Fincancı: OHAL uygulamalarının darbe mücadelesiyle ilişkisi yok

OHAL kapsamında alınan kararların insan haklarına yönelik ihlalleri beraberinde getirdiğini kaydeden TİHV Başkanı Fincancı, uygulamaların darbeye karşı yürütülen mücadeleyle ilişkisinin olmadığını vurguladı. Baskı ve sınırlama getiren yöntemlerin gözaltında kayıplara, faili meçhul cinayetlere neden olduğunu aktaran Fincancı, denetleme mekanizmasının bağımsız olması gerektiğini kaydetti. Fincancı, insan hakları ihlallerine karşı mücadele çağrısı yaptı.

Askeri darbe girişimini kendi lehine çeviren AKP/Saray iktidarının ilan ettiği OHAL’in etkileri sürerken, yaşanan hak ihlalleri de artıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, OHAL’le birlikte yürürlüğe girecek kanun hükmünde kararnamelerin (KHK) darbe teşebbüsünde bulunanlar için uygulanacağını kaydetmişti. Ancak, Dersim’de ESP ve SGDF kaldıkları eve baskın yapan özel harekat polislerince işkenceye, ölüm ve tecavüz tehdidine maruz kalması yine bir SGDF üyesinin iki kere kaçırılması ve Urfa’da iki devrimcinin 12 gün boyunca işkenceye maruz kalması, hapishanelerde başlayan hak ihlalleri, sürgünler, görüş haklarının kısıtlanması uygulamaları sürecin darbe teşebbüsünde bulunanlardan çok devrimcileri hedef aldığını gözler önüne serdi.

‘OHAL AÇIK BİR ŞEKİLDE İNSAN HAKLARINA YÖNELİK İHLALDİR’

OHAL ilanıyla yürürlüğe konulan KHK’ların açık şekilde insan haklarına yönelik ihlalleri de getirdiğini kaydeden, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Şebnem Korur Fincancı süreci ETHA’ya değerlendirdi. OHAL ile denetim mekanizmalarının işlerliğinin ortadan kalktığını ifade eden Fincancı, “Usül güvenceleri diye adlandırılan gözaltı süreçlerine ilişkin ya da özgürlüğünden alıkonulma mekanlarına ilişkin denetim aracı olarak kullanılabilecek bütün sisteme ilişkin özellikler ortadan kaldırılmış oluyor” dedi.

OHAL kapsamında yürürlüğe giren ilk KHK’yi hatırlatan Fincancı, gözaltı süresini 30 güne çıkarılması ve ilk beş gününde avukat görüşünün yapılmamasının çok ciddi sıkıntılar oluşturduğuna dikkat çekti ve ekledi: “Çünkü avukat görüşleri aynı zamanda bir denetim mekanizması oluşturuyor. İnsanların gözaltına alındığı ilk andan itibaren avukatlarıyla görüştürülmesi gerekirken görüşme yapılmadığında, 5 gün boyunca bu insanlara neler yapıldığı konusunda bir bilgiye sahip olunamıyor.”

‘URFA’DA ÇOK AĞIR UYGULANAN İŞKENCE İDDİALARI VAR’

Yöntemin bir süre sonra gözaltına alınan herkese uygulanmaya dönüştüğünün altını çizen Fincancı, Urfa’da gözaltına alınan, kaba dayak, haya sıkma, zorla kolonya içirme gibi işkenceye maruz kalan iki devrimciye işaret etti. Fincancı, “Urfa Emniyet Müdürlüğü’nde çok ağır işkenceler uygulandığına ilişkin iddialar var. Daha önceden de gelen bir takım duyumlar vardı. Ama bu süreçte artarak devam etti. Özellikle elektrik uygulamaları, askı uygulamaları, falaka uygulamalarının da bu dönemde tekrar uygulandığına ilişkin iddialar var” şeklinde konuştu.

‘TÜRKİYE’DE BAĞIMSIZ DENETLEME MEKANİZMALARI YOK’

Türkiye’deki en büyük sıkıntının bağımsız izleme mekanizmalarının bulunmaması olduğunu vurgulayan Fincancı, “Önceki dönemde de Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun bu seçmeli protokol çerçevesinde bağımsız izleme mekanizması gibi yerleştirmeye çalıştılar. Biz TİHV ve İnsan Hakları Derneği (İHD) olarak bunun asla bağımsız bir izleme mekanizması olamayacağını, Paris prensiplerine aykırı olduğunu ve tamamen hükümet güdümünde bir yapılanma oluşacağını ifade etmiştik. Daha sonra iptal edildi. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu olarak adı değişti ama yapılanmasında bir değişiklik olmadı” dedi.

Fincancı, izleme mekanizmasının tümüyle devletten ve hükümetlerden bağımsız olması gerektiğini söyledi. Özellikle gözaltı mekanlarındaki hak ihlallerinin gündeme getirilmesi ve sorumluların yargılanabilmesi için bağımsızlığın önemine dikkat çekti.

‘UYGULAMALAR FARKLI BİR BASKI MEKANİZMASININ DEVREYE SOKMAKTIR’

Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine işaret eden Fincancı, “Aile görüşlerinde sınırlandırma, avukat görüşlerinde sınırlandırma, avukat görüşlerini kayıt altına alınması, avukatların evrakına el konulması, yayınların ve kitapların sayısının sınırlandırılması gibi bir takım uygulamalar gündeme geldi. Bunların tabi darbe mücadelesiyle gerçekten yakından uzaktan bir ilişkisi yok. Bu, farklı bir baskı mekanizmasını devreye sokmak anlamına geliyor” vurgusunu yaptı.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ve Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün, insan hakları örgütleriyle yaptığı toplantıya dikkat çeken Fincancı, “Aslında olumlu bir adım olarak değerlendirdik. Bu uygulamaları, hapishanelerde yaşanan sorunları dile getirdik. Bir an önce bunların önlenmesi, insanlara yönelik bu saldırıların, işkence iddialarının araştırılması, bağımsız gözlemcilerin hapishanelerde inceleme yapabilmesine olanak sağlanmasını da talep ettik” dedi.

Yaşananların son derce kaygı verici olduğunu dile getiren Fincancı, özellikle aile görüşlerinin sınırlandırılmasına ilişkin hapishanelerde gerçekleşen protestoları hatırlattı. Protesto eylemlerine katılan tutsakların, gece yarısı farklı hapishaneler sürgün edilmesinin kabul edilebilir yanı olmadığını kaydetti ve ekledi: “Çünkü insanlar haklarını talep ediyor.”

‘DENETİMSİZLİKLER SÜRDÜĞÜNDE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ GÜNDEME GELEBİLİR’

Gözaltında kaybetmelerin ve işkence sonucu yaşanan katliamların yaşandığı 90lı yılları hatırlatan Fincancı, “Bu tür denetimsizlikler sürdüğünde her zaman gözaltında kaybetmeler, hapishanelerde ölümler, ağır işkenceler, insan hakları ihlalleri gündeme gelebilir. Aslında yapılması gereken tümüyle açık bir şekilde bu gözaltı süreçlerini, özgürlüğünden alı konulma mekanlarıyla ilgili düzenlemelerin yapılmasıdır. Açık olunmadığı takdirde bu risk her zaman vardır” dedi.

27 Mayıs günü Şırnak’ta gözaltına alınan DBP İl Yöneticisi Hurşit Külter’in, akıbetinin 70 gündür açıklanmadığını söyleyen Fincancı, tepkisini şöyle dile getirdi: “Jandarma tarafından gözaltına alındığı görgü tanıkları tarafından ifade edilen bir kişi hala bulunmuş değil.”

Baskı ve sınırlama getiren yöntemlerin her zaman gözaltında kayıpları, faili meçhul cinayetleri ve işkenceyi beraberinde taşıyan riskler olduğunu kaydeden Fincancı, bunlarla mutlaka mücadele edilmesini ve bu uygulamaların görünür kılınması gerektiğini kaydetti.

‘DENETİM ALTINDA KISITLAMA ARAÇLARIYLA MUAYENE YAPILAMAZ’

Gözaltı muayenelerine ilişkin gündeme getirilen tartışmayı da hatırlatan Fincancı, şu ifadeleri kullandı: “Gözaltı muayenesinin yoğunluk itibariyle gözaltı merkezlerinde yapılmasına ilişkin çabalar, girişimler ve hatta bir takım uygulamalar olmuştu. Biz bunları da hiçbir şekilde kabul etmedik. Muayeneler sağlık ortamlarında yapılması gereken işlemlerdir. Gerçeğin ortaya çıkması için bu gereklidir. Çünkü, hem hekimler hem de muayene edilenler üzerinde baskı oluşturacak uygulamalardır bunlar. Gözaltı merkezleri ve denetim altında kısıtlama araçlarıyla muayene yapılamaz.” (Pınar GAYIP – ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir