“Yolu yok kalbim!” – Füsun ERDOĞAN

FÜSUN ERDOGAN-E

Günlerdir Lice bir yangın yeri! Faşist diktatörlüğün katil sürüleri yakıp yıktıkları Kürt ilçelerini Kürtsüzleştirmeyi başaramamanın öfkesi ve kiniyle Kürdistan’ın köylerine ve doğasına yöneldiler.

Bir ateş topuna çevirdikleri Lice’ye yardıma gitmek üzere yollara düşenleri, gözaltına alıyorlar.

Bütün bu baskı ve zulümlerini insanlığa duyurmak isteyen Kürt medyasına, ilerici-devrimci-demokrat yayın kuruluşlarına saldırıyorlar.

Gazeteler ve gazeteciler hakkında davalar açılıyor, tutuklama kararlarıyla “dokunan yanar” mesajı veriyorlar.

RTÜK ekranları karartmanın, radyoları susturmanın peşinde, en son Hayatın Sesi Televizyonu’na bir biri ardına iki ceza daha vermeleri; tümüyle susturmanın peşinde olduklarını gösteriyor.

Basına yönelik bütün bu saldırılar bir yanıyla 1990’lı yılları anımsatsa da, devletin baskı ve zulmünün, sansür ve yasaklarının; o günleri çoktan aştığı kesin!

RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve gazeteci-yazar Ahmet Nesin’in 20 Haziran’da tutuklanmaları ve hemen iki gün sonra iddianameyi açıklamaları; Özgür Gündem Gazetesi’yle dayanışmak amacıyla bir süredir gerçekleşen “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni” eylemini bitirmek, “sakın ha” dercesine korkuyu yaymak ve örgütlemek içindi.

Yine bu yazıyı yazdığım saatlerde yeni bir tutuklamanın çıkıp-çıkmayacağını bilmiyor olsak da; gazeteciler Nadire Mater, Yıldırım Türker, Tuğrul Eryılmaz ve Faruk Balıkçı’nın İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde ifade vermeleri de bu saldırı dalgasının bir devamı…

Saray-AKP diktatörlüğünün bütün zamanların en koyu baskı ve zulmüne, kirli savaşına karşı; Kürt halkının fiilen “yaşamak direnmektir” demesi, mücadeleyi ve direnişi seçmesi; devletin gözaltı ve tutuklama saldırıları karşısında Özgür Gündem Gazetesi’yle dayanışma eyleminin büyütülmesi direniş ve mücadele azmimizi bilemeli, bizlere yol göstermelidir!

Bu bilinç ve iradeyle, istekle önümüzdeki süreçte devletin bütün bu baskı ve zulmünü arttırarak sürdüreceğinin farkındalığıyla, faşist diktatörlüğün savaş politikalarına karşı topyekün direniş ve mücadeleyi, dayanışmayı örgütlemeliyiz!

***

Yüreğim her umutsuzluğa düştüğünde, Metin Demirtaş’ın “Umutsuzluk Yasak” şiirini hatırlarım. 

Okuyana umut ve direnç aşılayan şiirin her dizesinin, hayatta illaki bir karşılığının olduğunu bilmek… 

Gecenin en karanlık anının, şafağa en yakın zaman olduğunu…

Şiddetin, baskı ve zulmün en akıl almaz biçimlerde artmasının nedeninin, yenilme korkusundan kaynaklandığını…

Bütün bu baskı ve zulme karşı, direnenlerin olduğunu bilmek!..

Yüreğinize çöreklenmiş umutsuzluğa karşı, bir direnç aşısı gibidir!..

Şimdi biz susalım Metin Demirtaş’ın “Umutsuzluk Yasak” şiiri konuşsun:

“Kar dalları örttü./ Kavruldu en yamanı çiçeklerin./ Kalbim katlan bunlara,/ Çünkü kıştır yaşanılan/ Amansız, limansız bir kış/ Ve sarılmışız dört yandan./ Ama düşün kalbim!/ Düşün kavgayla kazanılacak baharı,/ Direnen, adressiz ilk yazla karlar altından./ Ve doludizgin geçerek her acıyı bir sevinçle/ Yolu yok kalbim!/ Sağ çıkacağız bu acılardan./ Çünkü umutsuzluk yasak,/ Yılgın türküler söylemek de./ Çünkü yürüyor umudun ordusu/ Umutsuluğu kurşuna dizerek.”

NOKTA!

(Özgür Politika)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir