AKP hegemonyasına hizmet etmek – Hüseyin ALİ

HÜSEYİN ALİ

 

 

 

 

AKP iktidarı dış politikada büyük yanlışlıklar yaparak Ortadoğu ve dünyada büyük tepkileri üzerine çekmiştir. İçeride hegemonik baskıcı politikalarla bir cepheleşme yaratmış, Türkiye’yi tam bir politik iç savaş içine sokmuştur. Dış politikada IŞİD faşist çetesine dayalı politikaları o düzeyde bir düşmanlık ortaya çıkarmıştır ki, sonunda AKP hükümetinin düşük profilli Başbakanı bile düşmanları azaltıp dostları çoğaltacağız demiştir. Dış politikadaki bu büyük yanlışlığın hesabı ne verilmiş, ne de sorulmuştur. İçeride Kürt halkına karşı tarihin en büyük saldırısı yapılmış, bu saldırıyı kabul etmeyen Türkiyeli aydınlar, yazarlar, gazeteciler ve siyasetçiler ağır baskı altına alınmıştır. Türkiye’de AKP yandaşları ve faşist müttefikleri dışında herkes AKP’nin faşist bir hegemonya peşinde koştuğu konusunda hemfikir olmuştur.

Ancak başarısız darbeden sonra bunlar unutulmuş, AKP’nin yürüttüğü kapsamlı psikolojik savaş, ideolojik ve politik baskıyla AKP’nin kuyruğuna takılma yaşanmıştır. AKP iktidarı bu darbe girişimini kullanıp kendini demokratik bir hükümet olarak gösterip kendisine yönelik o güne kadar yöneltilen eleştirilerin üstünü örttüğü gibi, muhalefeti de etkisiz kılmıştır. Bu durum karşısında herhalde Tayyip Erdoğan ve AKP yetkilileri, böyle bir darbe olmasaydı da yaptırmak gerekirdi gibi bir düşünceye kapılmışlardır. Bu darbe kadar AKP iktidarına hizmet eden başka bir olay olmamıştır. Tüm muhaliflerini susturup kendi hegemonyasını kurmanın önü sonuna kadar açılmıştır. Kuşkusuz devlet ağır yaralar almış, ama AKP kendini güçlendirme yolunu seçmiştir.

Hiç kimse AKP’nin bu darbe girişiminden ders çıkardığını söyleyemez. Tayyip Erdoğan tarzında ders çıkarma bile kendi hegemonyasını pekiştirme yönünde olmaktadır. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın demokratikleşme ve Türkiye’nin sorunlarını çözme gibi bir derdi yoktur. Tamamen hegemonyasını sağlamaya kilitlenmiş, her imkan ve fırsatı bunun için kullanan bir siyasi liderlik söz konusudur. Zaten bunu Allah’ın kendisine verdiği bir tarihsel misyon olarak görmektedir. Kendi tekçi faşist zihniyeti ve amacını Allah’ın kendisine verdiği rol olarak görmesi, din istismarcılığını nereye vardırdığını ortaya koymaktadır.

Darbe girişiminden sonra CHP ve diğer siyasi partiler, AKP’den hesap soracaklarına, Türkiye’yi bu noktaya getirmesinden dolayı istifa etmesini isteyeceklerine, tespih taneleri gibi Türkiye’nin yeni imamı olma rolüne soyunan Tayyip Erdoğan karşısında hizaya girmeleri gerçekten de ibretlik durumdur. Türkiye siyasetinin nasıl pespaye duruma düştüğünün resmidir. Erdoğan devletin bekası diyerek herkesi kuyruğuna takmıştır. Halbuki devleti bu duruma getiren biri varsa kendisidir. 14 yıllık iktidarın sonucu: devletin çöküntüye uğratılmasıdır. Eğer Fethullahçılardan ve darbecilerden hesap sorulacaksa ilk önce bu güçlerin devleti bu duruma sokmalarının önünü açan AKP’den hesap sorulmalıdır. Çünkü onları devlet içinde bu konumlara getiren AKP’dir. AKP “besle kargayı oysun gözünü” diyerek yarattığı bu durumdan kurtulamaz.

Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümü demokratikleşme iken, AKP’nin darbeden sonra daha otoriter bir rejime yönelmesi, tüm toplumun ve demokrasi güçlerinin karşı çıkması ve direnmesi gereken bir durumdur. AKP’nin darbe öncesi otoriter ve faşist uygulamaları bile bu iktidarın aşılmasını gerektirmekteydi. AKP şimdi ise Türkiye için tam gereksiz hale gelmiştir. OHAL ilanıyla birlikte AKP iktidarının sonu gelmiştir. Çünkü iktidara gelirken söylediklerinin tümünü bitirmiştir.

MHP ve diğer partiler zaten AKP’nin kuyruğuna girmiştir. AKP CHP’yi tümden kuyruğuna takamamıştı. CHP’nin şimdi AKP’nin vatan millet Sakarya demagojisi ve psikolojik savaşın etkisiyle AKP iktidarının güçlenmesine destek vermesi, CHP’yi de tümden bitirecek noktaya doğru sürüklemektedir. CHP’nin artık cumhuriyeti demokratikleştirme yaklaşımı ve projesi dışında kendini ayakta tutması mümkün değildir. AKP cumhuriyeti kendine göre şekillendirirken CHP’nin cumhuriyeti demokratikleştirme projesi ortaya koymaması, AKP’ye hizmet etmektedir. Cumhuriyet iç ve dış koşullar nedeniyle kendini yeniden yapılandırmak zorundadır. CHP eski cumhuriyette ısrar ederek AKP’nin değirmenine su taşırmaktadır. AKP’nin Cumhuriyeti yeniden yapılandıracak tek güç olarak inisiyatif kazanmasına fırsat vermektedir.

Kuşkusuz bu Cumhuriyeti değiştirecek demokratik kuvvetler de bulunmaktadır. Bunlar 7 Haziran’da önemli bir güç ortaya koymuşlardır. Dinamik karakteriyle CHP’nin yüzde 25’inden daha fazla Türkiye siyasetinde rol oynayacak konuma gelmişlerdir. Ancak 7 Haziran sonrası AKP iktidarı tüm faşist ve şovenist güçleri yanına alarak Türkiye’yi demokratikleştirecek demokratik yürüyüşe darbe yapmıştır. AKP hala bu demokratik yürüyüşçüleri kendisi için en büyük tehlike olarak görmektedir. Çünkü bu kuyruğuna takılacak değil, kendisine hesap soracak bir güçtür.

AKP’nin kuyruğuna takılarak, AKP’ye yanaşarak ya da AKP’den az da olsa beklenti içine girerek Türkiye’nin demokratikleşme ve özgürlük için kazanacağı hiçbir şey yoktur. AKP’ye karşı sadece ve sadece mücadele edilerek Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi yönünde rol oynanabilir.

CHP’nin ya da HDP’nin AKP’ye bazı konularda vereceği destek AKP’nin hegemonyasını pekiştirmekten başka bir işe yaramaz. Sorunlara bütünlüklü değil, parçalı bakanlar şu konuda AKP ile bir şeyler yapabiliriz diyerek sadece kendini kandırırlar. Çünkü AKP iktidarı CHP ya da başka bir partinin yaptığı her işbirliğini kendi hegemonyasını kurma yolunda kullanacaktır. Dolayısıyla AKP’nin Türkiye’nin demokratikleşmesi için atacağı hiçbir adım söz konusu değildir. Demokratikleşme adımı olarak gösterilenlerin hepsi kendi hegemonyasını pekiştirmek için kurgulanmış şeylerdir.

Türkiye’nin sorunlarının tek dermanı demokrasi güçlerinin en geniş ittifakıdır. Bunu başarmayanlar AKP’nin yedeğine düşüp AKP hegemonyasına dolaylı ya da dolaysız hizmet etmekten başka rol oynayamazlar.

(Özgür Gündem)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir