Darbe gidince demokrasi gelir mi? – Rıdvan TURAN

RIDVAN TURAN ESAS

 

 

 

 

FETÖ darbesinin savuşturulmasından sonra ülkenin daha demokratik bir yer olacağı, çatışmanın yerini uzlaşmanın alacağı, sorunların toplumsal mutabakatla ve diyalogla çözüleceği kanısı somut dayanakları olan bir saptama mıdır, yoksa iyimser bir temenni midir?

Boyalı basına bakılırsa, demokrasimize tasallut eden FETÖ darbesi, darbe karşıtı güçlü bir milli mutabakat ile savuşturularak demokrasinin önü açılmıştır. Buradan ileriye hükümet de muhalefet de kendi özeleştirisini verebilirse, daha demokratik bir ülkenin kurulmasına önayak olabilirler.

Bu düşüncenin ‘darbeyi halk durdurdu’, ‘demokrasiye alan açıldı’ mitoslarıyla sarmalanarak solda da etki alanına sahip olduğu gözden ırak tutulmamalı.

Edilen süslü lafları, hamasi nutukları, kimin kaçıp kimin kovaladığını bir yana bırakalım. Nesnel olarak durum, devletin dümenini askeri bürokratik bir kliğin elinden almak için, yıllarca ortak mücadele eden ve başarıya ulaşan iki dinci kliğin, bir süre sonra devlete tek başlarına hakim olmak için birbiriyle savaşa tutuşmasıdır. Meseleye buradan bakıldığında görünen demokrasi mücadelesi değil, egemenler arası iktidar mücadelesidir. Darbenin başarısız olması kuşkusuz kıymetlidir. Seçilmemiş adamların denetlenemez iktidarı ile her şey çok daha beter olabilirdi. Ancak darbenin başarısızlığı ne yazık ki, olduğumuz noktadan daha iyiye gideceğimiz anlamına gelmez. Hatta görünen o ki bu kapı da başka anti demokratik alanlara açılıyor. Demokrasi için, darbenin yenilmesi gerek şart olabilir ama asla yeter şart değildir. Zira şimdi de seçilmiş adamların denetlenemez iktidarı ile karşı karşıyayız.

Darbe sonrasında oluşan milli mutabakattan demokrasi beklentisi içinde olmayı, kabaca feodallerle burjuvaların (halef selef iki egemen sınıfın) kavgasından, işçilerin demokrasi ummasına benzetiyorum. Burjuva demokrasisinin buradan neşet ettiğini sananlar yanılıyorlar. Burjuva demokrasisi ne bu kavgadan, ne de burjuvazinin ontolojik olarak demokrat karakterli olmasından doğdu. Burjuva demokrasisi, işçi sınıfının burjuvaziye ve bütün eski sisteme bayrak açarak burjuvaziyi demokratik ödünlere zorlamasıyla doğdu.  Yani demokrasi işçilerin, iki egemenin savaşının sonucundan demokrasi beklemesiyle değil, işçi sınıfının her iki sınıfı da hedef alan etkili eylemiyle kazanıldı. Burjuvazi aynı anda hem feodallerle hem de işçi sınıfı ile mücadele edemezdi, uzlaşmak zorunda kaldı. Genel oydan 8 saatlik iş gününe, sendikal hak ve özgürlüklere dek pek çok demokratik hak böylece zorla kazanıldı. Ancak ne zaman ki burjuvazi iktidarı kesin olarak ele geçirdi, işte o zaman demokratik hak ve özgürlükleri hayale çevirerek işçi sınıfına karşı terör estirdi. Her alanda muazzam bir gericilik dalgası aldı yürüdü. Şimdi de böyle olacak.

Şu anki mutabakat tablosuna bakıp demokrasi umanlar da, bu mutabakatın HDP’yi de içine alarak büyüyeceğini ve kısa sürede Kürtlerle de barışmaya çalışacağını düşünenler yanılıyor. Böyle bir şey olmayacak. iktidar konsolide oldukça,  Erdoğan her gün yeni örneklerini görmeye başladığımız üzere HDP’ye karşı muazzam bir saldırı dalgası başlatacak, ‘Yenikapı muhalefeti’ni de tamamen kendine bağlayacak, bağlanmamakta ısrarı olanları da tasfiye etmeye çalışacaktır. İktidar mücadelesinin değişmez kuralı budur ve ne yazık ki burada temkinli de olsa iyimserliğe yer yoktur. Bu tabloyu değiştirmenin tek yolu var. O yol AKP ile mutabakatı dönem siyasetinin tek cari hamlesi olarak görmekten hızla uzaklaşarak, hem askeri darbeye hem de sivil darbeye karşı tüm ezilen ve sömürülenlerle aşağıdan bir karşı koyuşu gerçekleştirmektir. Yani tarihsel olarak egemenlerin kavgasında işçi sınıfının aldığı siyasal tutumu güncellemektir. HDP’nin tüm ezilen ve sömürülenlerle birlikte yapmaya çalıştığı tam da budur.

Bahçeli fiili olarak saray görevlisine dönüşmüş durumda. Kılıçdaroğlu ise Erdoğan’la sarayda, mitingde yan yana durup her fırsatta ‘demokrasi’ diyerek memleketin demokratikleşeceğini sanıyor. İktidarın dibinde durup demokrasi telkin ederek demokratikleşme sağlanamasa da sarayın şubesi haline dönüşüleceği kesindir.

Baştaki soruya dönecek olursak, çatışmanın yerini uzlaşmanın ve demokrasinin alacağı kanısı hiçbir somut dayanağa sahip değildir ama eğer engellemezsek diktatörlüğün tahkim olacağı ve tüm muhalefete kan kusturacağı saptaması hem güncel olaylar ve hem de sınıflar mücadelesi tarihince sabittir.

(Özgür Gündem)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir