Ekonomiden yaşama ağırlaşacak fatura

Mustafa Sönmez AKP Hükümetinin tüm Türkiye’de ilan ettiği 3 aylık OHAL’in ekonomik alanda emekçilere yükleyeceği faturayı yazdı.

Fethullahçı ordu fraksiyonunun yüzüne gözüne bulaştırdığı darbe girişimi, RTE’ye “büyük bir lütuf” oldu. Bunu kendisi de aynı şekilde,  bu kelimelerle ifade etti.

Şimdi, “Bize darbe yapıldı” mağduriyetinin , bahanesinin arkasına saklanarak, hem Cemaatin “kökünü kazıma,” hem de diğer baş  hedef  Kürt muhalefetine ilişkin yarım kalmış operasyonları gerçekleştirme fırsatı doğdu. Bu, Başkanlık hedefine giden yolun “temizliği” demek aynı zamanda. 

Bütün bunların yanı sıra, OHAL, toplumu dizayn etmede eksik kalmış tüm projeleri gerçekleştirmenin de fırsatını  sunmuş bulunuyor. İşçi-işveren ilişkilerinde, ekonomide, imar alanında yapmak istenip de kırık dökük parlamento engeline, Anayasa engeline takılan ne varsa, şimdi OHAL’ın imkanlarıyla ilk elde 3 ayda, olmadı, yeni uzatmalarda gerçekleştirilecek.

ÇALIŞANLARA TIRPANLAR

Rejimin ayağına dolanmaktan şikayetçi olduğu konuların önemli bir kısmı çalışan sınıflarla ilgili. Bunları halletmenin imkanı ayaklarına gelmiş bulunuyor.

* Kanun hükmünde kararname ile halledilecek meselelerden biri, memurların işten çıkartılması. Bunun önünü açacak bir düzenlemeyi Cemaatçilerin tasfiyesi için kullanacaklarını bahane ederek, hem nalına hem mıhına misali, istemedikleri tüm kamu personeline uygulayabilirler. Kamuda halen 3.6 milyon çalışan bulunuyor ve bunların 3 milyona yakını memur, kalanı işçi ve sözleşmeli  statüsünde. Geçirecekleri yasayla hem tasfiye yapacak hem de bu yasayı bir tehdit kılıcı gibi kamu çalışanlarının üstünde kullanabilecekler.

* İşçi-işveren ilişkilerinde nicedir dillere pelesenk edilen kıdem tazminatı fonu tasarısı bu karambolde çıkartılabilir ve sendikalar yıldırılabilir.

* Bireysel emeklilik adı altında çalışanları zorunlu tasarrufa sıkıştıran yasa, kaş göz arasında çıkarılabilir.

* İşten çıkarılanların, iş mahkemelerine gitmeleri yerine, arabulucuya gitmelerini zorlayan tasarı ile yargı yoluyla hak aramanın önü kesilebilir.

* Yaklaşık 1 milyon Suriyeliye kısmi vatandaşlık anlamı da taşıyan çalışma izni, ücretleri aşağı çeken bir etki yaratacaktır.

VERGİ ARTABİLİR FON YAĞMALANABİLİR

Zaten kırılgan olan ve politik, jeopolitik riskler ile yabancı yatırımcı açısından uzak durulmaya başlanan Türkiye ekonomisine, darbe ile birlikte dış kaynak girişi azaldı, yerli aktörler de paralarını TL’den dövize çevirdiler, güvenli liman diye…Bu, doların fiyatını darbe ertesi 3 TL’nin üstündeki basamağa çekti . Bunların üstüne, ne zamandır göstergeleri parlak bulmayan derecelendirme kuruluşları, Türkiye’nin notunu düşürdü. Bu, dış yatırımcıyı Türkiye’den uzaklaştıracak bir durum.

Öte yandan dış dinamik olarak ABD’de faizlerin artırılması ihtimalinin de bu konjonktüre denk gelmesi Akfaşizmin işini zorlaştırıyor gibi. Burada artan dolar fiyatı en önemli olumsuzluk. 412 milyar dolarlık dış borcun TL karşılıkları çok ağır yükümlülük demek. Çünkü bunun yüzde 40’ı, 12 ay içinde yenilenmek durumunda.

Rejimin OHAL’ı fırsat bilerek, rafta beklettiği varlık barışı tasarısı bu dönemde kaş-göz arasında yasalaştırılabilir. Bu yasa, kara para dahil olmak üzere her tür dışarıda tutulan paralara içeride temizlenme imkanı sunarken, dış kaynak girişini artırıp doların tırmanışını bir ölçüde yavaşlatabilir. Yanı sıra, Merkez Bankası, kamu bankaları yasaları zorlanarak döviz fiyatındaki tırmanışın bir krizi tetiklemesinin önü alınmak istenebilir. Bundan dolayı ortaya çıkacak mali külfet için ise,  rejim, vergi oranlarında artışa gidebilir, harcamaları kısabilir; işsizlik fonunu daha keyfi kullanabilir.

OHAL, rejimin başta “mega projeler” dedikleri, büyük kent suçları olmak üzere, ÇED vb. engellerini aşmaya imkan tanıyacak düzenlemelerin önünü açabilir;  imar ihlalleri, hukuksuzluklar bu karambolde tavan yapabilir.

DİRENİŞ, SİVİL İTAATSİZLİK 

Darbeci Cemaati bahane ederek ilan edilen OHAL, hem nalına hem mıhına misali, AKP’ye hedeflediği islamofaşist rejimin eksik kalan taşlarını döşemeyi siyaset, ekonomi, çalışma yaşamı, kültürel düzeylerde sunma imkanı da tanımış oldu. Rejimin bunları kullanmaması düşünülemez. Yeniden yapılandırma imkanı ellerine geçen ordu ve ordu kadar donattıkları polis gücünün yanı sıra inşasına başladıkları para-militer güce dayanarak bunu deneyebilirler.

Öte yandan, her tür insan hakkı ihlali, antidemokratik uygulamaların bir dış basınç göreceği ihtimali de mevcut. Ama daha önemlisi içeriden bu baskı ve gasplara verilecek reaksiyon. Cemaat darbesi gerekçesinin çok çok dışına taşacak tasarruflara CHP, HDP , sol-sosyalist güçler  ne yapacak, nasıl bir direniş gösterecekler? Sinmek, kabullenmek, iyiden iyiye teslimiyet olacaktır. Kamu çalışanlarının, işçilerin, laik-cumhuriyetçi yurttaşların, kimlikleri saldırı atlına girecek kesimlerin mağdur olacakları, baskı görecekleri yeni bir konjonktürde, tüm bu kesimlerin sivil itaatsizliği de içeren bir direniş hattı örmesi gerekir.

Bundan uzak durmak, tek adam diktatörlüğüne sadece seyirci kalmak olacaktır. Buna izin verilmemelidir.

ÖNCE CEMAAT…

Olağanüstü hal ikliminde ülke yönetmek, aslında yürütmeye tüm yetkilerin devri, buna karşılık yasamanın yasa yapma ve denetleme yetkisinin alınması demek. Aynı zamanda bu, Anayasa Mahkemesinin yargı-denetleme yetkisinin de askıya alınması demek. Çünkü, Anayasa’nın 148’nci maddesinde bu açıkça yazılı:…kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nde dava açılamaz”.

Görüldüğü üzere en azından 3 ay süreyle, AKP hükümeti, kanun hükmünde kararnameler ile “yasama” faaliyetini tekeline almakta ve muhalefet, bu kararnameleri AYM’ye götürememektedir. Böylesine bir yetki tekelleşmesi AKP rejimine, yöneldiği islamofaşist rejimin önünde ne engel varsa hepsini temizleme, takıldığı “yasal” engelleri hızla aşma imkanı da sunmuş oluyor.

Yapılacaklar, ajanda bellidir. Öncelikle, baş düşman Cemaat’in tüm örgütlenmesinin beli  kırılacaktır. Bu öylesine bir nefret ve öfke ile dile getirilmektedir ki, tutuklama, işten el çektirmelerin, tasfiyelerin yüz binlere ulaşması muhtemeldir. Cemaatçilerin namazını kılmamak, mezarlarını tükürülecek bir biçimde ayrı yerde yaptırmak, idam cezasını yeniden getirmek, Diyanetten İBB Başkanına en yetkili kişilerce ifade edilmektedir: Ürkütücüdür!.. OHAL, birçok insan hakkı ihlaline yol açacak düzenlemenin fırsatını da bu nefret söylemcilerine vermiş bulunuyor.

KÜRT HEDEFİ…

OHAL ortamında, rejimin odaklanacağı diğer “düşmanı”,  Kürt siyaseti olacaktır. Yeniden yapılanmış TSK ile bölgedeki güvenlikçi politikalara devam edilirken, dokunulmazlığı kaldırarak HDP’li milletvekilleri üstündeki niyetlerini daha rahat gerçekleştirebilmenin iklimine ulaştıklarını, düşünebilirler. HDP ve BDP’nin yönetiminde oldukları belediyelerin kayyımlarca teslimi niyetleri, OHAL döneminde hızla gerçekleşebilir.

Kürt siyasetinin meşru savunmasına karşı ise devlet zorunun yanı sıra sokağa döktükleri güruhu bir baskı aracı olarak kullanmanın eğitimi, darbe sonrası bir haftada verilmiş görünüyor. Ruhsatlı silah alımını kolaylaştıran bir yasal düzenleme ile para-militer grupların oluşturulması da çok mümkün hale gelmiştir.

Kürt hamlesini OHAL ikliminde amacına ulaştırarak, olası bir erken seçimde başkanlık için gerekli milletvekili çoğunluğuna sahip olmanın ve bununla başkanlık koltuğuna kurulmanın hayalini elle tutulacak kadar yakın görmeye başlamışlardır. (Kaynak: Evrensel)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir