Hem idareci, hem savcı hem de yargıç olan Rektörlük!

Barış bildirisine imza attığı için Mersin Üniversitesi tarafından işine son verilen Yrd. Doç. Dr. Bediz Yılmaz Mersin Üniversitesi Günlüğü Blog’unda yazdığı “Bediz Yılmaz’ın Mersin Üniversitesi’ne ‘veda’sıdır…” makalesinde, Rektörlüğün kendisini eski zaman derebeyleri gibi, hem idareci hem savcı hem de yargıç konumuna koyduğunu söyledi.

Yrd. Doc. Dr. Bediz Yilmaz-akademisyen-mersinMersin Üniversitesi tarafından “Bu suça ortak olmayacağız” bildirgesine imza atan akademisyenlere yönelik başlatılan “cadı avı” kapsamında işine son verilen Yrd. Doç. Dr. Bediz Yılmaz, Mersin Üniversitesi Günlüğü Blog’unda yazdığı “Bediz Yılmaz’ın Mersin Üniversitesi’ne ‘veda’sıdır…” başlıklı makale ile düşüncelerini paylaştı. Barış bildirisine imza attığı için rektörlüğün hedefi haline geldiğini belirten Yılmaz, Rektörlüğün kendisi hakkında geçtiğimiz aylarda YÖK’ün talimatı doğrultusunda idari soruşturma açtığını ancak aradan aylar geçmesine rağmen bu soruşturmayı sonuçlanmadığını ifade etti. Şuan için bir “suç”u ve bir “ceza”sı olmadığının altını çizen Yılmaz, savcılığında imzalamış olduğu barış bildirisinin ifade özgürlüğü kapsamında olacağını ve barışçıl bir bildiri olacağına kanaat getireceğini söyledi. Daha soruşturmanın sonuçlanmadığını vurgulayan Yılmaz, “Ancak Rektörlük kendisini, eski zaman derebeyleri gibi, hem idareci hem savcı hem de yargıç konumuna koyuyor kendini ve cezayı kendi elleriyle peşinen kesiyor” dedi.

Yılmaz’ın Blog’da yayınladığı veda yazısının bir bölümü şöyle:

“10 yıl önce doktoramı tamamlayıp döndüğümden beri aralıksız çalıştığım Mersin Üniversitesi’nden 31 ağustos itibarıyla ilişiğimin kesileceği tarafıma tebliğ edildi. Gereken asgari 60 puana karşılık 300 küsur puanlık bir dosya sunmuş olmam, 3 farklı üniversiteden öğretim üyesinin olumlu raporları, bölümümün ve fakültemin de olumlu yazılarına rağmen 3 yılda bir yapılan yardımcı doçentlik görev süresi yenilemesi yapılmadı. Rektörlük, ‘bu suça ortak olmayacağız’ başlığını taşıyan barış için akademisyenler metnine imza atmış olmam nedeniyle yenilemeyi yapmadığını tebligatta belirtmiş. Rektörlük geçtiğimiz aylarda YÖK’ün talimatı doğrultusunda idari soruşturma açmış idi, ancak aradan aylar geçmesine rağmen bu soruşturmayı sonuçlandırmadı. Bir başka deyişle, şu an için bir ‘suç’um ve bir ‘ceza’m yok, yani hukuken masumum. Muhtemelen savcılık da açtığını bildiğimiz ancak henüz bize tebliğ edilmeyen adli soruşturmada, imzaladığımız metnin ifade özgürlüğü kapsamında, barışçıl amaçlarla yazılmış bir metin olduğunu anlayacak ve herhangi bir cezai sonuca varmayacak. Ancak rektörlük, eski zaman derebeyleri gibi, hem idareci hem savcı hem de yargıç konumuna koyuyor kendini ve cezayı kendi elleriyle peşinen kesiyor: Bizim üniversitemizde benimle birlikte toplam -şimdilik- 8 kişinin işine keyfi bir biçimde son veriyor.

Ben huzurlarınızda bu yaptıklarından dolayı Ahmet Çamsarı’ya teşekkürlerimi sunmak üzere yazıyorum. Üniversite adını bir vakittir hak etmeyen bu kurumda daha fazla çalışmak zorunda bırakmadı beni; öğrencilerime hakları, hukuk devletini, hakkaniyeti anlatırken içinde yaşadığımız toplumsal gerçeklik ile ideal olan arasındaki uçurumun, torpilsiz-dayı’sız asla bir iş bulamayacaklarının benden çok daha farkında olan bu gencecik insanlara herhangi bir idealden bahsetmenin bile bir tür riya olduğunu ta derinlerde hissetmenin bende yarattığı rahatsızlıktan kurtardı; gözleri parlayarak yanıma gelen akademisyen olma niyetindekilerin hevesini kırmak zorunda kalmaktan, onlara anlatacak bir muhteşem akademik ortam hikayem olmaması utancından kurtardı; kalite belgeleri almak için üretilen anlamsız ve içi boş evraklardan, o belgelerin asılı olduğu duvarların ardında yapılan bilimin bilimsellikten nasıl da uzak nasıl da niteliksiz olduğunu her gün yeniden idrak etmenin yıkıcılığından kurtardı.

Bir ikinci teşekkür de insanoğluna dair bana verdiği ders için: Rektörlük seçimleri öncesinde yaz sıcağında fakülte koridorlarında görüşecek öğretim elemanı ararken sabahın köründe bizim okulda olduğumuzu görerek şaşırmış, odalarımıza konuk olmuştu. O günden hatırımda kalan, üniversiteyi gerçekten demokratik bir yer haline getirmeye niyetli, gözleri ve sözleri samimiyetle yüklü bir insandı. Bunların yürekteki samimiyetini yansıtmayabileceğini, en içten ve vicdanlı görünümdeki insanın dahi talip olduğu iktidara sahip olduğunda eleştirel duruş sergileyen herkesi özlük hakları ya da akademik teamüller demeden silmeye ant içmiş birisine dönüşebileceğini anladım sayesinde.

Öte yandan da, emekliliğe ertelediğim hayallerime bu erken yaşta yaklaşmamı sağladığı için kendisine ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Bundan sonra başka bir dünyanın mümkün kılınması için permakültüre, gdo’suz tohumların çoğalmasına, üreticinin ürünlerinin doğrudan tüketiciye ulaşmasına çaba harcayabileceğim. Mülteci çocukların eğitimi için başlattığımız küçük girişimleri büyütebileceğim.Kısacası kendi gönlümce bir yaşamın örülmesi için emek verebileceğim. Ahmet Çamsarı’n da, üniversiteyi bizlerden temizleyerek kendi gönlünce bir ortam yaratma yolunda içinin artık daha rahat olduğunu umuyorum. Bizim gibilerin değil ders vermek, öğrencilerle yanyana bile gelmesini istemediğini, elindeki tüm yetkileri bizim aleyhimizde kullanacağını ifade etmişti, sözünde durdu gerçekten. Bunun yetki aşımı olup olmadığına yargı karar verecektir elbet; hakkımızın gasp edilip edilmediğine de…

Bu arada rektörümüzün gözünden kaçan bir hususu belirtmeme izin verin: Bizim fakültenin arkasında ufak bir bahçe vardır, orada ata tohumlarının çoğalmasını amaçlayan bir proje kapsamında sebze yetiştiriyoruz, hemen yanına da bir zeytin fidanı dikmiştik. Zeytin malum barışı simgeler; o fidan büyür, dalları sınıflardan görülürse, maazallah öğrencilerin aklına yanlış fikirler düşebilir. Fidanın boynunu daha yaşken kırarsa taze dimağlar zehirlenmemiş olur.

Mersin Üniversitesi’nde yakından veya uzaktan tanıdığım değerli insanlar, bilerek ve isteyerek kimseyi kırmak istemeyeceğimi beni tanıyan pek çok kişinin teslim edeceğini düşünüyorum; yine de istemeden bir kabalığım, bir yanlışım olduysa affola. Şu süreçte yanımızda yer alan, her açıdan desteğini sergileyen meslektaşlarımız oldu, onlara olan minnettarlığımı kelimelerle anlatamam; çok daha fazla sayıda meslektaşımız ise maalesef gözünü ve kapısını kapadı, anti-demokratik uygulamalar arttıkça bizimle arasındaki mesafeyi arttırdı, sıranın er ya da geç kaşının altında gözü olan herkese geleceğini görmeyi reddetti, onlara da kırgınlığımı anlatacak kelime bulamıyorum.
hoşçakalın…”

İşine son verilen akademisyen Yrd. Doç. Dr. Bediz Yılmaz: Doğru bildiklerimizden vazgeçmeyeceğiz

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir