‘Terörist devlet’le anlaşma! – İhsan ÇARALAN

İHSAN ÇARALAN

 

 

 

 

İsrail’le yaklaşık yedi buçuk yıldır süren “One Minute”li, “Mavi Marmara sefer”li “diplomasi ve propaganda savaşı”nı sona erdiren “Roma Anlaşması” dün açıklandı.

Geçen yedi buçuk yıl boyunca Cumhurbaşkanı Erdoğan önderliğindeki Türkiye diplomasisi, İsrail’e dair Yahudiliğe yönelik bütün eski suçlamaları yinelerken aynı zamanda İsrail’in Gazze’de giriştiği operasyonlar üstünden de İsrail’i dünyanın “terörist devleti” ilan etmeye kadar varan her suçlamayı kullandı. Ve kamuya açık kürsülerden İsrail’e karşı “Ey İsrail” hitaplı kampanya sürdürülürken, Türkiye ile İsrail arasındaki ticaretin iki katına çıkarıldığını, bütün bu kavga gürültünün aslında İsrail, daha çok da Türkiye için tamamen iç politikaya hizmet amaçlı kullanıldığına tanık olduk.

Böylece Erdoğan-AKP yönetimi;
– İslam dünyasında zaten var olan anti semitizmi, Yahudi düşmanlığı genlerini canlandırarak bir yandan Ortadoğu’da türeyen cihadcı gruplara desteğine, öte yandan Türkiye’nin İslam dünyasının kurtarıcı liderliğine oynamaya ve eski Osmanlı toprakları üstünde Yeni Osmanlıcı iddialarına,
– İçeride “dindar nesiller yetiştirme” ve toplumsal yaşamın her alana islami referanslar sızdırma girişimlerine dayanak sağlamak için kullandığını bir kez daha, bu anlaşma vesilesiyle görmüş olduk.

7.5 YILLIK GERİLİMDEN TÜRKİYE VE GAZZE NE KAZANDI?

Çünkü, ayrıntılarını bugün gazetemizin haber sayfalarında ve diğer yayın organlarında da göreceğimiz “Roma Anlaşması”na baktığımızda; “Mavi Marmara” provokasyonu öncesi ile bugün sağlanan anlaşma arasında; ne İsrail-Türkiye ilişkileri ne İsrail’le Gazze ve Filistin arasındaki sorunların çözümü ile ilgili bir ilerleme vardır. Bu da geçen yedi buçuk yıl içindeki gerilimli, İsrail’le ideolojik boyutu da olan diplomatik çatışmanın Türkiye’ye bir şey kazandırmadığını göstermektedir.

Mavi Marmara baskınından sonra Türkiye, ilişkilerin “normalleştirilmesi” için “üç şart” öne sürmüştü.
Bunlardan birincisi, İsrail’in “Mavi Marmara” baskını için özür dilemesi; ki bu şart 2013 yılında Obama’nın girişimiyle Erdoğan’la Netanyahu arasındaki bir telefon görüşmesiyle çözülmüştü. İkinci şart; “Mavi Marmara” baskınında hayatını kaybeden 10 TC vatandaşını ailelerine İsrail’in tazminat ödemesiydi. Bu da uzunca bir zamandan beri İsrail’in kabul ettiği bir şeydi. Sonuncu şart ise, “Gazze’ye uygulanan ambargonun kaldırılması”ydı ve esas sorunda buradaydı.

Roma Anlaşması’nın ilk iki sorunu çözdüğü görülüyor. Ama bu anlaşma, Gazze’ye ambargonun 2010 öncesinde olduğu gibi, Gazze’ye gidecek “insani yardım malzemeleri” de dahil her tür malın İsrail’in Aşdod limanından gireceği ve İsrail’in denetiminde Gazze’ye sokulacağını kabul etmektedir. Türkiye’nin Gazze’ye yardımları da bu anlaşmaya göre yapılması kabul edilirken Türkiye’nin Gazze’de enerji, inşaat, şu gibi işlerle ilgili faaliyetlerinde de İsrail denetiminde bazı kolaylıklar sağlanmaktadır.

Anlaşmada Hamas’la ilgili özel bir madde yoksa da Hamas’ın Türkiye’de İsrail aleyhine askeri ve istihbarat faaliyeti göstermemesi konusunda anlaşıldığı da belirtilmektedir.

Roma’da yapılan anlaşmaya bakıldığında, hiçbir konuda Türkiye-İsrail ilişkilerini 2010 öncesinden daha ileri taşımadığını, bu nedenle de “Türkiye’nin ve Filistin halkının çıkarları açısından bugüne kadar izlenen İsrail politikasının neye hizmet ettiği?” sorusunun da, önümüzdeki aylarda Türkiye’nin Yeni Osmanlıcı dış politikasının sorgulanacağı başlıca sorulardan biri olacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

İSRAİL’E MUHTAÇ HALE GELİNDİ!

Sorunun bir boyutu böyledir ama diğer boyutu, anlaşmanın maddesi olmayan ama anlaşmanın yapılmasını zorlayan koşullardır. Çünkü Erdoğan-AKP Hükümeti yıllardır “terörist devlet” ilan ettikleri İsrail’i; şimdi, herkesi “terörizme destek vermek”le suçladıkları bir zamanda, “Ortadoğu’nun ihtiyacı olan bir ülke olarak ilan etmek zorunda kalmıştır.

Kısacası, Türkiye’nin bölge politikalarında duvara çarpmış olması;
– İsrail’in doğal gazını Rus gazına bir seçenek olarak kullanmak,
– Rusya, İran ve Mısır’ın Türkiye’ye karşı oluşturdukları cepheye karşı İsrail’le yakınlaşmayı koz olarak kullanmak,
– İsrail’le askeri, siyasi, ekonomik ilişkileri geliştirerek bölge politikalarının yenilenmesinde batının yardımı için İsrail’in desteğini sağlamak… gibi çok önemli konularda Türkiye’yi İsrail’le yakınlaşmaya zorlamıştır.

Nitekim İsrail-Türkiye geriliminde 2009’da Davos’ta “One Minute” diyerek başrolü alan Erdoğan, Türkmenistan ziyareti dönüşünde (14 Aralık 2015) uçakta bulunan gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “Orta Doğu’nun Türkiye-İsrail yakınlaşmasına ihtiyacı var” diyerek, Erdoğan-AKP Hükümetlerinin izlediği Ortadoğu politikasının kendilerini “İsrail’e muhtaç” hale getirdiğini kabul etmişti.

‘ONE MINUTE’ ŞOVU VE YENİ OSMANLICILIK!

Medyada İsrail-Türkiye ilişkilerinden söz edilirken “Mavi Marmara provokasyonu” milat olarak alınıyor ve “altı yıllık kriz” deniyor. Ancak gelişmelere daha yakından bakıldığında, aslında “krizin”, 2009 Şubat’ında (4 Şubat), Davos’ta, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın, İsrail Cumhurbaşkanı Perez’le katıldığı bir toplantıda “One Minute” diyerek tartışmayı bir şova dönüştürdüğünde başladığını söyleyebiliriz. Bu tarihin aynı zamanda AKP iktidarının yeni Osmanlıcı dış politikaya yönelişinin de tarihi(*) olduğu dikkate alındığında, Türkiye-İsrail arasındaki diplomatik krizin asılında “Mavi Marmara” provokasyonundan 15 ay önce başladığını, dolayısıyla sorunun Mavi Marmara baskınıyla başlamadığı ama bu baskının krizi derinleştiren bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden de Türkiye-İsrail diplomatik krizi, bir Mavi Marmara krizi değil, Türkiye’nin yeni Osmanlıcılığı bir dış politika yönelişi olarak benimsemesiyle bağlantılıdır. Başka bir söyleyişle, İsrail-Türkiye krizi, tıpkı Suriye, Irak, İran, Mısır, Rusya ile ilişkilerde yeni Osmanlıcılık yeni gerilimlere, çatışmalara yol açmışsa, İsrail-Türkiye krizi de yeni Osmanlıcılığa yönelişin İsrail’le ilişkilerdeki yansımasıydı.

Elbette ki, Erdoğan-AKP yönetimi yeni Osmanlıcılıktan vazgeçtiğini söylemek aşırı iyimserlik olur. Ama şu da bir gerçektir ki Erdoğan, dış politikadaki “duvara çarpmayı” adı yeni Osmanlıcılıkla özdeşleşen Davutoğlu’na fatura ederek, yeni Osmanlıcılığa çeki düzen vererek, kendisini yalnızlıktan kurtarmak isteyen girişimler yapmaktadır.
“One Minute”le başlayan ve İsrail’e karşı adeta “kutsal savaş” ilan edip, onu “terörist devlet” diye suçlayan Erdoğan-AKP yönetimi şimdi “İsrail’e muhtacız” noktasına gelerek, İsrail’le anlaşmak zorunda kalmıştır.

Olan, Erdoğan ve Yıldırım Hükümeti tarafından yeni Osmanlıcılığın zımnen de olsa duvara çarptığının kabul edilmesidir!
Bu kabul nereye kadar gidecek onu da yakında göreceğiz.

(*) Yeni Osmanlıcılığın mimarı olan Ahmet Davutoğlu, “One Minute”nin artçı coşkusunun sürdüğü 1 Mayıs 2009’da Erdoğan Hükümeti’ne Dışişleri Bakanı olarak atandı. Böylece, Erdoğan’ın dış politikadan sorumlu başdanışmanı olarak dış politikayı etkileyen Davutoğlu, dış politikanın başına geçerek, yeni Osmanlıcı dış politikanın Hükümetin ve devletin resmi politikası haline geldiğinin de ilan edilmesi oldu. Sonraki yıllarda bunun nasıl bir şey olduğunu gördük!

(Evrensel)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir