OHAL mağduru kayıp yakınlarından direniş çağrısı

Kürdistan’da geçmişte ilan OHAL’lerde çocuklarını ve yakınlarını kaybeden kayıp yakınları, yeni OHAL’e ilişkin mücadele çağrısı yaptı. Kendilerinin yaşadığı acıyı başka insanların yaşamasını istemeyen kayıp yakınları, direnişten başka yolun olmadığını dile getirdi.

Kürdistan’da 90’lı yıllarda ilan edilen OHAL ve sıkıyönetim uygulamalarında çocuklarını ve yakınlarını kaybeden aileler, benzer acıların başkaları yaşamaması için direniş çağrısı yaptı. DBP Şırnak İl Örgütü yöneticisi Hurşit Külter’den 70 gündür haber alınamaması, gözaltına alınan bazı Kürt siyasetçilerden 10 günü aşkın sürelerde gözaltında tutulmaları ve Urfa İl Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan Mehmet Ali Genç ve Metin Kösemen adlı gençlerin 12 gündür işkence altında olmasına dikkat çeken aileler, toplumsal duyarlılık ve mücadelenin önemini vurguladı.

‘Tekrar yaşamak istemiyoruz’

17 Ocak 1996 tarihinde Urfa’nın Siverek ilçesinde gözaltında katledilen Abdullah Canan’ın oğlu Vahap Canan, babasını OHAL zamanında kaybettiğini ve babasının akıbetini sordukları için ağır bedeller ödediklerini dile getirdi. “Şimdi başkaları bizim yaşadıklarımızı yaşasın istemiyoruz” diyen Canan, devletin Hurşit Külter’in akıbetini açıklamayarak halka geçmişte yaşananların aynısını yaşatacağı mesajı verdiğini söyledi. Canan, konuya dair şunları söyledi: “Düne kadar 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında bir gün içerisinde 40-50 bin insanın FETÖ olduğuna kanaat getirip hepsini bir anda görevinden el çektirip gözaltına alabiliyorlar fakat Hurşit Külter uygulamasında çifte standardı da görüyoruz. Külter’i belki de o insanlar aldı. İktidar gücü de bu durum karşısında duyarsız kaldı.” Demokrasinin herkes için lazım olduğunu vurgulayan Canan, OHAL kararından bir an önce vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

‘Direnmekten başka yol yok’

1995 yılında gözaltına alındıktan sonra bir ormanlık alanda cansız bedenine rastlanan ve gözaltında kayıplar mücadelesinde sembol ismi haline gelen Rıdvan Karakoç’un ağabeyi Hasan Karakoç da, 21 yıldır Galatasaray Lisesi önünde bir daha kayıp olaylarının yaşanmaması için mücadele verdiklerini hatırlattı. Karakoç, 1980’lerde başlayan gözaltında kayıplar gerçeğinin Karakoç ve Hasan Ocak’ın bir arada gözaltında kaybettirilmesi ile mücadelenin fitilinin ateşlendiğini anımsatarak, şunları söyledi: “O dönemde çok insan gözaltında kaybedilmesine rağmen bu mücadeleyi vermenin imkanı yoktu. Tutuklanan insana sahip çıkmak bile kaybetme nedeni olarak kullanılabiliyordu. 80’lerde OHAL dönemi bitti güya normal bir sürece girdik. Kürdistan ve Türkiye metropollerinde gençlere yönelik kaybetme politikası yine devam etti. 95’li yılların başına kadar çok şiddetli bir şekilde devam etti.”

Aynı tehlike var

OHAL’le birlikte Türkiye’yi yine aynı tehlikenin beklediğini ifade eden Karakoç, OHAL döneminde gelişebilecek insan hakları ihlallerine karşı mücadeleyi yükseltmek gerektiğini söyledi. Karakoç, şunları söyledi: “Biz halkın kaybedeceği bir şey yok aslında. Koltuğu makamı olan insanların kaybetme korkusu vardır. Bunun tek yolu direnmektir, baş kaldırıp karşı koymaktır. Ne o hal ne de bu hal. Bu hal o halden de beter. Kürdistan’da askerler binlerce insanı enkazlar altında öldürürken, 200’e yakın insanı diri diri yakarken hiç kimsenin sesi çıkmıyordu. Garip bir tecelli ki o gün Kürdistan’da katliamları yapan askerler bugün aynı muameleye burada devlet tarafından tabi tutuldu. Biz söylüyorduk insan hakkı herkese lazım diye. Kürdistan’da Kürt halkına soykırım temelinde bir OHAL yaşatılıyor.Cizir’i, Nisebin’i,Sur’u yaşama imkanı bırakmayacak şekilde yerle bir ettiler.”

‘OHAL’le karşı direniş geliştirilmeli’

1993 yılında Rıha’nın Siverek ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Taşkıran’ın oğlu Şerif Taşkıran da, babasının dönemin başbakanı Tansu Çiller’in ölüm listesinde olduğunu anımsattı. Babasının gözaltında kaybettirilmesinden sonra 1996 yılında Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un kaybedilmesi ile birlikte başlayan kayıplar mücadelesine omuz verdiklerini dile getiren Taşkıran, şunları ifade etti: “Biz OHAL’i yaşayan insanlarız. O süreci yaşayan insanlar tabi ki tepki verir. Çünkü kayıpların yoğun olduğu bir süreçti. En son Hurşit Külter arkadaşımız kaybedildi. Barış süreci bittikten sonra biz her zaman çözüm masasına dönülsün istedik. OHAL’lere karşıyız çünkü çok iyi biliyoruz OHAL’lerde hiçbir hak talep edemezsin, hakkın yok. İnsan insanı vursa bile mahkemeye başvuramıyorsun, onu iyi biliyoruz. Bugün olan da budur.”

OHAL’e karşı direniş geliştirerek insan hakları mücadelesi vermek gerektiğini vurgulayan Taşkıran, Kürdistan’daki yürütülen savaş politikası ile ortaya konulan OHAL ile Türkiye metropollerinde yaşanan OHAL sürecinin farklı işleyeceğini düşünüyor. Taşkıran, sisteme karşı olan tüm muhalif kesimlerin OHAL’in hedefi olabileceğini söyledi. Daha önce yaşanan darbe ve OHAL’lere geçmişten ders çıkarmak gerektiğini de ifade eden Taşkıran, barışı haykırmakta kararlı olunması gerektiğinin altını çizdi. (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir