Darbe içinde darbe – Alp ALTINÖRS

ALP ALTINÖRS

 

 

 

 

15 Temmuz gecesi Türkiye’de askeri faşist darbe girişimi yaşandı. Darbecilerin amaçları; “Yurtta Sulh Konseyi” adlı bir cunta ile yönetimi ellerine almak, Erdoğan’ı hapsetmek, TBMM ve siyasi partileri feshetmek, milletvekillerini tutuklamak, belediyelere asker başkanlar atamak, Kürt halkına yönelik Saray’ın başlattığı savaşı cunta yönetimi altında derinleştirmek, anayasayı lağvetmek, politik hak ve özgürlükleri resmen ortadan kaldırmaktı.

Darbenin dikkat çeken yönü, hiyerarşi dışı bir hareket olduğu halde, katılan general sayısının çokluğudur (gözaltına alınan ve tutuklanan general/amiral sayısı 70’i aştı.) Bu generallerin bir kısmının Balyoz vs. süreçlerde sızdırılan cemaatçiler olduğu kabul edilse dahi, Gülen cemaati, darbe koalisyonunun sadece bir parçasıdır. Kemalist, faşist, milliyetçi, vb. pek çok farklı eğilimlerden muvazzaf ve emekli askerlerin yer aldığı bir darbe sözkonusudur.

Darbe, öncelikle ordunun komuta kademesine yönelikti, ardından ise Erdoğan ve AKP iktidarına yönelecekti. Darbeci generaller, kuvvet komutanlarını tutuklamayı başarsalar da; Erdoğan’ı ele geçiremedikleri, hiçbir iktidar mensubunu yakalayamadıkları, kara kuvvetlerine hakim olamadıkları ve sokaklara kara gücü sevk edemedikleri, toplumdan herhangi bir destek alamadıkları, siyaset kurumu darbeye karşı bütünlüklü bir duruş sergilediği için ağır bir yenilgiye uğradılar. Sabaha karşı uçaklarla Meclis’i bombalamaları ise cuntacıların siyasi intiharı oldu.

Cuntacıların amaçlarının Erdoğan’ın izlediği siyasetle benzerliği ise dikkat çekicidir. Erdoğan, 7 Haziran’da ortaya çıkan sandık sonuçlarını tanımayarak Saray darbesini başlattı. Darbeci generaller ise seçim sistemini tümüyle ortadan kaldıracak bir darbeye kalkıştılar. Erdoğan TBMM’yi işlevsizleştirdi, darbeciler bombaladı. Erdoğan muhalif milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırttı. Darbeciler 550 milletvekili için gözaltı kararı çıkartmıştı. Erdoğan belediyelere kayyum atamaya çalışıyor. Darbeciler belediyelere asker komutan atayacaktı. Erdoğan söz, eylem, gösteri, basın özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırdı, darbeciler ise bunu resmen de yapmayı hedefliyordu. Erdoğan Kürt illerinde fiili sıkıyönetim uyguluyor, darbeciler tüm Türkiye’de sıkıyönetim ilan etti. Erdoğan Kürt illerinde sokağa çıkma yasağı koydu, darbeciler ise tüm Türkiye’de. Erdoğan Sur’u, Nusaybin’i, Şırnak’ı havadan bombalattı, darbeciler ise Ankara’yı, İstanbul’u.

Gözaltına alınan generallerin pek çoğunun doğrudan Saray’ın savaş örgütlenmesinin kilit unsurları olması, bu darbenin 24 Temmuz’da ilan edilen savaşın yarattığı koşullarda örgütlendiğini ortaya koyuyor. (Örneğin, 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Hududi, Sur ve Cizre’deki yıkımı yöneten komutandır. Şırnak’taki yıkımı gerçekleştiren Çakırsöğüt Tugay Komutanı Tuğgeneral Ali Osman Gürcan, darbecilerin Emniyet Genel Müdürü yapılacaktı, ve daha birçok isim.) Savaş koşullarında ordunun siyasi güç kazanması, bu tür darbelerin serbestçe örgütleneceği koşulları da hazırlamıştır.

15 Temmuz darbesi, Saray darbesi koşullarında hazırlanıp örgütlenmiştir. Darbe içinde darbedir. Erdoğan’ın bir yıldır izlemekte olduğu politikaları, onu devirerek ve askeri cunta ilan ederek uygulamayı hedeflemiştir.

Dolayısıyla 16 Temmuz sabahı askeri darbe yenilmiş ama, “demokrasi kazan”mamıştır. Saray darbesi kaldığı yerden devam etmektedir. Sokaklara çıkarttığı ve günlerdir ısrarla sokakta tuttuğu kitleyi de vurucu bir güce dönüştürerek Saray darbesini tamamlamaya yönelmiştir. Erdoğan’ın yeni hedefleri; yargıyı tümüyle ele geçirmek, idam cezasını geri getirmek ve başkanlığı (saltanatı) ilan etmektir. Erdoğan’ın bir tür uzlaşma siyasetine yöneleceğini sanmak büyük bir yanılgı, hatta gaflet olur.

Oysa darbenin püskürtülmesi toplumda büyük bir demokrasi özlemi açığa çıkartmıştır. Tıpkı HDP gibi toplumun çok geniş bir kesimi de Erdoğan ve AKP’nin otoriter yönetimine karşı olduğu halde, “her türlü darbe” karşısında ilkesel bir duruş sergilemiştir. Ancak bu kesim, darbe sonrası koşullarda ortaya çıkan tablodan da büyük bir rahatsızlık duymaktadır.

Demokrasi Bloku’nu kurmanın ve sokaklarda “her türlü darbeye karşı” mücadeleyi geliştirmenin tam zamanıdır. Saray darbesi de yenilecektir. Toplumun demokrasi talebi artık geri dönüşsüz bir noktaya ulaşmıştır. Bu toplum ne askeri cuntayı ne de tek adam diktatörlüğünü kabul etmeyecektir. Emek ve demokrasi güçleri ortak bir asgari programla sahaya inerse bütün dengenin hızla değiştiğini göreceğiz.

(Özgür Gündem)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir