Cepheleşme siyasetinin adresi sokak – Hatice DUMAN

HATİCE DUMAN

 

 

 

 

Beştepe’de Erdoğan’ın etrafında saflaşan burjuva partileri güncel olarak aynı cephede tutan temel yan, rejimin yeniden yapılandırılmasıdır. OHAL kapsamında uygulamaya konulan Kanun Hükmündeki Kararnamelerin bu yeniden yapılanma çerçevesinde rejim partilerince kabul görmesi de ondan. Zira altı boşalmış, adeta bir enkaz görünümdeki devlet hakikati, sadece AKP’nin değil, aynı zamanda diğer burjuva partilerinin de varoluş koşullarını ortadan kaldırabilecek bir nesnel zemine işaret etmektedir. OHAL’le büyük bir tasfiye operasyonuna devam eden AKP, bunun üzerinden sıçramalı bir yapılandırma sürecine gitmekte ve Erdoğan diktası üzerinden Başkanlık sisteminin alt yapısını oluşturmaktadır. AKP’ye eklemlenen MHP’nin bu süreci, parti içinde kazan kaldıranların tasfiyesi üzerinden fırsata dönüştürmektedir. MHP’nin buraya yoğunlaşmasıyla şimdilik meydanlar, sokaklar AKP ve CHP’ye kalmış görünmektedir.

CHP’nin 15 Temmuz darbesi sonrası Taksim mitinginde görüldüğü üzere enerjisini Ergenekon unsurlarının tekrar eski konumuna getirilmesine harcamaktadır. Taksim mitinginde açıklanan 10 maddelik manifestosununda somutlanan özeti de bundan ibarettir. “Ne darbe ne dikta” sloganının şekilsiz bir içeriğe bürünüp, darbe mekaniğini üreten kirli sömürgeci savaşa ve rejimi var eden koşullara dokunmaması, CHP’nin nasıl bir rol üstlendiğini de ortaya koyar niteliktedir. CHP’nin belirlediği beş kırmızı çizginin de buna paralel olarak işlenmesi de eklemek gerekir. OHAL’in bu bağlamda onaylanması söz konusu olurken, itiraz noktalarınında AKP’nin bir bütün olarak iktidarı kendine göre stabilize etme yaklaşımlarına yönelik olduğu görülüyor. Gerek Taksim’de büyük bir şaşaayla ilan edilen güdük manifestoda gerekse de kırmızı çizgilerde, laiklik sorunsalının merkezde durmasının CHP’nin kendi hinterlantını genişleterek rejim etrafındaki taktiksel cepheleşmeye kan taşıma amacı güttüğü açıktır. Devletin yönetememe krizinin had safhaya erdiği böyle bir zaman diliminde CHP’nin soldan AKP’nin de sağdan kitleleri rejim etrafında saflaştırmaya çalışmaktadır. Kemalist paradigmanın etkisindeki kuvvetlerle dinci gerici güruhu aynı kanala akıtmanın zorluğu ortada elbet. Ancak bu taktiksel birleşmenin devletin yeniden restorasyonu bakımından zorunlu politik bir yönelim olduğu da açık. Esasen rejim bakımından tek ‘çıkar’ yol da bu oluyor.

Esasında rejim partileri bakımından pratik sürecin başlangıcı 7 Haziran seçimleri sonrasına dayanır. HDP’nin aldığı oy oranında cisimleşen dinamik, faşist diktatörlüğü besleyen zeminin kaymaya başladığının da göstergesiydi. 7 Haziran sonrası Saray darbesi’ne CHP’nin taşıdığı kan bu derece göz çıkarıcı olarak da belirgindir. Bu bakımdan gazetelerin manşetlerinde pelesenke dönüşen “özlenen rejim” 7 Haziran sonrası çekilen fotoğrafın esasında bütün ögeleriyle netleşen halini yansıtmaktadır.

Elbette AKP ve CHP’yi aynı fotoğraf karesine taşıyan nedenlerin, kendi iç çelişkilerini bir tarafa bıraktıkları anlamına gelmez. Cepheleşmenin taktiksel boyutta kalacağını öngörmenin nedeni de bu. Taksim mitinginde Ergenekon ve laiklik nosyonlarının öne çıkarılmasını da buraya bağlamak gerekir. Zira, CHP bu yönelimle birlikte gücünü toparlamakta ve yeni bir darbe mekanizmasının hazırlayıcı niteliklerini biriktirmektedir. İç çelişkiler dikkate alındığında başka dinamiklerin de söz konusu olabileceğini tahmin etmek ilginç değil. Zira 15 Temmuz sonrası MİT ve Genelkurmay’da olanlar bu çelişki yumağına işaret etmektedir. AKP’nin buradan hareketle CHP mitingini ‘katılım’ adı altında kontrole almak istemesinin, kanun hükmündeki kararnamelerde başkanlık sisteminin alt yapısını örmesini tüm bu dinamikleri de hesaba kattığının göstergesidir.

Bunlardan dolayı, rejim partileri ister taktiksel cephelerde buluşsun isterse de devleti yoğun bakıma alarak yeniden tahkim etmeye çalışsın; kriz sonuçları en sancılı haliyle kronikleşmiştir. AKP’nin 13 yıllık hükümet ve iktidar tarihinde görüldüğü gibi darbe güncel bir olgu olmaya devam etmektedir. Zamanı daha da geriye sardığımızda bile bu gerçeğin rejimin kodlarını da belirlediği söyleyebiliriz. Özellikle Kürdistan’daki sömürgeci savaşın ve Batı’daki ezilenlere yönelik faşizan uygulamalarda somutlanan sistemsel yapının bu darbe mekanizmasını canlı tutan temel etmenler olduğu da artık herkesin malumu.

Ancak tüm bunlara rağmen rejim, güncel olarak kan ihtiyacını kitlelerin rejim etrafında cepheleştirilmesiyle sağlamaya çalışmaktadır. OHAL’in bir yanı AKP ve CHP’ye bu yönlü devlet olanaklarının sınırsız açılmasıysa, diğer yanı HDP’de cisimleşen devrimci, demokratik cephenin tecrit edilmesidir. HDP’nin Meclis’ten dışlanması bu politikanın bir yanını oluşturmaktadır. Diğer yan ki esası budur; devrimci, demokratik cepheye sokakların kapatılması ve bunu sağlayan kuvvetlerin OHAL’in hedefine alınmasıdır. Dersim’de sosyalistlere yönelik vahşi saldırının ve Urfa’da gözaltına alınan devrimci gençlere yapılan işkenceyi de bu doğrultuda okumak mümkün. Devrimci, demokratik güçleri kapalı salon toplantılara hapsederek 7 Haziran’da ortaya çıkan sinerjiyi bertaraf etmek OHAL’in doğrudan hedefine alınmıştır. Devletin enkaza döndüğü böyle bir dönemde, devrimci demokratik cephenin oynayacağı stratejik rolün bir şekilde önünün kesilmesi istenmektedir.

Bu saldırı politikalarının bir yanı şiddet araçlarıyla yürütülürken diğer yanı CHP’nin Taksim mitinginde görüldüğü gibi ideolojik araçlarla yürütülmektedir. Bundan dolayı, devrimci demokratik cephenin sokak siyasetine ısrarla sarılması ve özsavunma mekanizmasını örmesi artık zorunlu bir pratiğe işaret ediyor.

(ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir