Eski Teğmen: F tipi cunta bastırıldı ancak T tipi darbe sürüyor

12 Eylül askeri cunta döneminde sol görüşleri nedeniyle ordudan atılan Rahmi Yıldırım, son darbe girişimini değerlendirdi. Türkiye tarihinin darbeler tarihi olduğunu hatırlatan Yıldırım, 80’en sonrası sol ve sosyalist düşünceyi geriletmek için ordu ve devlet içerisinde cemaat yapılanmasının teşvik edildiğini bugün ise “F tipi cunta bastırıldı ancak T tipi darbe sürüyor” dedi.

12 Eylül askeri cunta sonrası sol düşünceleri nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilişiği kesilen eski Teğmen Rahni Yıldırım, darbe girişimi ve sonrası gelişmeleri ajansımıza değerlendirdi. Yaşananları, “darbe ve karşı darbe süreci” olarak nitelendiren Yıldırım, söz konusu darbenin 15 Temmuz öncesinde başladığına dikkat çekti.

Erdoğan’ın “bir ajandası” bulunduğunu savunan Yıldırım, “Erdoğan, bir davadan bahsetmektedir. Bu dava İslami bir davadır. 2014 yılında Cumhurbaşkanı seçilmesi önemli bir aşamasıydı. 2007 yılında ilk kez TC bir siyasi İslamcının cumhurbaşkanlığını gördü. O günden beri çok önemli bir mesafe kattetti. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da ben milletin oyu ile seçildim dedi ve fiili başkanlık sistemini hayata geçirdi. Bu bir darbe idi” dedi. 1960,71 80, 97, 2007 bu darbelerine işaret edilen ve darbelerin amacının “anayasayı rafa kaldırmak” olduğunun altını çizen Yıldırım, şunları dile getirdi:

‘Cumhurbaşkanı seçilmesiyle darbe yapıldı’

“Erdoğan cumhurbaşkanı seçildikten sonra hem kendisi hem de hükümet sözcüleri Anayasanın bekleme odasında olduğunu söyledi. Darbeciler de zaten böyle bir şey yaparlar. Darbeciler iktidara geldikten sonra parlamentoyu kaldırırlar. Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildikten sonra parlamentonun bir hükmü kalmadı. 7 Haziran sonrasında parlamento kapatıldı, seçmenlerin iradesine göre çalışmasına izin verilmedi. 1 Kasım’da yeni bir parlamento kuruldu. O parlamentonun bugün bir hükmü yoktur. 12 Eylül döneminde bir danışma meclisi vardı. Danışma Meclisi, o dönem cunta şefinin belirlediği insanlardan ve temsilcilerden oluşuyordu ve cunta ne söylerse onu kanunlaştırıyordu. 1 Kasım parlamentosunun demokrat kanadına darbe yapıldı. Dokunulmazlık kaldırıldı. Dokunulmazlıkları kaldırılanların çok büyük bir çoğunluğu meclisin demokrat kanadında yer alanlardı. Bunların yargılamadan başka parlamentoya zaman ayırmaları mümkün değil. Böyle bir parlamentodan söz etmek mümkün değil. 12 Eylül’deki konseyin emrindeki danışma meclisinden bahsedebiliriz. Darbe demokratik muhalefete yönelir. Bunlar belidir. Kürtler, Aleviler, işçi emekçi örgütleri. Zaten bunlara karşı darbe yapılmıştır.”

‘Başka bir cunta kendi darbesini yapmaya çalıştı’

“Başka bir cunta bu kez kendi darbesini yapmaya çalıştı.” diyerek son darbeyi analiz eden Yıldırım, “Bu bir Fethullah cuntasıdır. F tipi cunta bu cemaate mensup onlara sempati duyan insanların cuntası olarak algılanmamalıdır. 15 Temmuz’da darbe yapmaya çalışan cunta bir koalisyondur. Omurgası F tipi cemaat mensupları olmak üzere, yanı sıra Ergenekon ve balyozdan arta kalan Kemalizm artıklarıdır. 3’ünü tarafta haksızlığa, gadre uğradığını düşünen fırsat kollayıcıları, ikbal avcılarıdır. Böyle bir koalisyon yapmıştır darbeyi. İyi ki başarılı olamamıştır. Çünkü emir komuta zinciri içinde olmayan darbeler maceracıdır ve hangi ülkede olursa olsun kanlı bir sürece yol açar.” diye konuştu.

‘Modernleşmeye bürokrat zümre öncülük ediyor’

Cemaatin devlet içerisindeki yapılanma sürecine de dikkat çeken Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye cumhuriyeti halkları Müslüman halklardır. Türkiye Cumhuriyeti devleti 250-300 yıldır bir modernleşme süreci yaşamaktadır. Bu kapitalizme özgü hayat tarzı demektir. Kapitalizmin temel üretim biçimi haline gelmesi demektir. Parlamento, demokrasi, modern silahlı kuvvetler, merkezi devlet, şehirleşme demektir. Kapitalist ideolojinin feodal ideolojiye üstün gelmesi demektir. Feodal döneme özgü ideolojinin aşılması demektir. Bu ideoloji en başta dindir. Modernleşme sürecinin öncü gücü burjuva sınıfıdır. Ne Kürt coğrafyasında ne Türkiye’de burjuva sınıfı kendi başına gelişemedi. Modernleşme sürecini aydın kesim denilen daha çok silahlı kuvvetlerde ve orduda örgütlenmiş zümre üstlendi. Bu aydın sivil zümre nerede yetişiyor? Askeri okullarda, mülkiyede, tıbbiyede çıkıyor.”

‘Halkın tepkileri darbelerle bastırıldı’

Türkiye’de modernleşmenin gelişmiş ülkelerin aksine yukarıdan aşağıya geliştiğini anımsatan Yıldırım, “Asker, sivil zümre öncülüğünde üst yapıda yaşandı. Modernleşme süreci toplumda tepkiyle karşılandı ve yer yer kan dökülerek gerçekleşti. 1826 modernleşme sürecinde ileri bir atılımdır. Halkın bu tepkisi hep darbelerle bastırıldı” dedi.

‘Batı ordularına öykünüldü’

TSK’nın kuruluş aşamalarına da değinen Yıldırım, 1826 yılında imparatorluk ordusunun kılıçtan geçirilerek modern ordunun önünün açıldığını belirten Yıldırım, bu ordunun öncü kadrosunu yaratmak amacıyla 1834 yılında Kara Harp okulunun kurulduğunu, 1845 Kuleli Askeri Lisenin eğitime başladığını belirterek, bu ordularda “batının ordularına öykünmeyle laik komuta kademesinin” yetiştirilmeye çalışıldığını ifade etti.

‘TC ordu devleti olarak kuruldu’

Türkiye tarihinin aynı zamanda bir darbe tarihi olduğunu hatırlatan Yıldırım, 1876 yılında Harp Okulu öğrencilerinin Padişah Abdulaziz’i intihar görüntüsü altında katledildiğini söyledi. 1908 yılında ordunun yeniden baş kaldırdığını ve meşruiyetin ilan edildiğini anımsatan Yıldırım, Türkiye devletin ordu tarafından kurulduğunu vurgulayarak, “Bütün devletlerde devletin ordusu olur. Bizde biraz farklı, ordunun devleti olarak kuruldu TC. Kurucu güç ordu idi” dedi. Yıldırım, ordunun 2’inci dünya savaşında yeni bir konseptle şekillendirildiğini de anımsatarak, NATO sürecine dikkat çekti.

‘Türkiye niye NATO’ya dahil oldu’

“Kapitalist blok ile sosyalist blok arasındaki nihai çatışma yeri Türkiye coğrafyasıdır” diyerek soğuk savaş dönemine işaret eden Yıldırım, şöyle devam etti: “Kapitalizm Türkiye’yi Rusya’ya kaptırmamak için NATO’ya dahil edildi. Cumhuriyet ordusunun yerini NATO ordusu alıyor. Yeşil kuşak projeleri başladı. Sol sosyalist kadrolar yerine ‘ılımlı İslam’ kadroları yerleştirildi.”

‘Cami ile kışla arasına sıkıştırılan ülke’

“Türkiye’nin iki önemli başkanlığı var biri Genelkurmay Başkanı diğeri Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Modernleşme süreci de bu iki kurum arasındaki çatışma belirliyor” diye sözlerini sürdüren Yıldırım, “Türkiye kışla ve cami arasında gidip gelmeler yaşanıyor” tezini güncelledi.

‘Cemaat devletin teşviki ile öne çıktı’

Türkiye’de cemaatlerin 1950’lerden sonra iktidarlar eliyle teşvik edildiğini belirten ve 1970’lerden itibaren Gülen cemaatinin öne çıkmaya başladığının altını çizen Yıldırım, cemaatin batılı başkentlerle içli dışlı olduğunu savundu.

‘Bu iş Allah afetsin demek kadar basit değil’

28 Şubat dönemine cemaatin destek verdiğini de hatırlatan eski teğmen Yıldırım, Erdoğan’ın “Bunların bu kadar güçlü olduğunu bilmiyordum, Allah afetsin” sözlerine, “Allah afetsin diyerek geçiştirilecek kadar basit bir şey değildir” ifadeleriyle tepki gösterdi. Yıldırım, Erdoğan’ın “Cemaatteki kardeşlerimiz ne istediler de vermedik” sözlerini de hatırlattı ve “Bu suç ortaklığıdır. Gülen cemaati kendisini gizlemiş değil. Solcuları bu kadar titizlikle tespit eden devlet cemaati mi bilmiyor. Bunlar samimi olmayan kendilerini temize çekmeye çalışan yaklaşımlardır. Kandırılmışız falan… Bu kadar safsanız devleti niye yönetiyorsunuz” belirlemesinde bulundu.

‘Solu engellemek için cemaatler örgütlendirildi’

Yıldırım, cemaatlerin “solu engellemek” için özel olarak teşvik edildiğini ve Gülen cemaatinin toplumda tabanı olmadığını, gücünü “devlet içindeki örgütlenmesinden aldığının” vurgulayan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gücünü sadece bütün imkanları ile solcuları engelleyen devlet buna göz yumdu. 2004 yılında MGK toplantısında Gülen cemaati ile mücadele eylem planı kabul edildi. 2004 yılından beri bilinen bir olay en azından MGK kayıtlarına göre. Vay bizi aldatmışlar, kandırmışlar.”

Darbeleri, “iktidarın el değiştirdiği süreçler” olarak tanımlayan Yıldırım, TSK’nin kuruluş efsanesinin “M.Ö 209 yılına” dayandırdı. Yıldırım, Hun Devletinde gerçekleştirilen ilk darbeyi ordunun kendisine kuruluş efsanesi olarak kabul ettiğini iddia ederek, şunları söyledi: “Böyle bir orijine dayalı darbeci gelenek var. Osmanlı devletinde 36 padişah gelip geçti. Recep Tayip Erdoğanhan, pardon Erdoğan bu dönemi sahipleniyor ya. O Padişahlardan 6’sı darbe ile devrildikten sonra idam edildi. 174 sadrazamdan benim yaptığım sayıma göre 36, Çetin Altan’ın verdiği bilgiye göre 44’ü idam edildi. Bu bir darbeler tarihi.”

‘Sokaklarda demokrasi bayramı yok’

Yıldırım, demokrasi bayramı ilan edilmesini de, “Ben meydanlarda yapılan gösterileri demokrasi gösterileri olarak görmüyorum. Allah u ekber sloganları atılarak demokrasi sağlanmaz. F tipi cuntası savuşturuldu, şimdi T tipi darbesi yaşanıyor. 1980’deki darbe tümüyle solu ve demokratik muhalefeti ezmeye yönelik bir darbeydi. O dönemde sol baya örgütlüydü. Askeriye de örgütlüydü” diyerek sivil darbenin sürdüğünü söyledi.

‘F tipi darbe bastırıldı T tipi darbe var’

O dönemde cemaatlerin örgütlü olmadığını Anadolu İslami denilen kültürel bir eğilim olduğunu ve 1980 döneminin bir milat olduğunu savunan Yıldırım, o tarihte dünyada konjektörüne dikkat çekti. Ayrıca Yıldırım, bugün yaşananların 12 Eylül darbesinden beter olduğunu dile getirerek şunları söyledi: “Şuan sokakta Tayip Erdoğan iktidarı için nöbetler tutuluyor. Erdoğan iktidarı demokrat bir iktidar değildir. T tipi darbe sürecinde Türkiye’yi kaos bekliyor. Şuan KHK adındaki fermanlarla ülke yönetiliyor. Ben bir demokrat olarak o meydanlara gitmekten çekiniyorum. O meydanlarda atılan sloganlar eşliğinde Sivas’ta insanlarımız katledildi, Kürt coğrafyasında insanlar katledildi. Bu dönemde Kürtleri, Alevileri, demokratları bekleyen baskı ve şiddettir. Bu güçlerin birlikte hareket etmesi gerekir. Bugün sadece HDP muhalefet olarak kalmıştır.” (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir