Ulusoy: Devlet içinden çatladı, devrimci direniş büyütülmeli

Yönetememe krizi sonuçta devlet krizine ve devlet içinde çatışmaya yol açtı. Masayı deviren Erdoğan cuntasının yönettiği devlet, içinden çatladı. Halkların bağımsız demokratik hareketinden başka yol yok. Birleşik devrimci direniş büyütülmeli, faşist terörün yıldırıcılığına yanıt meşru görülmelidir. Özsavunma, bütün demokratik hareketlerin ve ezilenlerin örgütlemesi gereken bir aciliyet kazandı.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Avrupa Temsilcisi Ziya Ulusoy, 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında AKP/Saray iktidarının OHAL ilanıyla sürdürdüğü cunta rejimini değerlendirdi.

1971 ve 1980 askeri darbeleri başta olmak üzere çok sayıda darbenin ve e-muhtıranın tanıkları arasında yer alan Ulusoy, 15 Temmuz darbe girişimini ETHA için yorumladı.

Ulusoy, darbe mekaniğinin zemini ve nasıl işlediğinin yanı sıra, AKP/Saray iktidarının oluşturduğu paramiliter güçlere de işaret etti. Birleşik devrimci direnişin büyütülmesi gerektiğine dikkat çeken Ulusoy, faşist teröre karşı özsavunmanın meşru olduğunu vurguladı.

Ulusoy, ETHA’nın sorularına şu yanıtları verdi:

’71 darbesinden bu yana 3 darbe, e-muhtıralara tanık oldunuz. 15 Temmuz darbe girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yurtta Sulh Konseyi’nin askeri darbe girişimi, Erdoğan darbesinden sonra geldiği için bir karşı darbedir. Gülenci subaylar ve genişçe Kemalist subaylarca gerçekleştirildiği anlaşılıyor. Kimin öncülüğünde? Her iki taraf da birbirini sürükledi.

Gülenci subayların, daha ideolojik oldukları için sıkı disipline sahip olacaklarını hesap edersek daha tereddütsüz hareket etmişlerdir. Tahmin edilenden daha fazlasıyla TSK’da örgütlü oldukları anlaşılıyor. Ama hasımları, Yurtta Sulh cuntasının bütün subaylarını Gülenci göstererek kitle desteğini büyütmeye çalışıyor. Gerçekte Yurtta Sulh cuntasının büyük çoğunluğu Gülenci değil. Kemalist subayların değişik eğilimler taşıyan çeşitli kesimleri de var. Erdoğan cuntasına duydukları öfkeyle -Ergenekon ve Balyozculardan farklı olarak- Yurtta Sulh cuntasına katıldılar Gülencilerle ittifaka girdiler.

‘NEO-OSMANLICI BÖLGE POLİTİKASI YENİLGİYE UĞRADI’

Darbeyi doğuran koşulların analizine gelince. Birincisi, Erdoğan diktatörlüğü, Suriye gerici iç savaşında ve Rojava devrimine karşı savaşta yenildi. Siyasi boyutuyla ele alırsak, Neo-Osmanlıcı anlayışla bölgenin egemen gücü olma politikası yenilgiye uğradı. Hem de “Basra harap olduktan sonra”. Basra, Suriye, Rojava ve Şengal. İhvan-i Müslim hükümetleri düştü ve partileri güç kaybetti.

Osmanlı ve Türk burjuva devlet geleneğinde savaşta yenilgi de alsa su üstüne çıkma, mevzilerinden vazgeçmeme hayalciliği var. Oysa emperyalist dünyada yenilen bir şey kaybeder, en azından iktidarı.

‘ERDOĞAN CUNTASININ YÖNETTİĞİ DEVLET İÇİNDEN ÇATLADI’

Diyalog masasını deviren Erdoğan, soykırımcı ve tasfiyeci saldırıyı yaklaşık 1 yıldır sürdürüyor. 3-5 haftada, bilemedin kış mevsimi boyunca gerçekleşecek faşist bir zafer beklentisi vardı. Soykırımcı saldırıda Erdoğan generallerle yönetimde ortaktı. Bu generalleri iktidardaki ikinci eşit konumuna doğru yeniden yükseltiyordu. Ama daha önemlisi bu yönetici ikili, bekledikleri soykırımcı zaferi, yani Çöktürme Planı’nın zaferini gerçekleştiremedi. Hatta, Kürt özgürlük hareketinin direnişinin daha büyüyeceği ortaya çıktı. Bir nevi yenilgi ya da yarı yenilgi aldı.

Yenilen bunalıma girer ve örgütsel olarak parçalanmaya başlar. Devrimci örgütlerde bu daha kesindir, çatışmaya varmaz ama örgütsel ayrılığa kaçınılmaz olarak yol açar. Karşı devrim içinde ise büyük çıkar dalaşını ve devasa ordu-polis militarizmini dikkate aldığımızda çatışmaya yol açar.
Yönetememe krizi sonuçta devlet krizine ve devlet içinde çatışmaya yol açtı. Masayı deviren Erdoğan cuntasının yönettiği devlet, içinden çatladı.

Yurtta Sulh cuntası, Erdoğan’ın “uluslararası yalnızlığı”nı da elverişli etken olarak değerlendirdi.
Yeri gelmişken ABD ve AB emperyalistlerinin tavrına da değinmek gerekir. Bekle-gör tavrındaydılar. Saatler sonra, başarısızlığı görünce Erdoğan’ın yanına geçtiler.

Sonuçta şu da görüldü, kitlesel desteği olmayan kadrosal bir cuntaydı. Halkların eğilimini ne derece dikkate alırdı? Net bir şey söylenemezse de Yurtta Sulh deklarasyonu kitle desteği sağlamaya yönelikti, buna göre değerlendirmek yanlış olur. Erdoğan’ın benzeri bir çizgiyi devam ettirecekti.

‘MUHTEMELEN TSK KOMUTA KADEMESİNİ VAZGEÇİRDİLER’

15 Temmuz’a ilişkin tartışmalar devam ediliyor. Darbe mi değil mi gibi tartışmalar da var. Bu algıyı yaratan etkenler nelerdir?

Yurtta Sulh karşı darbesinin başarısızlığı, hatta bazı acemilikleri ve ardından diktatör Erdoğan’ın tasfiye hamlesi bu darbe mi mizansen mi tereddüdünü akıllara getirdi. Sanıyorum yaygın.
Yapanların askeri kurmay yeteneğiyle kıyaslanmayacak acemilikte. Planlayanlar, anlaşılan kuvvet komutanlarını askeri darbe anında ikna ederek katmaya, olmuyorsa etkisiz bırakmaya çok zaman harcarken, hedeflerindeki Erdoğan’ı ele geçirmek ve tutsak etmek için çok geç hareket ettiler. Ayrıca basına el koymada hem çok geç hem de yetersiz güç seferber ettiler.

Dahası, birkaç bin askerle zaten iki büyük kentin önemli yerleri kontrol altına alınamazdı. Kara kuvvetlerinden darbeye katılım az olsa bile bir tek tuğgeneralin emrinde 4 alay yani asgari 4 bin asker vardır. Az sayıda askeri sokağa çıkarması, askeri karşı darbenin en zayıf yanıydı. Başarısızlığı kaçınılmaz olarak getirdi.

Ayrıca emir-komuta zinciri dışındaki her askeri darbede olduğu gibi bunda da önceden söz verip kararsız kalanlar ve muhtemelen geri çekilenler oldu.

Bir diğer etken, Erdoğan cuntasının karşı tedbirleri. Diktatör Erdoğan, söyleminin tersine darbeden haberi oldu ki, 10 gün önce Marmaris’e saklanmaya gitti. Başbakan ve bakanlar da değişik şehirlere dağıldılar. Erdoğan cuntası, TSK komuta kademesi ve diğer üst komuta generalleri kullanarak muhtemelen darbeye katılmaktan vazgeçirdi. Yanı sıra tek tek bazı ögeleri ajan olarak kullanarak bazı engelleme ve yanlış yönlendirmeler yaptı. Erdoğan’ın yerinin bulunamaması muhtemelen kontr-yönlendirme sebebiyledir.

Parlamentonun bombalanması da öyledir. Boş bahçeyi niye bombalasınlar, kontr-yönlendirme veya Erdoğan’ı destekleyen sonraki F-16’ların Yurtta Sulh darbecilerine yüklemek için yaptığı provokasyon. Böylece askeri harekat olarak cunta başarısızlığa uğradı. Dolayısıyla “mizansen mi ” tereddüdüne gerek yok.

Fakat katılım bakımından, kuvvet komutanlarının hemen altında ama TSK hiyerarşisinde üst komuta kademesinde fiilen katılanlar ile sonradan bağı olduğu için tutuklananları dikkate aldığımızda, generallerin üçte birinin katıldığı darbe güçsüz değildi.

‘KENDİ ASKERİNİ YETİŞTİRMEYİ PLANLIYOR’

Darbe girişimi ardından devlet yeniden yapılandırılıyor. Bütün yetkilerin Saray’da toplanması öngörülüyor. İktidar ne yapıyor, rejimde nasıl bir değişiklik gerçekleştiriliyor?

Erdoğan cuntası, TSK’da Ergenekoncu subaylarla, askeri karşı darbeyi önlemede ittifaka girdi. TSK’dan atılmış Ergenekoncu generalleri de yeniden görevlendirerek ittifakı devam ettiriyor. Fakat son bir yıldakinden farklı olarak, şimdi iktidarın yönetimini yalnız kendi eline yeniden aldı. Ergenekoncular ve Perinçek’in palavrasının tersine, Erdoğan cuntası generalleri tekrar geri plana itti.

Yurtta Sulh cuntasının yenilgisini fırsata dönüştürerek zayıflığını gidermek için hamleler yapıyor. Ordunun geleneksel Kemalist eğitimini tasfiye ediyor. Askeri okulları dağıtarak Milli Savunma Üniversitesi aracılığıyla, YÖK’teki hakimiyeti sayesinde, imam hatiplerden buraya öğrenci geçişi sağlayarak uzun vadede politik İslamcı ve burjuva çıkarcı ideolojiyle subay yetiştirmek istiyor. Erdoğan diktatörlüğünün askerini yetiştirmeyi planlıyor.

Ayrıca Erdoğan, parlamentoyu kendi darbesinin aracı, kuklası/darbeci parlamento yapmıştı. Şimdi militarizme karşı “parlamentoculuk demokrasisi” yanılsaması yaratarak, birçok nedenle daralmış kitle desteğini tekrar genişletip güçlenmek, başkanlığı ve diktatörlüğü yolunda yürümek istiyor.

Peki ya Yenikapı mitingi?

‘CHP ERDOĞAN DİKTATÖRÜNE SIKICA SARILDI’

Yenikapı mitingi, Erdoğan arkasına bağlanmış MHP ve CHP’nin Milliyetçi Cephenin, Erdoğan’a bu desteği tepsi içinde sunmalarıydı. Çöktürme Planı’nda kurulan fiili Milliyetçi Cephe’nin resmen yeniden ve devlet krizi/çatışmasından, Kürtlere karşı zafersizlik yenilgisinden sonraki ikinci baharıydı.

CHP de burjuva devletin “kutsallığı”na inanarak, biraz da Ergenekoncu generallerin yeniden görevlendirilmesi faydacılığından ama elbette ulusalcılığı daha çok benimseyerek Milliyetçi Cephe’de daha fazla karar kıldı. Kürtlere ve devrimcilere karşı Erdoğan diktatörüne sıkıca sarıldı. Parti çıkarını feda etti, İstanbul ve İzmir mitinglerindeki partisel büyümeyi feda etti.

TÜSİAD yanılarak veya çözümsüzlükle Erdoğan’a iktidarı teslim eden parlamenter rejim kapısını açmıştı. Kılıçdaroğlu, devlet çıkarı için Erdoğan’a destek kapısını sonuna kadar açtı. Bunları kullanan Erdoğan, desteğini yeniden hızla büyüterek kendi diktatörlüğünün rejimini kurmada hızlanacak. Bunu, egemenlere ve emperyalistlere bunalımı gidermenin tek yolu diye satacak. Yutarlar mı ayrı, ama dünya, bölge ve Türkiye’deki siyasi kriz koşullarında tercihsizlik içinde kabul ederler.

Fakat Erdoğan başarır mı? Darbeler dönemini kendisi başlattı, Yurtta Sulh cuntasıyla devam etti, hangi darbenin nasıl geleceği belli olmaz.

Ayrıca görüntünün aksine halklarımız, Erdoğan’ın İslamcı-Türkçü-mafyacı diktatörlüğünü kabullenmez, yeniden sert ve demokratik mücadeleleri geliştirir.

’15 TEMMUZ GERİCİ BİR İÇ SAVAŞ GÖRÜNTÜSÜ OLDU’

Darbenin bastırılmasında Erdoğan’ın çağrısıyla sokağa çıkanların etkili olduğu belirtiliyor. Silahlanma çağrıları yapıldı, iç savaş görüntüleri yaşandı. Nasıl değerlendirmeli?

İlk saatlerde sokağa çıkanlar, (İBDA-C’den IŞİD’e) daha radikal İslamcılar, Osmanlı Ocakları, Ülkü Ocakları, Alperen gibi militan, Pekerciler gibi mafyacı çetelerdi. Bunların açtığı yoldan, darbenin emir-komuta zinciri içinde olmadığı bilgisi yayılınca, Erdoğan destekçisi kitle katılımı da oldu. Ama yine de on binleri bulamadı.

Asıl Yurtta Sulh cuntasının yenilgisinden sonra kitle desteği büyütülebildi.

Bu kitle, Erdoğan’dan farklı olarak bombalanacağını sanmıyordu, içlerinde Suriye ve Rojava’da savaşanlar olmasına rağmen sanmıyordu, politik cehaletinin de kurbanı oldular.

Gerici iç savaş görüntüsü oldu. Yakaladıkları asker-subaylara işkence yaptılar, vahşice boğaz kestiler. MHP’lilerin ve politik İslamcıların linç saldırısında kullandığı “Bismillah, Ya Allah, Allah-u Ekber”, “laikçilerle savaş ” gibi sloganlarla yürüdüler. Camilerden cihad çağrıları yapıldı.
Yurtta Sulh cuntası, TSK içinde değil ama Polis Özel Harekat komutanlığına baskında şiddet kullandı. Başarıda zorlanınca Erdoğan yanlılarını taradı/bombaladı.

Yaşananlara, sivil toplumcu bakış açısıyla değil demokratik ve halkçı bakışla yaklaşılmalı. “Sivil” darbeci Erdoğan yanlıları, demokrasi adına çıktıkları yolda Alevi semtlerine linç saldırılarına hemen ikinci gün girişti. Sivil insanları kurşunladı. Kadıköy’de laik bir genci öldürdüler. Erdoğan, militarizme karşı parlamentarizm savunusu yanılsaması yaratarak bu örtü altında paramiliter çeteleri örgütleyip geliştiriyor.

‘ERDOĞAN VURUCU BİR GÜÇ OLUŞTURUYOR’

Erdoğan’ın Gezi sürecindeki “yüzde 50’yi zor tutuyorum” sözü hala gündemde. Yer yer AKP’liler eliyle sokak linçleri yaşandı. Bunlar teritoryal örgütlenmeler olarak yansıdı. Teritoryal örgütlenmeler nedir?

Faşist kitle örgütleridir. Sivillerden devşirilen şiddet örgütleri oldukları için yarı-askeri anlamda paramiliter diye adlandırılırlar. Faşist diktatörlerin çoğunluğu bu tarz örgütlenmelere başvurur. Hitler ve Mussolini’den, Mübarek ve İran mollalarına yaygın çeşitlilikte faşist diktatörlükler bunları örgütlemişlerdir.
Sivil muhbirlik ağı da paramiliter vurucu gücü destekleyen bağlı bir aparattır.
Erdoğan, radikal İslamcılardan mafyacılara, ülkücülere uzanan vurucu bir güç oluşturuyor. Alevi-Kürt-sosyalist ve laiklere linç hareketleriyle İslamcı Türkçü çeteler geliştirecek. Silahlanma ve silah satışını serbestleştirme lafları bunu hedefliyor. Bu teritoryal çeteleri, büyük silahlarla donatılmış polis ordusu ve operasyon yetkisi verilmiş MİT etrafında kullanacaklar. Karşısındakilerde yılgınlık muhafazakar kitlede ise bağlılık yaratmaya çalışacaklar. Bu, TSK’nın Saray’ın ordusu olarak reorganizasyonuyla birleştirilecek.

Erdoğan, Yenikapı mitinginde Milliyetçi Cephe desteğiyle kitle tabanını büyütmekten de güç alarak soykırımcı savaşı ordu-polis özel kuvvetleriyle sürdürecek. Devrimci ve demokratik hareketi şiddetle ve OHAL sürekliliğiyle tasfiyeye yeniden ve daha keyfi saldırganlıkla devam edecek.

‘CHP’DEN BEKLENTİNİN ERDOĞAN’A YARADIĞI AÇIĞA ÇIKTI’

Toplumsal muhalefet ne yapmalı?

“Demokratik Türkiye Özgür Kürdistan” hedefiyle, demokratik ve sosyal hakları içeren programla, halkların ve ezilenlerin cephesini kurmalıyız. CHP’den beklentinin ve mitinglerini büyütmenin Erdoğan’ın Milliyetçi Cephe’sine yaradığı açığa çıktı. Halkların bağımsız demokratik hareketinden başka yol yok.

‘ÖZSAVUNMADAN BAŞKA ÇÖZÜM YOKTUR’

Demokratik alanda HDP ve HDK’yi bütün demokratik güçlerle Erdoğan faşizmine karşı birleşik cephenin sürükleyici gücü yapmalı fakat cephede eşit ilişki demokratik işleyiş kesin olmalı. Diğer yandan, birleşik devrimci direniş büyütülmeli, faşist terörün yıldırıcılığına yanıt meşru görülmeli, büyütülmelidir.

Özsavunma bütün demokratik hareketlerin ve ezilenlerin örgütlemesi gereken bir aciliyet kazandı. Meşrudur ve kendi kendimizi savunmaktan başka çözüm yoktur.

İşçi sınıfı, halklar ve ezilenlerin devrimci potansiyeline güvenerek mücadeleyi yeniden yükseltmeliyiz. (Semiha ŞAHİN – ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir