduklarına dair tanıklık yapıyorduk.

Diyarbakır Barosu’nun eski Başkanı Emin Aktar da destek vermeye gelmişti. Aynı zamanda Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne danışmanlık da yapan Aktar “Belediye müfettiş dolu. Teftişlerden çalışmaya vakit bulamıyoruz” diye yakınıyordu.

“Haber Nöbeti”nden “Tanıklık Günleri”ne gelene kadar dört aydan fazla bir zaman geçmişti. Bu kez de yeni Başbakan Binali Yıldırım başlamıştı yeni “Kürt planı” açıklamaya.

Davutoğlu ile ortak iki yanları vardı. Birincisi “psikolojik rehabilitasyon” konusu.

Yıldırım’ın planı da Davutoğlu’nunki gibi “fiziki ve sosyal/ psikolojik rehabilitasyon”u hareket noktası alıyor.

Ama Yıldırım, “bölgede zenginlik merkezleri kurmaktan, 3-4 cazibe merkezi yaratmaktan, kamu-özel sektör ortaklığıyla bölgede uygun fabrikalar, işyerleri kurmaktan” söz ediyor Davutoğlu’ndan farklı olarak.

Biraz “ölme eşeğim yoncalar biter” kıvamında olsa da Yıldırım’ın projesi de dönüp dolaşıp sonunda Davutoğlu’nun olduğu yere geliyor; yani DBP’li belediyelere el koymak, kayyum atamak meselesine. İşte ikinci ortak yan da buydu.

“Bölgedeki HDP’li belediyelerin ön ayak olduğu bazı yapıların gençleri terör örgütüne yönlendirdiğini” iddia ediyor Yıldırım, “Bomba yapımından tuzak kurmaya kadar eğitim veriyorlar” diyor.

Sonra da sözü esas maksadına getiriyor:

“Hukuk devletiyiz, gereği neyse onu yapacağız. Bir yandan terörle mücadele ederken bir yandan böyle bir yapının devamına müsaade etmeyiz.”

Kimse de çıkıp “Etme o zaman kardeşim, kim gençleri terör örgütüne yönlendiriyorsa, hangi belediye bomba yapım eğitimi veriyorsa yakala, adalete teslim et. Madem hukuk devletisin gereğini yap. Yoksa 14 yıldır iktidardasın da bunları cezalandıracak bir yasa mı yok elinde, yenisini çıkartacaksın?” diye sormuyor.

Amaç başka elbette. Neredeyse altı ay önce Davutoğlu Başbakanken Mardin Büyükşehir Belediyesi için “Bu personel giderlerinin nereye gittiğini tek tek araştıracak ve hesaplarını soracağız” demişti.

Ne oldu altı aydır, tek tek araştırıp nereye gittiğini bulamadınız mı hala bu personel harcamalarının?

Elbette ki hayır. Çünkü bir yalan ve algı yönetimi üzerinden operasyon yapıyor AKP iktidarı.

Şimdi Başbakan Yıldırım’a sorsak “Hangi belediye gençleri terör örgütüne yönlendiriyor, hangi belediye bomba eğitimi veriyor” diye sorsak ya hiçbir yanıt alamayız, ya da aldığımız yanıt yalan olur.

Belediye başkanları ya da bediye personeli içersinde bu türden suç işleyenleri yakalamak değil amaç. Çünkü bu tür suçların işlendiğine dair ellerinde geçerli bir kanıt yok. Olsa çoktan derdest edip içeri atarlardı.

Görevden alınan, tutuklanan seçilmiş belediye meclis üyeleri, il genel meclis üyeleri bir yana DBP’nin bölgedeki 100’den fazla belediyesinin 31 eşbaşkanı görevden alınmış durumda, 21’i tutuklu olarak cezaevinde.

Burada amaç Kürtlerin belediyelerine kayyum atayarak tümüyle el koymak; halkın seçtiği başkanlar yerine belediyeleri de valilere, kaymakamlara devretmek.

Ancak bu da pek o kadar kolay görünmüyor.

Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ben yüzde 52 oyla seçildim, milli iradeyi temsil ediyorum” diyor ya… Sur’da toplam oyların yüzde 81,6’sıyla, Nusaybin’de 89,4’üyle, Şırnak’ta 71,5’iyle, Cizre’de 93,2’siyle, İdil’de 83,7’siyle, Silopi’de 89,4’üyle, Yüksekova’da 86,4’üyle seçilmiş belediye başkanları.

Şimdi sormazlar mı adama, “Senin seçildiğin yüzde 52 milli iradede de, kendi belediye başkanlarını  yüzde 70, 80, 90 oyla seçen Kürtlerin iradesi gayrı milli irade mi?” diye.

Böyle bir tablo içersinde, halkın seçtiği belediye başkanlıklarını kayyuma devretmek, Cemaatin şirketlerine kayyum atamak yoluyla el koymaya da benzemez.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi çizdiği strateji çerçevesinde “Terörle mücadele kıyamete kadar sürecek” diyor.

Böyle bakınca hemen anlıyorsunuz ki, AKP iktidarı “Kürt sorunu”nun çözümünü bulmuş.

Adı da belli; “4 K” formülü. Yani;

“Kürtlere, Kıyamete Kadar Kayyum!”

Ama sakın unutmayın bu formülün geçerlik süresi “Kürtlerin kıyameti”ne kadar değil, “AKP’nin kıyameti”ne kadar!

(Haberdar)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir