‘Erdoğan ‘kandırıldık’ manevrası ile yeni ittifakına mesaj veriyor’

Yazar Osman Tiftikçi, Fetullah Gülen’in İslam ülkelerine emperyalizmin girebilmesi için bir Truva atı olarak kullanıldığını ifade ederek Erdoğan’ın ‘kandırıldık’ argümanıyla yeni ittifakına mesaj verdiğini belirtti.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından AKP/Saray rejimi, Fettullah Gülen örgütü ile iktidar ortaklığını “Aldatıldık” tezi üzerinden açıklamaya çalıştı.

Durum gerçekten böyle mi? Gülen örgütü ile AKP arasındaki ilişkini nerede, nasıl başladı ve nasıl bitti? AKP/Saray rejiminin eski düşman, yeni dost Ergenekoncularla ittifakının sonuçları ne olacak? Komutanları, erleri işkence gören, vatan haini ilan edilen ordudan durum bundan sonra ne olacak?

Neden Tiftikçi?

Birinci; “1960’lardan Günümüze Türkiye’de İslami Hareket”, “Osmanlı’dan Günümüze Ordunun Evrimi”, “İslamcılığın Doğuşu. Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Gelişimi”, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Burjuvazinin Gelişimi” kitaplarının yazarı. İslami örgütleri ve cemaatleri çok iyi bilen bir isim.

İkincisi; ordu yapılanmasını iyi biliyor. Orduda sol muhalif kimliği ile kalamayıp 1980’lerin başında teğmen rütbesindeyken ordudan firar edenlerden.

Yazar Osman Tiftikçi’nin ANF’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

ERDOĞAN BU MANEVRALARLA YENİ İTTİFAKINI DEVAM ETTİRMEK İSTİYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaptığı açıklamada Fethullah Gülen cemaati tarafından kandırıldıklarını söyledi.  Bu açıklamayı gerçekçi buluyor musunuz?

Hiçbir inandırıcılığı, samimiyeti yok. Herkes biliyor ki her şeyi bilerek isteyerek yaptılar. Bunda en küçük bir kuşku yok. Bu itiraf (!) onun ne kadar zor durumda olduğunu gösteriyor. Madem kandırıldın o zaman on binlerce memuru “Fetö”cü diye neden işten atıyorsun? Binlerce işyerine el koyup işçileri neden açlığa mahkum ediyorsun? Binlerce askerin, askeri öğrencinin suçu ne? Okulları kapatılan binlerce öğrenci ne olacak? Kandırılmak sadece Erdoğan’ın tekelinde olan bir şey mi? Kandırılan Erdoğan ama bunun cezasını çekenler başkaları. Üstelik cezalandıran da Erdoğan. Kandırılan Erdoğan bir de kendinin mükafatlandırılmasını, başkan yapılmasını istiyor.

Erdoğan bu tür manevralarla AKP etrafında sağlanan ittifakı devam ettirmek istiyor. Darbeden önce 7 Haziran seçimlerinden itibaren içinde AKP, MHP, CHP, Ulusalcılar, Ergenekoncular ve ordunun oluşturduğu bir ittifak vardı. Bu ittifak Kürtlere ve Kürt hareketiyle Türkiyeli devrimci güçlerin ittifakına karşı kurulmuştu. Erdoğan OHAL ve KHK’larla fiili olarak başkanlık sistemini kurma sürecinde bu ittifakın dağılmasını istemiyor. “Kandırıldık” sözü CHP, MHP, Ulusalcıları oyalamak için verilen bir mavi boncuktur.

Gülen örgütü ile AKP’yi yan yana getiren ittifak ilkesi neydi? Her ikisinin de aynı ideolojik zeminde durduğu görülüyor. Ne oldu da bu ittifak yıkıldı?

AKP ile Gülen örgütlenmesi arasında ideolojik ortaklık 28 Şubat sürecinde, AKP’nin kurulduğu dönemde oluştu. Daha doğrusu RP’den Milli Görüş geleneğinden gelen bir grup Gülen anlayışına, resmi ılımlı İslam anlayışına yanaştı. Bunlar Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını, “muhafazakar İslamcı” olduklarını söylediler. ABD’nin ve yerli sermayenin gözdesi oldular. Amaç Ortadoğu ve Türkiye’de ılımlı İslamı hayata geçirmekti. AKP-Gülen iktidarının önündeki bütün siyasi engeller kaldırıldı. Örneğin DSP parçalanıp yok edildi. ANAP ve DYP’ye de aynısı yapıldı. RP, FP kapatıldı, Erbakan’a ve çevresine siyaset yasağı konuldu. İskenderpaşa, Süleymancılar, Işıkçılar, İsmailağa gibi büyük cemaatler ciddi biçimde hırpalanıp bölündüler. Büyük cemaat liderleri bu süreçte öldürüldüler ya da öldüler. Örneğin Mayıs 1998’de İsmailağa cemaatinin yeni lideri gözüyle bakılan Hızır Ali Muratoğlu vurularak öldürüldü.  Erenköy Cemaati lideri Musa Topbaş 1999’da öldü. Kürt Nurcuların saygın lideri Molla İzzettin (Yıldırım) 2000 yılı başında Hizbulkontra tarafından kaçırılıp öldürüldü. Haziran 2000’de Süleymancıların 40 yıllık lideri Kemal Kaçar öldü. 2001’de İskenderpaşa cemaatini ayakta tutan Esad Coşan Avustralya’da trafik kazasında öldü. Ekim 2001’de de Işıkçı cemaatinin kurucusu H. Hilmi Işık öldü. Sonuç olarak AKP-Gülen ittifakı karşısında büyük cemaat liderleri artık yoktu. AKP, yüzde 34 oyla tek başına iktidar oldu.

AKP bir cemaat partisi olarak kurulmadı. Hatta büyük cemaatler AKP ve Gülen’e tepkiliydiler. Milli Görüş, Saadet Partisi olarak devam ediyordu. İskenderpaşa kendi partisini kurmuştu. Süleymancılar ikiye bölünmüştü ve bir parçası ANAP’ı destekliyordu. Nurcu Yeni Asya çevresi zaten mesafeliydi, DYP destekçisiydi. İsmailağa ve onların bir parçası İBDA-C’ciler özellikle Gülen’e tepkiliydiler. Cemaatler içinde AKP-Gülen ittifakı ile problem yaşamayan cemaat Menzilcilerdi. Bunlar Semerkant adıyla kurumlaştılar ve AKP iktidarı döneminde çok büyüdüler. Gülen örgütü ile Cemaatler arasındaki çelişkiler hiçbir zaman yok olmadı. İkisi de birbirlerini rakip gördüler. AKP ise başlangıçta Gülen’le ortak davrandı. Fakat büyük bir kitle desteğini arkasında görünce ve cemaatlere verdiği açık çek sayesinde onları yanına çekince, içte ve dışta kendi cemaatçi İslami anlayışını uygulamaya koyuldu. Hatta İslami sermaye ve cemaatlerin desteği ile Osmanlıcı emperyal eğilimler ortaya çıktı. Böylece Gülen ortak olarak değil, rakip olarak görülmeye başlandı. Gülen ve büyük sermaye de AKP’ye tavır almaya başladı. 2007’den itibaren TÜSİAD AKP’yi dış politika konularında eleştirmeye, laiklikten sapmaması için uyarmaya başladı. 2011’de ipler koptu. AKP Gülen’i açıkça düşman ilan edip tasfiyeye girişti.

GÜLEN BİR CEMAAT DEĞİL, KADRO YETİŞTİREN BİR ÖRGÜTTÜR

Gülen cemaatini siz nasıl tanımlıyorsunuz? Gülen ile diğer Cemaatler arasındaki fark nedir?

Cemaatler bütün İslam ülkelerinde ortaya çıkan, dini temelde muhalif esnaf örgütlenmeleridir. Bu anlamda Gülen örgütü bir cemaat değildir. Gülen örgütü yukarıdan aşağı, emperyalizm ve devlet eliyle örgütlenmiş bir yapıdır. Özellikle Doğu Bloku’nun çökmesinden sonra İslam ülkelerine emperyalizmin girebilmesi için bir Truva atı olarak kullanılmıştır. Bu anlamda Gülen örgütlenmesi Yeni Dünya Düzeni’nin bir ürünüdür. Türkiye’de ve İslam ülkelerinde bürokrasiye, askeriyeye, şirketlere işbirlikçi kaliteli kadro yetiştiren bir yapıdır. Gülen örgütü diğer cemaatler gibi kitle çalışması yapmaz. Yetenekli gençleri seçer ve belli görevler için yetiştirir.

Gülen örgütü düzene, devlete, emperyalizme muhalif bir örgüt olarak çıkmamıştır. Türkiye’de İslami kesimin yaptığı hiçbir eylemde, gösteride Gülenciler yer almamışlardır. Hatta bunlara, örneğin başörtü eylemlerine, İsrail’i protesto gösterilerine, Irak savaşı sırasında Amerika’ya karşı yapılan eylemlere karşı çıkmışlardır. Gülenciler ilk kez Zaman Gazetesi kapatıldığında gösteri yaptılar.

Gülen örgütü İslam dinini yorumlama bakımından da cemaatçi anlayıştan farklıydı. Örneğin Cemaatçi anlayış Müslümanlık dışındaki anlayışları aşağılar ve ret eder. Gülen ise Papa’yı ziyaret etti, dinler arası diyaloğu savundu. Gülen anlayışı İslam’ın gereklerini yerine getirmede daha esnekti. Gülen başörtüsü için teferruat diyebiliyordu.  Bütün cemaatler Kemalizme ve laikliğe düşman iken Gülen bu konularda da daha esnektir. Atatürk’ü övdüğü olmuştur. Biçimsel olarak bakıldığında Gülen liberal, daha hoşgörülü, modern, reformist bir İslami anlayış olarak görünmektedir. Vitrin böyledir ama vitrinin arkası hiç de hoş değildir.

AKP ile Gülen örgütünün, Kürt sorununun çözümü konusundaki politikası arasında bir fark var mı?

AKP’nin Kürt sorunu karşısında bir politikası var mı bilmiyorum. Erdoğan, hükümetin PKK ile görüştüğünü iddia edenleri şerefsiz olmakla suçladı ardından kendini tekzip etti. Bir gün Kürt sorununun çözümü için baldıran zehri içebileceğini söyledi, ertesi gün çözüm masasını tekmeledi, “tek millet, tek devlet, tek bayrak” dedi. Yani ortada belirgin bir politika yok.  Erdoğan soruna çözüm bulmak için değil, Kürtleri aldatıp başkanlık sistemi için desteklerini alabilme umuduyla çözüm sürecini başlattı sanıyorum. Bu nedenle bu süreci gizlemeye, parlamentodan, kamuoyundan kaçırmaya çalıştı. Fakat Kürtler de bu oyuna gelmedi.

Gülen’e gelince. Onun Amerika’dan ve Türk egemen sınıflarından bağımsız bir politikası olamaz. Erdoğan ABD’ye, parlamentoya, düzenin egemenlerine danışmadan, onların onayını almadan, gizli saklı yöntemlerle, kendi kafasına göre Kürtleri kişisel amaçlarına alet etmeye çalışınca, ABD ve Gülen çevresi bu sürece tavır aldı. Erdoğan’ın bu kişisel politikasını sabote etmeye çalıştılar.

AKP için cemaatler koalisyonu diyordunuz. Şimdi durum nedir? Gülen dışındaki diğer cemaatlerin AKP’ye bakışı bugün açısından nasıl?

Nurcu Yeni Asya cemaati ve İstanbul’da, Sakarya’da bazı küçük İslami gruplar dışında bütün büyük cemaatler AKP’nin yanında olmaya devam ediyorlar. Fakat bu durum AKP ile cemaatler arasında önemli sorunların olmadığı anlamına gelmiyor. Cemaatler AKP sayesinde ekonomik olarak epey palazlandılar, 1990’larda kurdukları holdingler, vakıflar büyüdü. Ama siyasi ve dini faaliyet bakımından Cemaatler neredeyse varlık yokluk mücadelesi veriyor. Bütün dini faaliyetleri devlet kendi tekeline aldı. Sadece Türkiye’de değil dünya genelinde devasa bir örgüte dönüşen ve Erdoğan’a bağlı çalışan Diyanet İşleri Başkanlığı neredeyse cemaatlere yapacak iş bırakmadı. Cemaatler Diyanet’in, Erdoğan’ın izin verdiği ölçüde ve izin verdiği biçimde işlerini yapabiliyor. Kritik dönemlerde cemaatler tarafından topluca yapılan destek açıklamalarının bile AKP tarafından yazılıp bunlara imzalattırıldığı iddia ediliyor.

Cemaatler iktidarla işbirliği yapmaları, AKP’nin yaptığı hiçbir şeyi, hırsızlıkları, yolsuzlukları bile eleştirmemeleri nedeniyle muhalif örgütler olmaktan çıktılar. Yani varlık nedenleri tehlikeye girdi. Bunun anlamı dini muhalefet alanında doğan boşluk nedeniyle mevcut cemaatler dışında yeni ve farklı yapıların ortaya çıkacağıdır. Örneğin 1990’larda Kürt Nurculuğu’nun ortaya çıkmasının önemli bir nedeni budur.

Bütün bunlara ek olarak Erdoğan cemaatleri sivil toplum örgütlerine dönüştürme, yani ortadan kaldırma eğilimleri de gösteriyor. Bu konuda AKP basınında tartışmalar başlatıldı. Erdoğan İslami kitlenin kendi dışında hiç kimseyi, şeyhi, hocayı, cemaat liderini vs. dinlemesini istemiyor. Özetle AKP ile cemaatlerin ilişkileri güllük gülistanlık değil.

Orduda neler oluyor?  Askeri alanda NATO dışında Rusya ile bir ittifak olabilir mi?

Türkiye emperyalist sisteme ekonomik, askeri, siyasi olarak bağımlı bir ülkedir. Bu sistemle tüm bağları koparmadan bu sistemden bağımsız bir ordu kurulamaz. Bütün önemli sanayiniz emperyalist tekellerin bir parçası olacak, dış ticaretinizin tümü bu sistemle olacak, üretim için ithalata bağımlı olacaksınız, bankaların, borsanın yüzde 80’i yabancıların olacak, askeri teknoloji ve sistemler bakımından NATO’ya bağlı olacaksınız, ülkenizde ABD üsleri, askerleri, silahları bulunacak  ve bunların hiç birine dokunmadan Batı’dan bağımsız kendi ordunuzu kuracaksınız! Türk ordusu NATO’ya, Pentagon’a bağlı, buna göre örgütlenmiş, biçimlenmiş bir kurumdur. Batı sisteminden tümüyle bağımsızlaşmadan farklı bir ordu kuramazsınız.

ABD ve AB, Türkiye gibi bir ülkenin kendi denetimleri dışına çıkıp, Rusya’nın yanına gitmesine, kendilerine rakip bir ülke haline getirilme eğilimlerine karşı ellerindeki bütün imkanları kullanacaklardır.

PROFESYONEL ORDU ’80’LERDEN BERİ GÜNDEMDE

AKP darbeleri engellemek adı altında yeni bir ordu oluşturma hazırlığında. Profesyonel ordunun hayata geçmesi mümkün mü?

AKP yeni bir ordu oluşturmuyor. Var olan orduyu, onun temel yapısına dokunmayacak biçimde  değiştiriyor. Ordu NATO kriterlerine göre örgütlenmiş, bu kriterlere göre eğitilmiş, bu ilişkiler içinde kalmaya devam eden bir kurum. AKP komutanları değiştiriyor. Kurumu ve sistemi değil. Askeri liselerin kapatılması, Harp Okulları ve Harp Akademisinde yapılan değişiklikler özellikle kısa dönemde önemlidir. Askeri liselerin kapatılması, Harp okullarının, Harp Akademisinin rektörlüğe bağlanması emir komuta işleyişinde sorunlara neden olacaktır. Fakat daha önemlisi bu değişiklikler Harp Okulları ve Harp Akademisi içinde, giderek ordu içinde farklı, istenmeyen gelişmelere, oluşumlara da neden olabilir. Fakat bütün bunlar yeni bir ordunun kurulduğu anlamına gelmez.

Profesyonel ordu AKP ile doğrudan ilgili olmayan, AKP’den bağımsız 1980’li yıllardan beri tartışılan bir konudur. Zorunlu askerliğin kaldırılması, iyi eğitilmiş paralı askerlerden profesyonel bir ordu kurulması, sistemin genel bir ihtiyacıdır ve her ülke kendi koşullarına göre bu sisteme geçmektedir. Türkiye’de de bu yolda epey mesafe almış bulunmaktadır. Kürtlere karşı savaşanlar çoğunlukla JÖH, PÖH, uzman çavuş, özel kuvvetler gibi profesyonel güçlerdir. Genel olarak asker ve komutan sayısının azaltılması, tasfiyeler profesyonel ordu için yapılması gereken işlerdir. Sistem profesyonel ordunun oluşumunu şüphesiz AKP’nin keyfine bırakmayacaktır.

ERGENEKONCULARLA İTTİFAK AKP’NİN ÇARESİZLİĞİNİ GÖSTERİYOR

Erdoğan’ın bir dönem ordudan ihraç ettiği Ergenekoncularla ittifak kurduğu ortada. Bu ittifak yeni bir darbe zeminini oluşturur mu?

Mevcut ilişkiler içinde bulunan ordunun darbe yapma ihtimali her zaman mevcut olacaktır. Bu ihtimalin gerçekleşmesi ihtiyaçlara, iç ve dış güç dengelerine bağlıdır. Ergenekoncularla AKP ittifakı vs. geçici olgulardır. AKP hükümetinin ömrü ile ilgili olgulardır. Yoksa bunlar genel olarak ordunun yapısal özellikleri ile ilgili değildir.

Ergenekoncularla ittifak AKP’nin çaresizliğini, köprüyü geçebilmek için can düşmanlarına bile muhtaç halde bulunduğunu gösterir. General ve subayların vurulması, askerlerin linç edilmesi, askeri kışlaların önüne çöp kamyonlarını dizerek yapılan aşağılamalar, askeri lise öğrencilerinin sokağa atılması, tutuklu subay ve askerlere yapılan işkenceler, genel olarak orduyla AKP’nin arasına kan girmesine neden olmuştur.  Ordu içinde AKP’den intikam alma duygusuyla yanıp tutuşan geniş bir kesim oluşmuştur. AKP ordu ve bürokrasi içinde yapmaya devam ettiği hesapsız tasfiyelerle geniş ve militan bir muhalif çevre yaratmaya devam ediyor.

AKP, CHP, MHP darbe karşıtlığı altında bir araya geliyor. Bu milli ittifakın Kürt sorununa yansıması ne olur?

Bu ittifakın darbeye karşı mı yoksa Kürtlere ve Kürt hareketiyle Türkiyeli devrimci güçlerin oluşturdukları ittifaka karşı mı oluşturulduğu tartışmalıdır. Bence ikincisi daha ağır basıyor. Bu ittifak Kürtlere karşı 24 Temmuz’da başlatılan Kürdistan’ı Kürtsüzleştirme, buradaki demografik yapıyı değiştirme, bölgedeki Alevi köyleri boşaltma politikasının, tekrar duvara toslayana kadar devam edeceğini gösteriyor. Şu anki eğilim bu. Kılıçdaroğlu ekibi tek bayraklı, tek posterli, tek konuşmacılı mitingleri esas olarak bu amaçla düzenledi. Tabii ki mitinge katılan kitle için durum farklı. CHP, MHP ve ulusalcılar darbeye değil Kürt hareketine ve devrimcilere karşılar.

AKP’nin Kürt politikasında bir değişiklik olur mu, bundan sonrası bakımından?

Kürt sorunu bu coğrafyanın en önemli ve diğer bütün sorunların çözümü için anahtar durumunda olan bir sorundur. Bu sorun karşısında demokratik tavır koyamayanların, başka konularda demokratik tavır koymaları mümkün değildir. Bu gerçek sadece AKP için değil, CHP için ve Kürtleri dışlayarak AKP’ye karşı demokratik cephe kurmaya çalışanlar için de geçerlidir. Gelecek için umut bu tür girişimlerde değil, Kürt hareketinin ve Türkiye devrimci güçlerinin oluşturduğu birliklerdedir.

Türkiye şu anda siyasi güçler dengesinin son derece istikrarsız, geçici bir dönemini yaşamaktadır. İç ve dış bütün güçler mevcut geçici durumu kendi lehlerine çevirebilmek için tüm güçleriyle çalışıyorlar. AKP düne kadar dost bildiklerini şimdi idam etmek istiyor. Hain ilan ettiklerini de yere göğe koyamıyor. Türkiye hepsi de olması muhtemel birçok ihtimale gebedir. Kürt politikası da böyledir. Yeni bir süreç de başlayabilir, mevcut politika daha beter biçimde devam ettirilebilir de. Fakat AKP’nin daha önce olduğu gibi kimseye danışmadan, gizli kapaklı bir çözüm süreci başlatabilmesi, eskiyi tekrarı imkansız görünüyor. Şu anda darbe girişimi öncesi kurulan Kürt düşmanı ittifak sürüyor. OHAL ve KHK’larla mücadele daha da şiddetlendirilmek, Batı’ya büyük şehirlere taşınmak isteniyor. HDP artık parti olarak bile kabul edilmek istenmiyor. Yasal bütün imkanlar Kürtlere ve devrimcilere yasaklanıyor. A. Öcalan hukuksuz tamamen keyfi bir biçimde avukatlarıyla bile görüştürülmüyor. Şimdiki eğilim bu. Ama üç gün sonra ne olacak? Kürtler TC’ye daha büyük kayıplar verdiklerinde, ABD ve Avrupa Kürtlerle birlikte çalışmak için bastırdığında, AKP etrafında oluşan koalisyon, hatta CHP içinden çatladığında, en önemlisi de Batı’da da bir halk hareketi geliştiğinde Kürt politikası ne olacak? Her şey esas olarak Kürtlerin ve Türkiye halklarının vereceği mücadeleye bağlı.

Fetullah Gülen’in iadesi de konuşuluyor mu? AKP ve Erdoğan, gerçekten Gülen’in iadesini istiyor mu? ABD, Gülen’i iade eder mi?

ABD Gülen’i iade ederse bir daha kendi namı hesabına çalışabilecek işbirlikçi bulabilir mi Türkiye’de? Bu iadeye Türkiye’deki ABD işbirlikçilerinin, ajanlarının tavrı ne olur?  Üstelik Gülen sadece Türkiye için değil, bütün İslam ülkeleri, hatta Avrupa için önemli bir figürdür. Gülen okullarının (CIA da diyebilirsiniz) bulunmadığı ülke neredeyse yoktur. Bir de, ABD kurtulmak istediği bir hükümete neden kendi adamını teslim edip, ona prestij sağlasın ki? ABD bu iade işini ciddiye almayacak ya da öyle görünecektir. (Arzu DEMİR – ANF)

 

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir