CHP’ye rağmen demokrasi bloku – Can KARA

CAN KARA

 

 

 

 

 

12 Eylül düzeni zaten krizdedir, çürümüştür, kokuşmuştur. Eğer örgütlü ve toplumda karşılığı olan bir direniş sergilenebilirse, bu restorasyon çabası da başarısız kalmaya mahkumdur. İki alternatif vardır: Ya Erdoğan liderliğinde faşist restorasyon ya da Gezi-Kobanê-7 Haziran ekseninde devrimci demokratik dönüşüm. Emek ve Demokrasi İçin Güçbirliği, ikinci alternatifin toplumsal ve siyasal güçlerini bir araya getirip kaynaştırarak çok önemli bir rol oynayabilir.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türk burjuva cumhuriyetinin kurucu partisidir. Devletçilik, altı okundan birisidir. 90 yıllık cumhuriyet tarihi boyunca her zaman ve her şeyden önce devleti düşünmüş bir partidir.

1920’lerde tepeden inme burjuva cumhuriyetçilik, 1930’larda Nazi ilhamlı kafatasçı Türk ırkçılığı, 1940’larda savaş galibi Amerika’dan esinli soğuk savaşçılık, 1950’lerde tüm gücü ele geçiren Demokrat Parti muhalifliği temelinde orduculuk ve devletçilik çizgisini güden CHP, 1960’larda ve 70’lerde ise yükselen halk muhalefetini boşa çıkarmak ve içine çekmek amacıyla “ortanın solu” çizgisini geliştirdi.

1980’lerde 12 Eylül’e karşı halk direnişinin ve Kürdistan’dan yükselen mücadelenin düzen içinde tutulması için geliştirilen SHP konsepti, 1991’de Kürt halk temsilcilerinin SHP saflarında Meclis’e taşınmasına vardı. Ne var ki “devletçi” damar kısa sürede hakim oldu ve Kürtler, Paris’teki Kürt Konferansı’na katıldıkları gerekçesiyle partiden atıldılar ve HEP’i kurdular.

1993 darbesiyle (Özal’ın öldürülmesi, DEP’lilerin meclisten atılması, Kürdistan’da köy yakmalar Sivas katliamı vd.) devletin topyekun savaş siyasetine yöneltilmesi sürecinde SHP hükümet ortağı olarak tutuldu. Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın üzerinden SHP bütün kirli savaş suçlarına ortak edilerek 1991’deki “hatasının” kefaleti ödetildi. Bu süreçte, Erdal İnönü ve diğer bütün burjuva demokratik unsurlar partiden tasfiye edildi. Nihayetinde, SHP de CHP’ye dahil edilerek tümüyle tasfiye edildi. CHP ise 1999 seçimlerinde baraj altında bırakılarak siyaset dışına itildi. Onun yerini Gülen Cemaati destekli faşist Ecevit’in DSP’si aldı. SHP’nin yerini, Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun ve zindanlardan 19 Aralık katliamının faili olacak DSP aldı.

CHP, 2002 seçimlerinde meclise döndüğünde, Baykal liderliğinde 1930’ların ırkçı faşist çizgisine benzer bir siyasal duruş sergiledi. Kürt, Kürdistan ve devrim düşmanlığını eksen aldı. Generaller partisinin siyasal sözcüsü oldu. Baykal’ın bu çizgisi, Alevi ve sol-demokrat kesimleri partiyi sorgulamaya itti. 2007 seçimlerinde “Bin umut adayları” ile DTP’nin meclise girmesi, DEP’lilerin tahliye edilmesi gibi gelişmeler bir alternatif yaratarak CHP’nin sorgulanma sürecini derinleştirdi. Alevi inancından halklarımızı ve sol-demokrat kitleleri geleneksel olarak CHP üzerinden düzene bağlayan egemen sınıflar için bu durum bir alarm ziliydi. Neticede, 2010’da “kaset skandalıyla” Deniz Baykal devrildi. Yerine, siyasal yetenekleri son derece sınırlı, fakat “Kürt ve Alevi” oluşu nedeniyle işlevli Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Böylece, CHP’den kopuşlar ve ezilenler blokunun oluşması engellenmek istendi.

Kılıçdaroğlu’nun gelişiyle birlikte CHP kısmi bir toparlanma yaşadı. Yüzünü tekrardan burjuva demokratik bir çizgiye döndüğü izlenimini yaratarak kopuşları bir süre daha önledi. Ne var ki, CHP “1991 hatasını” bir daha asla tekrarlamayacaktı.

Kılıçdaroğlu CHP’sinin misyonu, ezilenlerin birliğini engellemek olarak kaldı. Kılıçdaroğlu liderliği başından itibaren HDK ve HDP girişimine hasmane yaklaştı. İşbirliği, ortak çalışma tekliflerini kategorik olarak reddetti. Gezi isyanının ardından gerçekleşen 2014 Mart yerel seçimlerinde HDP’nin ittifak teklifini reddetti, yetmezmiş gibi, birlikte görüntü dahi vermemek adına HDP eşbaşkanlarını genel merkezin “garaj kapısından” çıkarttı. Cemaat bağlantılı Sarıgül, MHP kökenli Mansur Yavaş gibi adaylarla seçime girdi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’nin “Rıza Türmen ortak adayımız olsun” önerisini geri çevirdi. Cemaat’in önerdiği Ekmeleddin İhsanoğlu etrafında MHP ile ittifak yaptı. HDP seçimlere parti olarak katılacağını açıkladığında, Kılıçdaroğlu, bu tutumu kırmak adına türlü iftiralar attı. “HDP’nin amacı baraj altında kalıp, Erdoğan’ı başkan yapmaktır” gibi güldürmeyen şakalar yaptı.

HDP’nin bütün saldırılara rağmen barajı aşması ve %13 oy almasıyla kaybeden sadece iktidar partisi AKP ve “son Türk devletinin bekçisi” MHP değil, aynı zamanda sahte muhalefet CHP de oldu. CHP “büyük gücüne” (!) rağmen 13 yıldır AKP’yi bir milim bile geriletememişti. HDP ise AKP’ye ağır bir yenilgiyi yaşatarak toplumsal muhalefete yön göstermişti.

Bu yeni koşullar altında, HDP etrafında ezilenlerin tarihsel bir bloku şekillendi. Bu blok, işçi-emekçi-ezilen halk kitlelerinin kendilerini bağlayan düzen güçlerinden kopuşması ve yüzlerini birbirlerine dönmeleri zemininde kurulmuştu. Bu kapsamda, Alevi halk kitlelerinin uzun yıllardır ilk kez kitlesel ölçekte CHP dışında bir partiye oy vermeleri tarihsel önemdeydi. CHP’de büyük bir iç krize yol açtı.

AKP’nin hükümet çoğunluğunu yitirdiği yeni dönemde, demokratik saflarda, HDP ve CHP’nin bir blok oluşturarak AKP’ye alternatif bir hükümetin tohumlarını atabileceği beklentisi oluştu.

Kılıçdaroğlu, Suriye’ye yönelik savaş tezkeresine “Evet” oyu vererek Barış Bloku’nu dağıttı. AKP’yle “istikşafi” görüşmelerle oyalanarak, Suruç katliamı ve 24 Temmuz savaş ilanı günlerini AKP’ye duruş sergilemeyerek geçirdi.

1 Kasım sonrasında ise dokunulmazlıkların kaldırılmasına “Evet” oyu vererek “Demokrasi Bloku”nu daha girişim aşamasında boğdu. Hatta, askere dokunulmazlık getiren yasaya dahi “Evet” oyu verdiler. İlerici güçlerin CHP’ye yönelik bütün beklentileri boşa düştü.

15 Temmuz darbesi, demokrasi güçlerinin birliği ve ortak mücadelesini bir temenni olmaktan çıkarttı, bir zorunluluk haline getirdi. Yurtta Sulh Cuntası’nın vahşi ve halk düşmanı darbesi kadar, darbe sonrası sokaklara çıkan politik İslamcı çetelerin Alevi mahallelerine saldırması da, halkta büyük bir tedirginlik yaratarak demokratik birlik talebini toplumsallaştırdı. CHP bu eğilimi kendi etrafında örgütlemek için Taksim mitingi başvurusunu yaptı. Ama AKP’yi de mitinge çağırarak, okuduğu Taksim bildirisinde OHAL’e yer vermeyerek, daha önemlisi mitingin ertesi günü Saray’a Erdoğan’ın huzuruna çıkarak Taksim’de biriken demokratik enerjiyi iğdiş etti. Gündoğdu mitinginin ardından ise Saray’ın Yenikapı mitingine katıldı. Böylece, Cemaatten boşalan devlet kadroları üzerine pazarlığa tutuşan devlet partileri arasında yerini aldı. Saray darbesine karşı toplumsal mücadeleyi yükseltme yerine, Saray’ın otoritesini kabul ederek devlette yer kapma pazarlığı çizgisini izleyeceğini ilan etti.

CHP’nin tarihi, bu partinin ezilenlerin birliğini sürekli etkin biçimde engelleyerek, devlet egemenliğini sağlamada çok kritik bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır. Ezilenlerin Tarihsel Bloku, bu partiyle birlikte değil, bu partinin tabanını da kapsayacak şekilde, ancak bu partiye rağmen kurulabilir.

Bugün (11 Ağustos) emek-meslek örgütleri, Alevi kurumları, insan hakları dernekleri ve siyasi partiler tarafından ilan edilecek “Emek ve Demokrasi İçin Güçbirliği” bu yönde atılmış çok önemli bir adımdır. CHP’yi bu birliğe çekmeye yönelik çabalar, bu partinin tabanını kazanabilmek adına önemlidir. Ancak, ezilenlerin birliği ve bağımsız eylemi esas alınmalıdır.

AKP-Saray diktatörlüğü, yanına çektiği CHP ve MHP ile birlikte devleti baştan aşağı düzenleyip yeniden savaş düzenine geçirmeye çalışıyor. 7 Haziran’dan bu yana, bir yıldır fiilen bir arada olan bu partiler Yenikapı’da bu irade birliğini açıktan sergilemiş oldular. OHAL uygulamalarıyla faşist diktatörlük 12 Eylül’deki “fabrika ayarlarına” döndürülüyor. Aradan geçen on yıllarda demokratik güçlerin elde ettiği bütün kazanımlar yok ediliyor. Erdoğan eliyle, CHP-MHP-Genelkurmay ittifakıyla 12 Eylül düzeni restore ediliyor.

Ne var ki, 12 Eylül düzeni zaten krizdedir, çürümüştür, kokuşmuştur. Eğer örgütlü ve toplumda karşılığı olan bir direniş sergilenebilirse, bu restorasyon çabası da başarısız kalmaya mahkumdur. İki alternatif vardır: Ya Erdoğan liderliğinde faşist restorasyon ya da Gezi-Kobanê-7 Haziran ekseninde devrimci demokratik dönüşüm. Emek ve Demokrasi İçin Güçbirliği, ikinci alternatifin toplumsal ve siyasal güçlerini bir araya getirip kaynaştırarak çok önemli bir rol oynayabilir.

(ETHA)

Saray cuntasına karşı Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği kuruldu




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir