Çiçek: Erdoğan kendini ‘führer’ ilan edebilir, özsavunma an’ın en yakıcı görevi

Askeri darbe girişiminin gelişimi ve hedeflerini yorumlayan sosyalist gazeteci İbrahim Çiçek, darbenin bastırılmasının ardından AKP/Saray cuntasının kaos ortamında yaygın bir tasfiyeye giriştiğini belirtti. Erdoğan’ın başkanlık rejimine geçerek kendini “führer” bile ilan edebileceğini belirten Çiçek, laiklerin, Alevilerin, Kürtlerin ve ilerici, devrimci ve yurtsever kesimlerin yaşamsal bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarını belirtti, özsavunmanın an’ın en yakıcı görevi olduğunu vurguladı. Çiçek, “Demokratik cephe ancak fiili meşru mücadele ve özsavunma temelinde gelişebilir. Özsavunması olmayan bir demokratik cephe faşist saldırganlığı durduramaz” dedi.

Sosyalist gazeteci yazar İbrahim Çiçek, kendilerine “Yurtta Sulh Konseyi” adını veren generallerin komuta ettiği darbe girişimi ve sonrasında AKP/Saray cuntasının OHAL’i andıran uygulamalarını değerlendirdi.

1971 ve 1980 askeri darbelerinin de tanıkları arasında yer alan sosyalist gazeteci yazar İbrahim Çiçek, askeri darbenin gelişim süreci ve hedeflerine ilişkin önemli tespitler yaptı, “girişimin devlet krizinin derinliğinin ulaştığı en dip nokta olduğunu” kaydetti.

Darbenin, AKP ile Cemaat arasındaki ittifakın parçalanmasının ardından klikler arası çatışmanın ulaştığı düzeye işaret ettiğini belirten Çiçek, darbenin siyasal amaçlarına ilişkin de dikkat çekici yorumlarda bulundu.

Gülen Cemaati’nin tertiplediği belirtilen askeri darbe sonrasında farklı siyasal görüşlerde general/amirallerin yer almasını da irdeleyen Çiçek, AKP/Saray iktidarının yaygın bir tasfiye hamlesine yöneldiğini kaydetti, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek anlamda bir polis devleti haline dönüştürüldüğünü ifade etti. Çiçek, özsavunma örgütlenmelerini geliştiren demokratik bir cephenin sokaklarda yaygınlaştırılan ırkçı faşist saldırganlığı durdurabileceğine işaret etti.

Sosyalist gazeteci yazar İbrahim Çiçek’in sorularımıza verdiği yanıtlar şu şekilde:

‘DEVLET KRİZİNİN DERİNLİĞİNİN ULAŞTIĞI EN DİP NOKTA’

Geçmişte de askeri ve sivil darbeler yaşandı. 15 Temmuz askeri darbe girişimine ilişkin tartışmalar sürüyor. Ortaya çıkan bilgilerle darbenin gelişim sürecinin nasıl okuyorsunuz?

Irkçı, gerici ve faşist “Yurtta Sulh Konseyi” cuntası ile islamcı faşist Tayyip Erdoğan Saray cuntası arasında, faşist diktatörlüğün değişik kesimlerinin ittifak kombinezonlarına dayanan bu iki klik arasında birkaç güne yayılan silahlı çatışmaya tanık olduk. Yönetme krizi ve devlet krizinin derinliğinin ulaştığı en dip noktadır bu. Bütün devlet kurumları en yaygın, en geniş biçimde yönetememe krizinin bir parçası haline gelmiş, devlet krizinin girdabına çekilmiştir.

Darbe girişimi süreci, AKP-Tayip Erdoğan’ın iktidarlaşma süreci ve sonra da bu ırkçı faşist iktidarın dayandığı temel ittifakın parçalanarak, iktidar ortağı klikler arasında çatışmanın keskinleşmesi ve derinleşmesinde ulaşılan düzeydir.

‘İTTİFAKIN ÇÖKMESİ İKİ TARAFI DA DARBECİLİĞE YÖNELTMİŞTİR’

Erdoğan-AKP kliği ve Gülen-Cemaat kliği arasındaki iktidar ittifakı, Mavi Marmara ve MİT krizi gibi değişik eşiklerden geçtikten sonra nihayet Gezi/Haziran Halk Ayaklanmasının basıncı altında 2013 Aralık’ında Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresine ve bakanlarına yönelen yolsuzluk soruşturmalarıyla parçalanmış, darbe girişimine kadar sürüp gelen sert bir çatışma dönemi açılmıştır. Tayyip Erdoğan ve Saray cuntasının 8 Haziran’da geldiği noktaya Gülen-Cemaat kliği 15 Temmuz’unda ulaşmıştır. Özetle Erdoğan-Gülen iktidar ittifakının çökmesi, yönetememe krizini alabildiğine derinleştirmiş, iki tarafı da darbeciliğe yöneltmiştir.

Erdoğan-AKP ve Gülen-Cemaat klikleri, ordudan Kemalistleri tasfiye ederken tam bir işbirliği içerisindeydiler. Ve bu dönemde polis ve yargıda olduğu gibi güçlerinin yaygınlık ve nicelik büyüklüğünden ayrı olarak orduda yükseliş halindeydiler. Erdoğan-AKP kliği Ergenekoncu Balyozcu generaller ve Perinçek-VP ile anlaşıp ittifak kuruncaya, 2014’ün ilk aylarına kadar sürdü bu. Erdoğan-AKP kliği, Gülen-Cemaat kliğini tasfiye stratejisine yöneldi, bunu resmi devlet politikası haline getirdi. Fakat başlangıçta ordudaki “sorun”, tasfiye stratejisinin öncelikli alanı olarak görülmedi. 8 Haziran darbesine paralel olarak islamcı faşist Saray cuntasının Kürt halkına savaş ilan etmesi, Gülen-Cemaat kliği ile ordu içerindeki hesaplaşmayı erteledi, öteledi. Saray cuntası bunu “en sona” bıraktı. Geride kalan haftalarda faşist cellat Erdoğan ve megafonları “paralele karşı” tasfiye stratejisinde sıranın orduya geldiğini bir çok kez açıkladılar.

‘DARBENİN GELİŞİM SÜRECİ ANLATILANDAN ÇOK DAHA KARMAŞIK…’

Darbe girişiminin gelişim sürecinin anlatılanlardan çok daha karmaşık olduğundan kuşku yoktur. Her şeyden önce Kürt halkımızın ve Kürt ulusal özgürlük hareketinin görkemli direnişi bütün klikleri ve kesimleriyle egemen sınıfı yönetemez hale getiren, birbirine düşüren sürekli işleyen en temel dinamik olmuştur. Gezi-Haziran Halk Ayaklanmasının, diktatörlüğün yönetici çevrelerinde yarattığı sarsıntı, büyük ve derindir. Keza demokratik cephenin, 7 Haziran siyasal zaferi diğer bir belirleyici etkendir. Analizi, diktatörlüğün Rojava’da ortağı DAİŞ üzerinden aldığı yenilgi, Suriye siyasetinin çökmesi, İsrail ve Rusya Federasyonu ile yaşanan krizlerin bir nevi yenilgiyle sonuçlanması, Erdoğan’ın Saray cuntasının 7 Haziran seçim yenilgisinden sonra geliştirdiği zorbalık ve savaşı katliamcı biçimlerde tırmandırma siyasetine rağmen Kürt halkımızın, Kürt ulusal özgürlük hareketinin iradesini kıramaması dahil geniş bir çerçeveye yerleştirmek gerekir. Savaşın ve verdiği ağır kayıpların ordu ve özel harekat birliklerinde yarttığı yorgunluk ve hoşnutsuzluk birikim ayrıca vurgulanmaya değer.

‘DARBE GİRİŞİMİ GEREKLİ DESTEĞİ BULAMADI, BAŞARISIZLIĞA UĞRADI’

Darbe girişiminin hangi gerekçelerle başarısız olduğuna ilişkin tartışmalar var. 15 Temmuz’u siz nasıl gözlemlediniz?

15 Temmuz akşamı ekranlara akan görüntü ve bilgiler, askeri cuntanın darbe için planlandığından daha erken harekete geçmek zorunda kaldığını gösteriyordu. Fiziki güç sınırlılığı görüntüleri ile birleşen gözü dönük askeri saldırılar ne idüğü belirsiz maceracı bir girişim izlenimi veriyordu. Askeri cunta ile Saray cuntası arasında, silahlı çarpışma ve iç savaş görüntülerini de kapsayan kapsamlı ve çok yaygın bir hesaplaşmanın yaşanmakta olduğu saatler ilerledikçe belirginleşti.

Eğer öyleyse planlanandan önce hareket geçmek zorunda kalmak, askeri cuntanın dayandığı kuvvetleri seferber etmede, keza ittifaklarında çözülmelere ve kararsızlığa yol açmış olabilir. Darbe girişiminin iktidarı alabilmek için gerekli askeri, siyasi ve diplomatik desteği bulamadığı için başarısızlığa uğradığı da söylenebilir.

‘ÖZAL’IN PROGRAMINA ULAŞILDI; GERÇEK BİR POLİS DEVLETİ’

Erdoğan’ın Saray cuntası ve faşist diktatörlüğün, psikolojik savaş aygıtları ve algı operatörlerinin sunduğu gibi güçlü olmadığını, bilakis iktidarın bürokratik dayanağının çok zayıf olduğunu, 15 Temmuz darbe girişimi, kaos ve ırkçı islamcı güruhların kudurganlık gecesinde gözler önüne serildi.

Keza, Özal’ın ordu karşısında onu dengeleyecek silahlı bir güç olarak polisi, MİT’i geliştirme program hedefine egemen sınıfların ulaşmış olduğunu gördük. Artık Türkiye Cumhuriyeti gerçek anlamda bir polis devleti haline gelmiştir.

‘İKTİDARLA SORUNU OLANLAR, SAVAŞ YORGUNU GRUPLAŞMALAR, İKBAL PEŞİNE DÜŞENLER…’

Darbeyi Gülen cemaatinin yönettiği belirtiliyor. Ancak tutuklanan generaller arasında farklı isimler de yer alıyor. Darbenin bileşimi ve hedefini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ordu içerisinde Gülenci kliğin darbe hazırlığı ve girişimindeki rolü genel kabul görüyor. Darbeci yapılanmanın çekirdeğini Gülen-Cemaat kliği kontrol ediyor olabilir. Bununla birlikte darbeye katılan askeri kuvvetlerin yaygınlığı, Gülencilerin ordudaki örgütlü gücünün nicelik büyüklüğünden çok, oluşan çok değişik ve yaygın ittifaklarla ilgilidir. AKP hükümetinden ve gidişattan rahatsız pek çok unsur bu ittifaka katılmıştır. Keza savaş yorgunluğu, savaşın kazanılamayacağı duygusunun yayılması ve Erdoğan’ın Saray cuntasının sorumlu görülmesi önemli bir rol aynamış olabilir.

Gülen-Cemaat kliğinin, 2013’ten sonra yöneldiği yeni ittifak arayışları, ordudaki kuvvetleri arasında da izdüşümünü bulmuş olmalı. Orduda Amerikancı Kemalistlerin, Erdoğan’ın Saray cuntasıyla işbirliği yapan kesimlerinin dışında kalan orta kademelerdeki Kemalist gruplaşmalardan Gülen-Cemaat kliği ile işbirliğine yönelimler olmuştur.

Keza Erdoğan-AKP iktidarıyla sorunu olan gruplar, savaş yorgunu gruplaşmalar da darbe girişimcileri ile ilişkilenmiş, hazırlığına katılmış olabilirler. Bunlara kariyer ve ikbal peşine düşmüş çevreler dahil edilebilir.

Darbecilerin ilk hedefi kuşkusuz Erdoğan’ın Saray cuntasından iktidarı almaktı. Amaçları ise onlardan silah zoruyla alacakları iktidarı sürdürmek, onların rolünü üstlenmektir. Demokratik bir program ve demokratik güçlerle ittifakları olmadığına göre, faşist diktatörlüğü askeri bir diktatörlüğe dönüştürerek sürdürmekten başka bir biçimde ayakta kalamazlardı.

‘8 HAZİRAN SARAY DARBESİ İTİLİM KAZANDIRMIŞTIR’

7 Haziran sonrasında AKP/Saray iktidarı eliyle siyaset gündemi barışa değil, savaşa doğru itildi. Bu sürecin darbe girişimi üzerindeki etkileri nelerdir?

8 Haziran Saray darbesinin yürürlüğe soktuğu katliamcı savaş stratejisi, Erdoğan’ın darbeci Saray cuntasının ordudaki Gülen-Cemaat unsurlarının tasfiyesini ötelemeyi, ertelemeyi dayatmıştır. Katliamcı savaşı tırmandırma ve özyönetim direnişini bastırmanın gerekleri yapılmış, katiller işbirliğini bu zeminde sürdürmüşlerdir.

Diğer yandan savaşta ağır kayıplar verilmesi, kazanma inancının zayıflaması, orduda ve özel kuvvetlerde savaş yorgunluğu ve hoşnutsuzluğuna yol açmış, darbe sürecine hız kazandırmıştır.

Diğer yandan; 8 Haziran darbesi, ordu içerisindeki darbeci Gülen-Cemaat kliği ve ittifak yapan gruplarda “seçimlerle de iktidarı bırakmıyor, iktidardan ancak zorla indirilebilir” duygu ve düşüncesini beslemiş, darbe hazırlığına itilim kazandırmıştır.

‘KAOSTAN YARARLANARAK YAYGIN BİR TASFİYEYE GİRİŞECEKLER’

Darbe girişi sonrasında binlerce gözaltı ve görevden alma gerçekleşti. AKP/Saray iktidarı ne planlıyor?

15 Temmuz gecesi, Erdoğan’ın Saray cuntası ve AKP iktidarı kaybetme derin korkusunun itilimiyle sıçramalı bir radikalleşme yaşadı. Zaten Erdoğan ve cuntasının oluşan her durumu iktidarları için bir fırsata dönüştürme yeteneği yüksekti. Şimdi darbe girişiminin yarattığı kaostan yararlanarak devlet ve düzen kurumları içerisinde, bütün muhaliflerinden kurtulmaya yöneldiler. Sıraladığınız alanların yanı sıra üniversite ve medya alanında da yaygın ve geniş bir tasfiyeye girişecekleri öngörülebilir.

‘ERDOĞAN BAŞKANLIK REJİMİNE GEÇEREK KENDİNİ “FÜHRER” İLAN EDEBİLİR’

Gelişmelerin yönünü nasıl okumak gerekir, öngörüleriniz nelerdir?

Erdoğan’ın ırkçı islamcı Saray cuntası, devletin dizginlerini daha sıkı biçimde eline almaya, iktidar tekelini görülmemiş ölçüde güçlendirmeye yönelmiş bulunuyor. Erdoğan, darbeci yöntemlerle başkanlık rejmine geçerek kendini “führer” ilan edebilir. Fakat bu onun gücünden değil bilakis çok zayıflamış olmasından kaynaklanıyor.

Güçsüzleşmesi, iktidarını koruyabilmek için saldırganlığını artırmaya yöneltecektir. Eğer bir irade kırılması meydana gelmezse savaşı yükselterek, faşist devlet terörünü tırmandırarak bürokrasi üzerindeki kontrolünü güçlendirmeye çalışacaktır. Fakat Ergenekon, Balyoz vb. tasfiye hareketlerinin orduda yarattığı durumu, ancak 3-4 yılda toparlayabildikleri dikkate alınırsa başarısızlığa uğrayan darbe girişiminin, orduda yarattığı travma ve tasfiyeleri savaşı kararlı bir şekilde sürdürecek tarzda aşabilmeleri hiç de kolay olmayacaktır.

‘AKP İLE MHP ARASINDA FİİLİ YA DA RESMİ BİR ORTAKLIK ÖNGÖRÜLEBİLİR’

Saray cuntasının ittifakları denebilir ki en geri noktaya çekildi, dibe vurdu. Sallantılı ve güvenilmez bir müttefik olarak CHP ve güvenebileceği tek müttefik MHP kaldı.

Bahçeli-MHP’nin, Saray cuntası ve AKP’ye mecbur, mahkum olduğu açık. Ancak diğerleri de MHP’ye mecbur ve mahkum duruma düştü. Saray cuntası ve AKP ile Bahçeli-MHP arasında fiili ya da resmi bir hükümet ortaklığı öngörülebilir bir durum. Bu da yeni dönemin niteliği hakkında yeterince fikir veriyor.

‘DEVRİMCİ İLERİCİ GÜÇLERİ TASFİYE AMACININ BELİRTİLERİ VAR’

Askeri darbe bastırıldı, Saray’ın darbesi sürüyor. Bu süreçte sol sosyalist güçlerin önündeki görevler konusunda neler söylemek istersiniz?

8 Haziran darbesinin açtığı, bir yıldır süregelen Kürt ulusal demokratik iradesini kırmayı, Kürt özgürlük hareketini, sosyalist, devrimci, ilerici güçleri tasfiye etmeyi amaçlayan süreç ve dönem sertleşerek sürecektir. Bütün belirti veriler buna işaret ediyor.

15-16 Temmuz’da Türkiye’de siyasi rejim AKP tabanına yuvalanmış ırkçı islamcı faşist güruhun desteklediği bir polis devleti niteliği kazanmıştır. Saray cuntasının tekelindeki faşist diktatörlüğün bu güçlere dayanarak yönetmeye çalışacağını öngörmek için kahin olmak gerekmiyor. Keza fiilen varolan muhtemelen resmileşecek bir AKP-MHP hükümeti de duruma eklenecektedir.

‘SARAY CUNTASININ NE KADAR ZAYIF OLDUĞU AÇIĞA ÇIKTI, MUAZAM DEVRİMCİ OLANAKLAR VAR’

Emekçi sol hareketin acil görevlerinin kapsamı genişlemiş ve daha da karmaşıklaşmıştır. Yönetememe ve devlet krizinin, darbe girişimiyle patlaması, iktidar güçleri arasında bir-iki günlük iç savaşa dönüşmesi iplerini Saray cuntasının ele geçirdiği diktatörlüğün ne kadar zayıf ve güçsüz olduğunun da bütün çıplaklığı ile açığa çıkartmıştır. Durum aynı zamanda muazam devrimci olanaklar barındırmaktadır. Emekçi sol hareket, bütün dikkat ve enerjisini devrimci olanakları gerçekleştirmeye kilitlemelidir.

Başında ırkçı islamcı faşist Erdoğan cuntasının bulunduğu faşist diktatörlüğün yıkılmasını hedefleyen demokratik cephenin her biçimde geliştirilmesi yaşamsaldır. Emekçi sol hareket içerisinde yer alan parti ve örgütler “CHP’de olsun”, “önce sosyalistler bir araya gelsin” veya benzer ya da başka gerekçelerle demokratik cephenin geliştirilmesi görevinden kaçınamazlar.

‘ÖZSAVUNMASI OLMAYAN BİR DEMOKRATİK CEPHE FAŞİST SALDIRGANLIĞI DURDURAMAZ’

Tartışageldiğimiz gerçekler laiklerin, Alevilerin, Kürtlerin ve tabi ilerici, demokratik, devrimci ve yurtsever kesimlerin yaşamsal bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarını, hızla özsavunmalarını örgütlemelerinin ertelenemez ve ötelenemez, an’ın en yakıcı görevi olduğunu açığa çıkartmıştır. Saray cuntasının faşist diktatörlüğüne karşı demokratik cephe muhakkak en geniş demokratik güçleri kapsamalıdır ama cephede yer alacak bütün güçlerin özsavunmanın gerekliliğini ve meşruiyetini kabul etmeleri gerekir. Demokratik cephe ancak fiili meşru mücadele ve özsavunma temelinde gelişebilir. Özsavunması olmayan bir demokratik cephe faşist saldırganlığı durduramaz. Kuşkusuz Meclis zemini değerlendirilebildiği ölçüde değerlendirilir, ama parlamenter hayaller Saray cuntasının iktidarını güçlendirmekten başka bir şeye yaramıyor.

‘İSLAMCI IRKÇI FAŞİST GÜRUHLAR DAİŞ’LEŞME YOLUNDA MESAFE KATETTİ’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağırısıyla sivil faşist güruhlar sokaklara salındı, saldırganlıklar yayıldı. Sol-sosyalist güçlerin mücadele hattı, perspektifi ne olmalı?

Saray cuntasının başı Erdoğan’ın sokağı ele geçirme çağırısı ve seferberliği, AKP kitle tabanında gelişen bir olguyu iyice su yüzüne çıkarttı. AKP tabanına yuvalanmış islamcı ırkçı faşist güruhlar Saray cuntasının iktidarını destekleyen kitle ile birlikte harekete geçti, bu güruhun oluşumunda önemli bir eşik aşıldı. Laiklere, Alevilere, Kürtlere ve tabi ilerici, demokratik, devrimci ve yurtsever kesimlere karşı, özgürlük ve demokrasi talebine karşı kin ve nefret yüklü bu islamcı ırkçı faşist güruhların DAİŞ’leşme yolunda çok büyük mesafeler kat ettiğini, sıçramalı biçimde geliştiğini, yaklaşan yeni tehlikenin apaçık hale geldiğini gördük. Polis aygıtıyla örgütlü ilişkiler içerisindeki bu güruhu Saray cuntası, demokratik güçleri bastırmakta bir sopa olarak kullanacaktır. (Önder ÖNER – ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir