Darbe bahane, rant şahane! – Sinan ALÇIN

SİNAN ALÇIN

 

 

 

 

Türkiye 15 Temmuz akşamı kendi tarihindeki en önemli darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bundan önceki girişimler muhtıra düzeyini aşamazken, başlamadan biten 15 Temmuz darbe girişiminde ise -darbelerde bile akla gelmeyecek biçimde- Meclis bombalandı! Doğaldır ki, bu girişim sonrası artık hiçbir şey eskisi gibi olmamaya başlamıştır. İçerisindeki sandalye dağılımı ve bu dağılıma güvenerek Meclisin halkın eşit temsilinden ziyade iktidar koalisyonunun “noterine” dönüştürülmüş olması, Meclisin esas işlevini ve kuruluş niteliğini değiştirmez. Meclisin kuruluş biçimi Türkiye’yi Ortadoğu, Balkanlar ve Avrasya bölgesindeki diğer yarı-sömürge ülkelerden net biçimde ayırır. Türkiye halkları kapitalist-emperyalist kuşatmayı -dönemin Sovyetler Birliği’nin de siyasi ve ekonomik desteğiyle- kırmıştır. Lenin’in dahiyane biçimde şekillendirdiği ve kapitalist dünya ekonomik buhranlar ile boğuşurken genç Sovyetler Birliği’nin uzay ve sağlık alanlarında çağı aşan başarılarını olanaklı kılan beşer yıllık planları II. Dünya Savaşı öncesi ve bir yanıyla 1962 sonrası Türkiye’ye de model olmuş ve planlı sanayileşme çabaları ile belli bir birikim alanı oluşturulmuştur. Bu toplumsal birikimin dağıtılması ve sermaye sınıfının işçi sınıfı karşısında güçlenmesi için ABD’nin “bizim çocukları” tarafından senaryosu yazılan ve yerli işbirlikçileri tarafından hayata geçirilen 12 Eylül darbesi, 24 Ocak 1980’de kabul edilen ve Türkiye’nin kapitalist-emperyalistlere tam biat beyanının hayata geçirilmesi için bir araç olmuştur. Bu yanıyla bakınca 12 Eylül darbesi, sermaye örgütleri ve onların iktidar güçleri için adeta bir lütuftur!
***
Şimdi, kah tankın önüne yatan, kah mermilere göğsünü siper eden ve yeri geldiğinde de demokrasi nöbetlerinde boy gösteren halklarımız, darbe girişiminden bu yana geçen bir aylık sürede kendi hayrına hiçbir adımın atılmadığı, dahası sosyal ve ekonomik hak anlamında elde avuçta ne kaldıysa hepsinin kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) bir hamlede elden gittiğine tanıklık etmektedir.

Öyle ya, kamuda on binlerce tasfiye ardından sözleşmeli çalışmanın gündeme taşındığı, OHAL’e dayanarak grev ve hak mücadelesi önündeki fiili engellerin yasal dayanağa kavuştuğu, darbe girişimi ardından başta TOKİ olmak üzere diğer bazı seçilmiş inşaat firmalarının çarşaf çarşaf reklama çıkarak halkı konut almaya davet ettiği, bankaların önce  faiz indirimi konusunda “yüreklendirildiği” ve ardından “önce ben indirdim” yarışına girdiği, Bireysel Emeklilik Sistemine (BES) katılımın zorunlu hale getirilerek alın terinin sermayenin çıkınına taşındığı, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen tasarıyla, ekonomik niteliklerinden ziyade stratejik konumu bulunan özel bütçeli kamu idarelerinin satışının önünün açıldığı bir yeni dönem ekonomisiyle karşı karşıya kalınmıştır.
***
Bir yanda AKP, MHP ve CHP tarafından fiilen oluşturulan “milli cephe”nin anayasa hazırlıkları sürerken bir yanda da ekonomi alanındaki seferberlik(!) “tam gaz” devam etmektedir. Üzerinden bir ay da geçmiş olsa, darbe girişiminin halklara ve haklara etkisi ortadan kalkmamıştır. Ayrıca, ilan edilen 3 aylık OHAL (cumhurbaşkanına göre gerektiğinde uzatılacaktır) ile darbe girişiminin etkileri -en azından- iki ay daha çeşitli önlemlerle devam ettirilecektir.

Oysa halklarımız Meclisi, demokrasiyi ve eşit sosyal ve ekonomik hakları belki de cumhuriyetin kuruluşundan sonra ikinci kez doğrudan hak etmiştir. Bu ikinci cumhuriyetin ranta dayalı değil halkın ortak çıkarlarına dayalı bir seyir izlemesi için tek yol en geniş demokrasi cephesinde ısrar ve darbeye karşı demokrasi, hak ihlallerine karşı insan hakları, gericiliğe karşı laiklik ve sermaye egemenliğinin pekiştirilmesine karşı işçi ve emekçilerin birliğini savunmaktan geçiyor.

Bunu öncelikle, Yenikapı’da tüketilmeyen ekmekleri çuvallarla evlerine taşıyan emekçilere ve kent yoksullarına anlatmak gerekiyor.

(Evrensel)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir