Diktatör Erdoğan hem suçlu hem güçlü – Ziya ULUSOY

ZİYA ULUSOY

 

 

 

Erdoğan, Polonya’daki NATO toplantısına giderken, “Haritadan silinecek duruma doğru giden bir Suriye var. Buna göz yummak mümkün değil… NATO’nun Türkiye’nin güvenliğini olumsuz etkileyen gelişmeler karşısında çok daha fazla çaba göstermesini bekliyoruz” dedi.

Diktatör, sanki Suriye gerici iç savaşını kendisi, Suudi-Katar gericiliği ve emperyalistler örgütlememiş gibi, pişkinliği kimseye bırakmıyor. IŞİD, Nusra, Ahrar-u Şam, İslam Ordusu, doğrudan MİT’e kurdurduğu Sultan Murat ve diğer Sultanlar taburlarına askeri, siyasi, üslendirme ve lojistik desteği sunmamış gibi konuşuyor. IŞİD çetelerini, Kobanê’ye saldırtan, “Kobanê düştü, düşecek” diyerek katillerle birlikte sevinç çığlığı atan kendisi değilmiş gibi yeni bir yalan kampanyası başlatıyor.

Erdoğan faşizmi, Neo Osmanlıcılıkla Arap ve müslüman devletlerin liderliğine, bu yolla Ortadoğu’da bölgesel hakimiyete soyundu. Bu ülkelerin pazarlarından, petrodolarlardan daha büyük pay kapmaya çalıştı. Büyüyen ve dünya pazarıyla bütünleşen Türk burjuvazisinin, hırslı, yayılmacı saldırgan temsilcisi oldu.

Bu nedenle de, Kürt sorununda masayı devirerek soykırımcı savaşı başlattı.

Kürtlere karşı sömürgeci savaşçılığı ve düşmanlığı, Rojava’da işgalci önleyici savaşçı bir politikayı üretti.

Suriye savaşında iflasa kadar ısrarı bu iki işgalci politikadan geldi.

Kontrolden çıkan IŞİD konusunda, Erdoğan el altından desteğini sürdürürken, ABD ve AB tasfiye politikasına geçti. Ama “ılımlı” denen silahlı Selefi güçleri desteklemede Erdoğan-Suudi-Batı emperyalist ortaklığı sürdü. 3 Cenevre görüşmesi de bu nedenle sonuçsuz kaldı.

Erdoğan daha ileri giderek Rus uçağını düşürmeyle, emperyalist savaş makinası NATO’yu savaşa sürme, onun kara gücü olarak Rojava ve Suriye’yi işgal oyunu bile oynadı. Dünya savaşı fitilini yakmaya girişti. “Suriye’yi haritadan silme” savaşçılığında efendilerinden her zaman daha tetikçi oldu.

Fakat, Rojava Devrimi güçleri ve Suriye rejimini destekleyen güçler(Rusya, İran ve diğerleri), Erdoğan ve müttefiklerinin uğursuz zaferini engelledi. Onların haksız ve yayılmacı savaşını iflasla sonuçlandırdı.

Öte yandan bu Suriye gerici savaşı süreci, Suriye halklarına yıkım, gözyaşı, kandan, Selefi güçlerin teokratik faşizminden, kadını köleleştirmesinden başka birşey vermedi. Halklar bunu kendi deneyleriyle öğrendiler. Kan denizinin karşısında Rojava Devrimi demokratik halkçı bir geleceğin umudu olarak yükseldi. Erdoğan ve müttefiklerini Suriye halklarının gözünde iflasa sürükledi.

Faşizmin bu politikasının içteki yüzü, Kürt halkımıza soykırımcı ve devrimci harekete karşı yoketme saldırısıdır. Erdoğan ve generallerin sürekli darbesidir. Generaller, yalnızca Kürt halkımıza ve devrimci harekete karşı değil, Suriye gerici iç savaşında ve Rojava’yı ezme savaşında da Erdoğan liderliği altında birleştiler. Suriye savaşına tezkere oylamasında MHP ve özellikle CHP’nin evet oyu vermesinin nedeni generallerin bu savaşı desteklemesiydi.

Yayılmacılığın yeni mevzisi İslam Devletleri Ordusu’nu yalnızca Erdoğan kotarmadı. H.Akar, seferi kıyafetle Suudi kralıyla görüşmeye katılarak generallerin politikasını deklare etti.

Generaller, Erdoğan’dan farklı olarak siyonist İsrail devletiyle ilişkilerin zayıflatılmasına karşıydılar.

Erdoğan, 3 haftada Şam’da namaz kılma hırsıyla başladığı, kara gücüyle girmeye çalıştığı, vekalet savaşını Selefi ve ajan örgütleriyle sürdürdüğü savaşta ve Rojava Devrimini ezme saldırganlığında yenildi.

Erdoğan’ın efendileri ABD ve AB emperyalistleri yenildikleri yerde manevrayla en az zarar ve minimum karla çıkmaya çalışıyor. Fakat Erdoğan ve Suudi hanedanlığı, bölgesel yayılmacılar olarak, bu manevrayı da yapmıyor. Erdoğan pişmanlıkla İsrail politikasını değiştirdi, Rusya’dan özür diledi. Fakat o ve Suudiler, Suriye’de ve Rojava’da savaşı yeni koşullarda sürdürmenin peşindeler.

Erdoğan, şimdi NATO desteğiyle Suriye’ye müdahale yoklaması çekiyor. Reyhanlı katliamına benzer biçimde Atatürk Havalimanı katliamı da Erdoğan efendileriyle görüşmeye gitmeden hemen önce gerçekleşti. Anlaşılan, önceden izlenen IŞİD’çi katillerin katliamı gerçekleştirmesine yol verilerek NATO’dan Suriye savaşına yeniden pozisyon alması hedeflendi. Bu sonuç alınamazsa “teröre karşı” lafıyla Kürt halkımıza soykırım savaşına destek alınacak.

ABD ve AB emperyalistleri, Rusya ile büyük çaplı savaşa girişmeyi doğru görmüyor. Tersine IŞİD’in yenilmesi, diğer Selefi ve silahlı grupların Esad rejimiyle uzlaşmaya vardırılarak Suriye içinde hegomonik bölge, olmazsa Esad rejimiyle uzlaştıracakları bir iktidar öngörüyor.

İlker Başbuğ’un generallerin fikirlerini ifade ederek Suriye savaşında politika değiştirmek gerekir dediği de bu politikaya geçilmesidir. Generaller dışta yenilgi alınan yere tekrar gitmeyi yanlış görüyor, ama elbette Kürt halkımıza karşı soykırımcı, devrimci harekete karşı yokedici/tasfiyeci savaşta Erdoğan’la birlik içindeler.

İçte ve dışta savaş politikasının bir ayağı çöktü. Çöküşün son darbesini Mimbic savaşı vuruyor.

Bir ayağı topallayan Erdoğan-generaller faşizmi, sürekli darbesini ve Kürdistan’da soykırımcı savaşını umduğu zafere taşıyamadı. Halklarımızın direnişi, zayıflayan ve moral kaybeden faşizmi yenilgiye götürecektir. Faşizme karşı direnişi büyütmenin ardı, faşizmin yenilgisi ve halklarımızın baharı olacaktır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir