Despotizme en ağır darbeyi Demokrasi Cephesi indirebilir! – Ayşe BATUMLU

AYSE BATUMLU

 

 

 

 

Gazetemiz üzerinde en çarpıcı ve somut biçimini alan ve mevcut siyasi iktidarın tüm ülkede giderek dozunu artırdığı despotik yönetim anlayışı karşısında sessiz kalınamayacağı aşikar!

Nitekim işi, şiddetin dozunu artırıp Saray mahkemelerinde nöbetçi yayın yönetmenlerini tutuklatmaya kadar vardırınca, dayanışma genişledi!

Dayanışma gösterenler sayısal olarak artmakla kalmadı, çok farklı kesimlerden de destek ve dayanışma sesleri yükseldi!

Kendiliğinden ve siyasi iktidarın despotizmine bir refleks olarak gelişen bu toplumsal tepkinin, giderek bir demokrasi cephesine evrilmesi bizi bu şiddet sarmalından çıkarabilir!

Kararlı olmak zorundayız. Kırmızı çizgilerimizden arınmalı, demokrasinin gereği olarak, farklı düşünce ve varoluş biçimlerine toleranslı ve herşeyin kilitlendiği özgürlük olan ifade özgürlüğü konusunda tereddütsüz olmak zorundayız. Farklı siyasi yapılarda yer alsak ya da hiçbir siyasi aidiyete sahip olmasak da, despotizme karşı birlik olmak zorundayız!

Zira, bir karanlık gücün en büyük düşmanı, muktedirden farklı düşünenlerin fikirlerinin yaratacağı aydınlıktır! Tüm halklarımız ancak böylesi bir aydınlıkta yolunu bulabilir.

Türkiye’nin, bunu sağlayabilecek bir demokrat ve entellektüel potansiyeli olduğuna şüphe yok! Mesele, tek tek tepki gösterenleri, bir araya getirerek, hem direnişi yalnızlıktan kurtarmak hem de güçlendirebilmek!

Fransa’nın Cezayir’i işgali ve sömürge ve asimilasyon politikaları ile döktüğü kana itiraz edenler; bugün en minnet ve saygıyla andıklarımız değiller mi?

Jean Paul Sartre, Andre Breton, Simone Signoret, Simone de Beauvoir ve Jules Roy gibi aydınların, Fransa’nın Cezayir’deki uygulamalarının, Nazilerin iktidarları sırasında başka milletlere yaptıklarından hiçbir farkı olmadığını vurguladıkları, “Manifest 121” adlı, sömürgeci savaşa karşı aktif bir şekilde mücadeleyi örgütledileri bildiri; bugün tarihe altın harflerle yazılmış cesur bir direniş sembolü olarak anılıyor.

Aynı yıllarda, Fransız tarihçi Pierre Vidal Naquet ise “Cumhuriyetin İçindeki İşkence” adlı eserinde, Fransa’nın özgürlükleri ayaklar altına aldığını yazıyordu. Fransız halkını o karanlık dönemin utancından kurtaran, direnen Fransız aydınları olmuştur!

Bugün yürütülen ve Kürt halkının, çoluğu-çocuğu, kurdu-kuşu, katırı-köpeği, ağacı-çiçeği ile imhasına karar vermiş,  1915’in tekrarından kaçınmayacak denli gözü dönmüş politikanın hem şimdi daha fazla kan dökmemesi için, hem de gelecekte bizim de yüzümüzü aydınlatacak, bu insanlık suçuna ortak olmaktan çıkaracak bir girişim olarak; demokrasi cephesini kurmanın tam zamanı!

Barış Akademisyenleri’ni tutuklatan muktedir, bunu tesadüfen ya da şaşkınlığından yapmamıştı elbette! Bir süredir bizim de tepkisizliklerinden yakındığımız akademik çevrelerden gelen bu denli geniş bir tepki, tüm toplumsal muhalefete umut ve direnç gücü vermesi nedeni ile despotizmin hedef alanına girdi! Bu nedenle, bir bildiri karşısında ‘tutuklama’ gibi ağır bir tepki gösterdi Saray Yargısı! Tam bu dozda bir sertliğin muhalefete göz dağı verdiği ve sesleri kısacağı düşünülüyordu ki; gazetemiz Özgür Gündem’le dayanışma gündeme oturdu! Bu, muktedirin, aynı sertlikte bir refleksiyle karşılandı. Amaçlanan, özellikle Kürt halkına yönelik imha siyaseti karşısında gösterilmesi muhtemel bir dayanışmayı daha başından önlemekti. Ancak bu kez istenen sonuç alınamadı, tepkiler artarak devam etti! Nitekim, soruşturmayı yürüten savcı, tepkileri biraz soğutmak amacıyla olsa gerek, tutuklamadan sonra da son sürat devam eden soruşturmalarda, ‘olağan şüpheli’ nöbetçi yayın yönetmenlerinin ifadesini dahi alamaz hale geldi!

Demek ki yol yokuş ama doğru! Giderek daha da kanlı bir sürece sürüklendiğimiz bugünlerde, hem tarihin hem bugün yaşananların bize yüklediği insanlık görevi çok net! Demokrasi Cephesi!

(Özgür Gündem)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir