Hekimler rahatsız: Bu en büyük işkencedir

Darbe girişimi sonrası kamuda cemaat yandaşlarının yanı sıra demokrat ve muhalif kimlikleri ile tanınan çalışanlara dönük cadı avından sağlık emekçileri de nasibini aldı. Soruşturma ve tutuklamalara maruz kalan sağlık emekçilerine yaşatılanlara tepki gösteren İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Samet Mengüç, “Hayatınız boyunca karşı olduğunuz bir düşünce ile suçlanmak ve itham edilmek, o insan için en büyük işkence ve travmadır” dedi.

Darbe girişiminden sonra yaşanan tasfiye, gözaltı ve tutuklama furyası devam ederken, cemaatle hiçbir bağlantısı olmayan demokrat ve muhalif kimlikleri ile bilinen pek çok isim de bu durumdan nasibini aldı. İETT Genel Müdürlüğü’nde 25 yıldır kurum doktoru olarak görev yapan İstanbul Tabip Odası Temsilcisi Dr. Hüseyin Gazi Yaman’ın “FETÖ üyesi olduğu” iddiasıyla işinden uzaklaştırılması ve bir hafta önce Bakırköy Kadın Cezaevi’nde çıkan yangından sorumlu tutulan Dr. Alp Çetiner’in tutuklanması buna birkaç örnek. Demokrat ve muhalif kimlikleri ile tanınan sağlık emekçilerine yönelik “cadı avına” dönüşen operasyonlar ve gözaltına alınanlara doktorların yanlı bir şekilde sağlık raporu vermesini İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Samet Mengüç, değerlendirdi.

‘İnsan için en büyük işkence ve travmadır’

Darbe süreçleri ve çatışma ortamlarında kişilerin hak ihlalleri ve mağduriyetlerinin arttığına, hem Türkiye’de hem de dünyada yaşanan örnekler ile tanıklık ettiklerini söyleyen Mengüç, yaşanan bu duruma yönelik İstanbul Tabip Odası olarak kaygılarını dile getirdiklerini belirtti. Soruşturmalar kapsamında açığa alınanlar arasında üyelerinin de olduğunu söyleyen Mengüç, “Hayatınız boyunca karşı olduğunuz bir düşünce ile suçlanmak ve itham edilmek o insan için en büyük işkence ve travmadır. Bunu gidermek kolay olmuyor ama biz bunlara tanıklık ettik. Gün geçtikçe de bunların arttırıldığını görüyoruz” dedi.

‘Bunların hiç biri kabul edilir yaklaşımlar değildir’

OHAL’in çözüm olmadığını söyleyen Mengüç, gözaltı işlemlerinin uzaması ve bazı doktorların baskı sonucu kişilere rapor vermemesine tepki göstererek, “Bir insan 30 gün gözaltında tutulup, 30 günün sonunda ‘Biz sizi yanlışlıkla aldık’ denebiliyor. Bunun telafisi mümkün değildir. Bunu 12 Eylül’de ve diğer darbe sürecinde yaşadık. Haksız şekilde aylarca yıllarca tutuklanıp takipsizlik ya da beraatla sonuçlanan binlerce örnek var karşımızda. Bu süreçlerde de bunların yaşanacağı kaçınılmaz. Bir anda bütün çalışanların rapor hakları askıya alındı. Rapor, sağlığın tedavisinin bir parçası, bir devamıdır. Bir insanı tedavi ederken belirli sürelerde istirahat etmesi gerektiği zaman bunu sağlayamazsanız o tedaviyi eksiz yapmış olursunuz. Bu hekim iradesini veya hekim bağımsızlığını ve özgürlük hakkını elinden alınması demektir. Bunların hiçbiri kabul edilir yaklaşımlar değildir ve beklentimiz de en kısa sürede bunların sonlandırılmasıdır” değerlendirmesi yaptı.

‘Yetkililere tüm uyarıları yapacağız’

Mengüç, devam edecek soruşturmalar ve tutuklamalar karşısında hekim ve insan hakları örgütleri olarak mücadeleye devam edeceklerinin altını çizerek, “Hak kayıplarını minimuma indirilmesi için gerektiği zaman yetkililere tüm uyarıları yapacağız. Bu uyarılar, bu gerekçeler şu an somut örnekler üzerinden geliştirdiğimiz uyarılar değildir. İnsanlık tarihinde bu koşullarda bu tür mağduriyetlerin artacağını biliyoruz. Bunları öngörerek en aza indirmek hatta mümkünse hiç yaşatmamak için takip edilmesi gereken yollar vardır. Bunlar hem hukuk hem sağlık açısından bu süzülmüş gelmiş olan insanlığa en iyi şekilde de hizmet eden uygulamaları yetkililere yeri geldiğinde hatırlatmak ve kamuoyunun da bu şekilde olayları değerlendirmesini de sevk etmektir” diye konuştu.

Sağlık, eğitim alanı ile pek çok kurumda çalışan kişilerin açığa alınması ya da görevinden uzaklaştırılmasının beraberinde pek çok sorunu da getireceği uyarısı yapan Mengüç, birçok hizmetin süreklilik arz ettiğini ve deneyim istediğini belirterek, devletin tamamen revize sürecine girdiğine dikkat çekti. Sağlık alanında yaşanabilecek hal ihlalleri karşısında evrensel normların dikkate alınması gerektiğini söyleyen Mengüç, bu normlar egemen kılındığı sürece de hak kayıplarının minimum seviyeye ineceğini belirtti.

‘Tek bir insanın mağdur edilmemesi için mücadele edeceğiz’

“Ne olursa olsun biz hekimler olarak bulunduğumuz her yerde, savaş ortamlarında dahi bir tek insanın haksız yere mağdur edilememesi için mücadele edeceğiz” diyen Mengüç, son olarak meslektaşlarına şu çağrıda bulundu: “Hekimlik etik kuralları içerisinde hekim özgürlüğüne hastaya nasıl fayda sağlanabileceğine dair gereken ne varsa o yönde tavır takınmaları gerekiyor. Bu tür durumlarda haksızlığa maruz kaldıklarında meslek odalarına özellikle tabip odalarına bu durumları aksettirmeleri, destek talebinde bulunmaları gerekir. Bir hekim mesleğini icra ederken ya da mesleğini bir otoritenin kontrolü altında yapmak zorunda kalıyorsa hem dünya hem de yerel tabipler birliği o hekimin yanında olmak ve destek olmakla yükümlüdür.” (DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir