Diktatör, güç dengesi ve palavracılık – Ziya ULUSOY

ZİYA ULUSOY

 

 

 

 

Diktatör Erdoğan, Rusya gezisi sürecinde, havuz medyası ve yandaşlarınca millici ve Şanghay eksenini şantajcısı veya eksen değiştiricisi olarak övüldü.

Gerçekten öyle mi, ya da Şanghay eksenine gerçekten geçebilir mi?

Yeni Osmanlıcı yayılmacılık, barışçı ve şiddetli güçle, eski Osmanlı alanındaki devletler üzerinde nüfuz elde etme, bunu ait olduğu Batılı emperyalist dünyaya satmak üzerine kuruluydu. Başlangıçta lafta barışçı-kültürel-ekonomik yöntemlerle bu iş kotarılacak ve komşularla “sıfır sorun” bu işin ajitasyon şiarıydı.

Fakat tabii ki “barışçı yöntem” amaca giderken yapılacaklara örtü işlevi görüyordu. Bölgede nüfuz kazanmak, sömürgecilik, yarı sömürgecilik ve yeni sömürgecilik dönemlerinde görüldüğü gibi, mali-ekonomik gücün yanında ancak askeri güç de kullanılarak elde edilecek birşey.

Örnek olsun, Suudi monarşisi, geçmişte ABD ve İran Şah’ının askeri gücüyle korunabiliyordu. Petrodolarların sağladığı mali sermayesi, bölge egemenliği için temel olmaya başlayınca, Suriye iç savaşı ve Yemen savaşına elebaşılık yapmasında görüldüğü gibi askeri gücü de kullanabilirse bölge egemenliğinde söz sahibi olabilirdi. Öyle de yaptı. Fakat savaşta da başarısız olunca muhayyel bölge hakim gücü olma hevesi şimdilik kursağında kaldı.

Türk burjuvazisi büyüyen sermaye gücüne bağlı olarak bölge hakimiyeti için yayılmacı amacını Yeni Osmanlıcılık olarak afişe etti.

2010 sonundaki Arap ayaklanmalarının yan ürünü olarak İhvan-ı Müslim’in hükümetleri kurulmaya başlayınca, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin hakimiyet hevesi doruk noktasına çıktı. ABD ve AB emperyalistlerinin Libya işgaline Türk savaş gemilerini katmakla kalmadı. Suriye iç savaşını örgütlemede efendisi emperyalistlerden daha maceracı ve savaşçı hareket etti. Suudi-Katar-Ankara savaş troykasının en saldırgan ve örgütçüsü diktatör Erdoğan-Davutoğlu ikilisiydi.

Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, Rojava’ya ve Suriye’ye TSK’yı sokmak için defalarca provakasyon yaptı.

Başaramayınca IŞİD-Nusra-Ahrar-u Şam ve MİT’e doğrudan kurdurduğu Sultan Murat ve diğer Sultan taburlarını Kürtlere ve Esad’a karşı savaştırdı. En son, 23 Kasım 16 tarihinde Rus uçağını düşürerek NATO’yu çekeceği emperyalist rekabet savaşı tutuşturmayı bile göze aldı.

Savaş maceracılığı ve yayılmacılıkta, kırmızı çizgi ilan ettiği Fırat’ın batısına geçişte de dikiş tutturamayınca Rojava’da ve Suriye iç savaşında yenilgiyi kabullenmek zorunda kaldı.

İhvan-ı Müslim’in hükümetleri tasfiye oldu.

Diktatör Erdoğan’ın bölge hakimiyeti ve yayılmacılığı böylece enerjisini tüketti. Gücünü çok çok aşan maceracı savaş politikası olduğu açığa çıktı.

Bu politikada diktatör Erdoğan ve Davutoğlu, Sünni eksende devletleri de yedeklemek istedi. Fakat şu oldu: Riyad- Ankara liderliğinde Sünni İslam Devletleri İttifakı ve Ordusu oluştu. Yemen savaşında ilk sınavını İran destekli Husiler’e karşı veren bu ittifak/ordu zafer kazanamadı. Yemen’i yıkıma uğrattıktan ve 3 ayrı nüfuz alanı/bölgeye ayırdıktan sonra çıkmaz içinde kaldı. Fakat vurgulamak gerekir ki Yemen savaşında liderlik de kazanım da Suudi monarşisinindi. Ankara Suudilerin yerel hakimiyeti için kürek çekmişti. Üstelik kimyasal silah kullanan Siyonist İsrail devleti ile işbirliği içinde olmak kötü ününü Yemen savaşında elde etmişti. İslam Devletleri Ordusu yine de daha gevşek biçimde devam ediyor. Erdoğan-Davutoğlu Katar’da 3 bin kişilik askeri üs kurma imkanını elde etti. Benzerini Musul’da yaratmaya çalıştı, Şii Hükümet’in itirazı ve ABD uyarısıyla vazgeçmek zorunda kaldı.

Sonuç olarak bölgedeki cepheleşmede Rusya-Suriye-İran eksenine karşı Sünni eksenin liderliğini Suudi monarşisiyle birlikte elde etmeye, Rojava Devrimi’ni ezmeye yönelmişken izlediği maceracı savaş politikası yenilgiye uğradı.

Rakip cephenin en yüksek silah gücü Rusya ile, ABD zorunlu uzlaşma arayışına varınca, Suudilerle birlikte savaşta direten bölgesel devlet olarak Türkiye’nin dümeninde Erdoğan’dı.

Erdoğan, Suriye iç savaşı ve Rojava Devrimi’yle savaşı yitirince ilk iş olarak İsrail’le yeniden ilişki geliştirme dönüşü yapmıştı.

Direttiği Suriye savaşından en sonuncu olarak dönüş yaparken bu kez Rusya’yla uzlaşmayı, 15 Temmuz’un yara-beresi içinde, Batı emperyalizmine “meydan okuyan”, eksen değiştirme şantajı yapan lider olarak ajitasyon yaptırıyor.

Peki gerçek ne?

Ergenekoncu generaller, eksen değiştirmeye kısmen niyetlenince iki şey oldu. En yakınındaki generaller ve siviller, “NATO’dan çıkmadan” Şanghay ekseniyle ilişki önerdiler. ABD ve AB ise onları cezalandırmaktan çekinmedi ve bu işi şimdiki müttefiki Erdoğan’a yaptırdı.

Erdoğan ise ne NATO’dan çıkabilir, ne de mali-ekonomik sömürgesi durumunda olduğu Batı emperyalist dünya tekelleriyle işbirliğinden vazgeçebilir. 500 büyük Türkiye firmasının ve bankacılığın yüzde elliye yakını Batı emperyalizminin tekellerinin mülkiyetindeyken, çıkarcı Erdoğan zaten bundan vazgeçemez.

Rusya ise Ukrayna’da faşist darbeyle ve savaşla ve yanı sıra mali-ekonomik ambargo, petrol fiyatında dampingle sıkıştırılmayı hafifletmek için karşı cephenin aktörlerini azaltmaya ihtiyaç duyuyor. Yenilgi almış Erdoğan’a Suriye iç savaşında ve kendisiyle ilişkilerde pek çok şeyi dayatma avantajını kullanmak istiyor.

Erdoğan Rusya’ya tavizler vermenin yanı sıra, çok övündüğü Rus uçağını düşürmenin pişmanlığıyla davranacak ama NATO ve ABD, AB işbirlikçiliğinden vazgeç(e)meyecek. Şanghay eksenine geçme şantajı yalnızca “milli ve yerli” ajitasyonuyla faşist, şovenist, milliyetçi, İslamist kitle desteği büyütme hilesidir.

Emperyalist boyunduruğa ve rakip emperyalist eksene karşı durmak, halklarımızın ve işçi sınıfının bağımsız devrimci mücadelesinin tavrıdır, faşist diktatör Erdoğan’ın değil!




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir