Ne darbe ne tek adam diktatörlüğü – İhsan ÇARALAN

İHSAN ÇARALAN

 

 

 

 

 

15 Temmuz akşam saatlerinde İstanbul’daki boğaz köprülerinin geçişe kapatılması ve Ankara’da jetlerin uçmasıyla başlayan TSK içinde örgütlenen cuntanın darbe girişimi, dün öğle saatlerinde artık tamamen bastırılmıştı.

Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, TRT Harbiye Orduevi, Ankara’da Akıncılar Üssü binalarını ele geçiren darbeciler, Genelkurmay Başkanını da “rehin almışlar”dı. Ele geçirdikleri F-16’lar ve savaş helikopterleriyle darbeciler, TBMM binası başta olmak üzere birçok hedefi de bombaladı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Ankara, İstanbul, İzmir ve başka pek çok ilde halk sokaklara dökülerek darbeye karşı açıkça tutum almaya başladı. Darbecilerin elindeki birçok tank, sokağa inen kalabalıkların arasında ilerleyemez hale geldi. Tankların üstündeki askerlerin birçoğu da halka teslim oldu!

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar dün sabah saatlerinde Akıncı Üssünden kurtarıldı. Ancak genelkurmay ikinci başkanı ve genel sekreteri, kara ve hava kuvvetleri komutanları hakkında bu yazının yazıldığı saatlerde henüz bir bilgi verilmemişti.

NAKLEN DARBE GİRİŞİMİ VE FETÖ İNDİRGEMESİ

Darbe girişiminin, büyük olasılıkla önceden haber alınması ve Hükümet tarafından deşifre edilmesiyle darbe girişimi, “naklen darbe girişimi”ne dönüştü. TRT’den kendilerine “Yurtta Sulh Konseyi” diyen darbecilerin muhtırası okunurken diğer kanallarda ise Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanların, darbeye karşı çıkan siyasi partilerin ve kişilerin çağrıları ve açıklamaları yayımlandı.

Çatışmalar ve halkın sokaklara inerek darbeye karşı tutum ifade etmesi TV kanallarından adeta canlı yayımlandı.

Şu da açıkça görüldü ki, darbeciler ne siyaset alanındaki parti ve çevrelerden ne de medyadaki tek bir odaktan destek gördü. Tersine bütün bu çevreler darbe girişimini lanetleyerek, darbelerin ülkenin sorunlarını çözmeyip büyüttüğüne, bugün de ülkenin büyük sorunlarının çözümünün yolunun özgürlüklerin ve demokrasinin geliştirilmesinden geçtiğine yeniden yeniden vurgu yaptılar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hükümet ve AKP’nin siyasetteki ve basındaki sözcüleri, darbe girişimini FETÖ’nün bir girişimi olarak gösteriyor. Ancak gerek darbenin planlanma biçimi, gerekse TSK içinde en yukarılara kadar uzantıları, girişilen eylemin boyutları (Birçok ilde ve kara, hava, deniz ve jandarma kuvvetlerinde darbe girişimine katılımın olması) dikkate alındığında, darbe girişiminin “FETÖ planı” olduğu iddiası açıktır ki, gerçeği yansıtmaya yetmemektedir. Tersine TSK içinde hayli örgütlü bir cuntanın içinde elbette Cemaatin TSK içindeki uzantıları rol almış olabilir ama olup biteni FETÖ’nün marifeti olarak göstermek, gerçeğin sadece bir yanı olabilir.

Çünkü silahlı kuvvetlerin siyasete çekilmiş olması, ordu içinde de çeşitli mihrakların oluşması ve bunların birbiriyle de çatışması, siyaseti yönetmede ülke yönetimine el koymaya kadar götürmeleri hem siyaset biliminin hem de Türkiye’nin son 150 yıllık tarihinin en önemli dersidir. Dolayısıyla askeri, siyasetin aktif gücü olarak kullanmak, bunun için asker içinde kadrolaşma, askeri partizanlaştırma, darbe girişimlerinin de zeminini oluşturma anlamına gelmektedir. Nitekim FETÖ bunu yaparken AKP de ondan geri kalmamış, iktidar gücünü de kullanarak asker içindeki siyasete müdahale eğilimini güçlendirmiştir. Bu yüzden de YAŞ’taki “tasfiye ihtimali”nin cuntayı harekete geçirdiği, “Darbe girişimini tetiklediği” iddiası da zaten bunun itirafıdır.
Kısacısı, bu darbe girişimi “FETÖ’nün bir organizasyonudur. TSK ile bir ilgisi yoktur” demek aşırı indirgemeciliktir.

DARBECİLERE KİMSE İNANMADI VE DESTEK VERMEDİ

Kuşkusuz darbe girişiminin kimler tarafından, hangi nedenler üstünden yapıldığının saptanması; bundan sonraki TSK’nin yeniden örgütlenmesi, Kürt sorunu, laisizm, başkanlık sistemi ile ülkenin iç ve dış politikasının yansımaları bakımından önemlidir. Darbe girişimine başvuranların hangi sorunların çözümsüzlüğü üstünden ve hangi güç odaklarının amaçlarını gerçekleştirmek üzere harekete geçtikleri bu yüzden önemlidir.

Bir darbeler ülkesi olma tarihine sahip Türkiye’de yaşayanlar bilmektedir ki, darbecilerin söyledikleriyle yaptıkları hep çelişmiş, ülkeyi yönetenleri suçlayarak yönetime el koyan darbeciler her seferinde de faturayı ülkenin ilerici güçlerine, halklarına, işçi sınıfına çıkarmıştır. Bu yüzden de darbecilerin bildirilerinde söylediklerinin önemli bir bölümü “kulağa hoş gelen vaatler” olsa da darbecilerin vaatlerine kimse inanmamıştır.

DARBELER DEMOKRATİKLEŞMEYİ İLERLETEREK ÖNLENEBİLİR

Darbe girişiminin bastırılmasından sonra, teorik olarak da olsa Erdoğan-AKP Hükümetinin önünde iki yol vardır: Bu yollardan birincisi; darbe girişimi ve onun yarattığı maddi ve manevi zayiatın ortadan kaldırılması; ülkenin demokratikleştirilmesi, laik ve demokratik bir Türkiye doğrultusunda adımlar atılması, Kürt sorunu ve Alevi sorunu gibi büyük sorunların barışçıl ve yığınların taleplerini gözeten bir çizgide çözülmesi, basın özgürlüğü başta olmak üzere özgürlüklerin geliştirilmesi yoludur. İkinci yol ise; iktidarın, darbe girişiminin yarattığı mağduriyeti, kaosu ve hassasiyetleri istismar ederek kendi gücünü daha da artırmak için kullanması, örneğin “tek parti tek adam rejimi” için başkanlık sistemini getirmek, muhalefeti daha da etkisizleştirecek önlemler almak, muhafazakar toplum girişimlerinde ısrarlı olmak, FETÖ’ye karşı önlemler alıyor gösterilerek muhalif güçleri, hak talep eden toplumsal kesimleri sindirmek, susturmak için kullanan yoldur. Ki, AKP’nin bugüne kadar izlediği politikalar, onun bu ikinci yolu izleyeceği düşüncesini güçlendirmektedir.

Kuşkusuz ki; Türkiye’nin ilerleme yoluna girmesi, darbelerin bir daha olmaması için ülke sorunlarının demokratik biçimde halkın da müdahil olduğu mekanizmaların işletilmesi, laik ve demokratik Türkiye’ye giden yolda atılacak adımlarla olacaktır.

Bu yüzdendir ki, bugün darbeye karşı çıkan geniş kesimler içinde AKP iktidarının ülkeyi “tek parti tek lider rejimi”ne sürükleyen girişimlerinden endişeli olan azımsanmayacak büyüklükte kesimler, darbe girişiminin püskürtülmesinden elbette memnundurlar ama aynı zamanda da ortaya çıkan durumu iktidarın kendi amaçları için kullanmasından da ciddi biçimde kuşku duymaktadırlar. Onun için de bu kesimler, darbe girişimi karşısındaki tutumlarını, “Ne darbe ne tek adam diktatörlüğü” diye ifade etmektedirler.

(Evrensel)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir