Av. Gümüştaş: Komplo davalarının tümü yenilenmeli

Darbe girişimi ardından yargının her kademesinde bulunan hakim ve savcılar da Cemaat’e üye olmaktan tutuklandı, görevden alındı. Emniyet ve yargıdaki soruşturmaları değerlendiren Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatı Özlem Gümüştaş, atılı suçların çok önemli olduğuna dikkat çekti ve tüm siyasi davaların yenilenmesini gerektiğini belirtti. Bu talebin sadece hukuki bir talep olmadığını söyleyen Gümüştaş, gerçek demokrasi ve adalet için için mücadeleye çağırdı.

15 Temmuz darbe girişimi ardından Türkiye siyasal tarihinde örneği görülmemiş boyutta operasyon başlatıldı. Operasyonlar emniyetten adliyelere, savcılardan yerel mahkemelere, Yargıtay’dan Anayasa Mahkemesi’ne kadar uzandı. Çok sayıda emniyet ve yargı mensubu görevden alındı, gözaltına alındı veya tutuklandı. Bu kişiler hakkında “FETÖ terör örgütü”ne üye olmak, darbe girişiminde bulunmak, sahte delil üretmek, üretilen belgelerle yargıyı yönlendirmek suçlamalarıyla soruşturma açıldı.

Peki bu yargı mensuplarının görevde bulunduğu sürede başlattığı soruşturmalar, verdiği kararlar, onanan hükümler ve devam eden davalar ne olacak?

ETHA’ya konuşan Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Özlem Gümüştaş, savunmanlık görevini üstlendiği pek çok siyasi davada, emniyetin üretilmiş delillerle müvekkillerini suçladıkları konusunda başvuruda bulunduklarını hatırlattı ve “Darbe girişiminden dört ay önce Yargıtay’a üretilmiş delillerle ilgili raporlar sunduk. Bizleri dikkate almadılar. Ama şimdi suçları ispatlandı” diye konuştu. Gümüştaş, “Yargı makamının örgütün siyasi saikleriyle hareket etmiş oluşu bu soruşturmalarla artık ispatlandı. Bu mahkemelerin hiçbir vicdani ve hukuki kararlar vermediğini düşünüyoruz. Bu dönem içinde açılan davalar hükme bağlandıysa yenilenmesi, devam ediyor ise eski delillerin bütünüyle ortadan kaldırılarak yargılamanın buna göre sürdürülmesi gerekmektedir” diye konuştu.

SORUŞTURMA YENİ DEĞİL 2014’E DAYANIYOR

Fethullah ve paralel devlet yapılanması (PDY) olarak adlandırılan operasyonların yeni olmadığını kaydeden Gümüştaş, emniyet ve yargıdaki operasyonların ilk olarak 2014 yılında başladığını anımsattı. Gümüştaş soruşturmalarla ilgili şu bilgileri paylaştı:

“Bu operasyonlar yeni değil. 2014 yılında önce emniyet birimlerinde başladı, arkasında yerel mahkemelerin hakim ve savcılarını kapsadı. Soruşturmada terör örgütü üyesi olmak ve terör örgütü faaliyetleri kapsamında görevi kötüye kullanmak, sahte delil üretmek, evrakta sahtecilik yapmak suçları yer aldı.

2007 yılında istihbaratçı 27 polis memuruyla ilgili soruşturma başlatıldı. Bu kapsamda İçişleri Bakanlığı’nca görevlendirilen müfettişler İstanbul Emniyet Müdürlüğü TMŞ’de arama gerçekleştirdi. Bu aramanın dayanağı oradaki bilgisayarlarda sahte delil üretildiği, dayanaksız mahkeme kararlarıyla çok sayıda insan hakkında, herhangi bir örgütle ilişkisi sabit olmadığı halde dinleme kararı aldığı, bu dinleme kararlarıyla yüzlerce, binlerce insanı dinlediği, hiçbir delile ulaşılmadığı halde dinlemelerin tahrif edilerek sahte delil üretilerek yargılamalara konu edildiğiydi. Bu gerekçelerle emniyet birimlerinin bilgisayarlarında delil arandı.”

Emniyetteki aramalar sonrasında soruşturmanın emniyet amirlerini kapsayacak şekilde genişletildiğini söyleyen Gümüştaş, bu amirlerin siyasi komplo davalarında istihbari bilgi veren polis amirleri olduğuna dikkat çekti. Amirlerin ürettikleri belgelerle çok sayıda kişi hakkında soruşturma talebinde bulunduklarını kaydeden Gümüştaş, “Gaye” adı verilen sosyalistlere yönelik operasyonu ve Gezi davalarını örnek verdi.

GAYE VE GEZİ DAVALARINDA EMNİYET LABORATUVARINDA DELİLLER ÜRETİLDİ

Gümüştaş “Gaye” davasında yaşananları şöyle anlattı:

Gaye davası olarak bilinen, 26 sosyalistin yargılandığı, şu an hala ESP Genel Başkan Yardımcısı Fethiye Ok, PM üyesi Soner Çiçek, ESP üyesi Erkan Salduz’un tutuklu bulunduğu davada çok somut bir örnek yaşanmıştır. Burada mahkemenin cezalandırma kararına dayanak olan bilgisayar çıktısı belgeler biz sanık avukatları tarafından üretme belge olarak nitelendirilmiş, bütün yargılama boyunca aslına ulaşılamayan, herhangi bir bilgisayarla irtibatı kurulamayan, bir kişinin iradesi sonucu çıktığı ispatlanamayan belgeler olagelmiştir.

Yargılamanın başladığı 2007 yılından kararın verildiği 2013 yılına kadar, ‘bu belgeler müvekkillerimizin ne bilgisayarlarından, ne evlerinden, alınmış oldukları yerlerden elde edilmiş belgeler değil’ dedik. Daha 2007 yılında mahkemeye, ‘İstanbul Emniyet Müdürlüğü TMŞ’de bir arama gerçekleştirirse bu belgelerin asıllarının orada bulunacaktır. Çünkü sahte delil olarak emniyet laboratuvarlarında üretildiğinden kuşku duymadığımız belgelerdir’ dedik. İlerleyen zaman içinde, hayat bizi doğrudan İçişleri Bakanlığı’nın TMŞ’ye dönük yaptığı soruşturmayla, aramayla doğrulamış oldu. Yapılan aramalarda çok sayıda sahte belgeye, sahte delile, üretme belgeye ulaşıldı. Soruşturma kayıtlarına geçmiş oldu.”

Bir başka örneğin ise Gezi davası olduğunu kaydeden Gümüştaş, açılan Gezi davalarının birçoğunda Yurt Atayün, Ömer Köse, Erol Demirhan başta olmak üzere birçok amirin savcıları yönlendirecek şekilde istihbari bilgi ilettiğini belirtti. Gümüştaş, Atayün, Köse ve Demirhan’ın örgüt üyeliğine dayanak oluşturmak için sahte delil üretmek, mahkemeleri kendi siyasi çıkarları doğrultusunda soruşturma yürütmeye sevk edecek belge üretmek gerekçesiyle tutuklandığını söyledi.

POLİS-SAVCI-HAKİMLE KURULU YARGI AĞI

Soruşturmaların sadece yerel mahkemeleri değil yüksek yargıyı, Yargıtay’ı ve Anayasa Mahkemesi’ni kapsayarak ilerlediğini belirten Gümüştaş, “Bir dönemin bütün siyasi davalarının, KCK, Gaye, Devrimci Karargah, Gezi yargılamaları, değişik siyasi kurumlara yönelmiş bütün yargılamaların hakim ve savcıları açığa alınmış ve haklarında soruşturma başlatılmış durumda” hatırlatmasında bulundu.

Gümüştaş, yargı sistemindeki polis, savcı ve hakim zincirini şöyle anlattı:

“Kirli delillerle, emniyet laboratuvarında üretilen sahte delillerle soruşturma başlattılar. Aynı örgüt ilişkisinde olan savcılar üretilmiş delillere dayanarak soruşturma yürüttü. Hakimler bu soruşturma kapsamında kişiler hakkında gözaltı, dinleme, izleme kararları verdi. Yine özel yetkili yargı makamları bu delillere dayanarak davalar açtı, hükümler oluşturdu. Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu delillerin altında imzası bulunan polis amirlerine, bu kararlar altında imzası bulunan aynı örgütün birimleri olarak çalışan hakimlerin imzasına bakarak, herhangi bir hukuki inceleme araştırma girmeksizin kararları onadı. 15 Temmuz arkasından başlatılan soruşturma bize bunu gösteriyor. Polisinden Yargıtay’ına kadar örgütlü, siyasi saikle hareket eden bir yargı ağı içinde bu komplo davaları geliştirildi. Bir dönemin siyasi saldırı aracı olarak demokratik kamuoyu üzerinde, sosyalistler ve devrimciler üzerinde uygulandı.”

ÜRETİLMİŞ DELİL MÜTALAAMIZ DİKKATE ALINMADI

Komplo ağını Gaye davasıyla örneklendiren Gümüştaş, sosyalistlere binlerce yıl ceza veren mahkeme başkanı Ömer Diken’in tutuklandığını, heyet üyeleri Savaş Çelik ve Aytekin Ozanlı hakkında da soruşturma yürütüldüğünü, üyeler ve dava savcısı Hüseyin Kaplan’ın görevden alındığını belirtti. Gümüştaş şunları söyledi:

“Dosya bilgisayar çıktısı, altlarında kişilerin isimlerinin bulunduğu belgelere dayanmaktadır. Bu belgelerin bulunduğu iddia olunan aramaları yapan polis memurları, ilerleyen dönem içerisinde paralel devlet yapılanması soruşturması kapsamında görevden alınmış, gözaltına alınmış, bir kısmı da tutuklanmıştır. Bu iddiayı gerçek delil olarak alan İstanbul Başsavcılığı soruşturma yürütmüştür. Bu soruşturma kapsamında karar veren hakim ve sacılar hakkında soruşturmalar başlatılmıştır. Nihayetinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 2007 yılından 2013’e kadar bu yargılamayı sürdürmüş, dosyada sahte delil olduğu kuşku götürmeyen belgelerle ilgili bizlerin bütün taleplerine rağmen, herhangi bilirkişi incelemesi yapmaksızın bu belgeleri esas alarak kişiler hakkında binlerce yıl cezaya varan bir hüküm kurmuştur. Bu hükme imza atanlar başkan Ömer Diken, üyeler Aytekin Özanlı ve Savaş Çelik’tir. Bu cezalandırmayı mahkeme önünde talep eden savcı Hüseyin Kaplan’dır.

Haksız ve hukuka aykırı bu yerel mahkeme hükmüyle ilgili bozma yönünde görüş bildiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Balyoz davasında yaşanan gelişmeleri hatırlatarak bu belgelerin mahkeme tarafından bilirkişi incelemesiyle aslının doğruluğunun ispat edilmesi gerektiğini fakat bunun yapılmadığını, dolayısıyla bu belgelerin gerçek olup olmadığının ciddi bir kuşku altında olduğunu söylemiş, bozma talebinde bulunmuştu. Fakat Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından onanan bir davayla karşı karşıyayız. Şu anda da Anayasa Mahkemesi sürecindeyiz.

Davaya dönüp baktığımızda çok değil sadece dört ay önce Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ne bu belgeleri üreten polislerle ilgili rapor sunduk. Yargılandıkları davalarla ilgili beyanlarda bulunduk. Bu belgelerin üretilmesi sürecinde yer alan hakim ve savcılarla ilgili beyanlarda bulunduk. Fakat Yargıtay dairesi bu beyanlarımızı dikkate almadı. Ama dört ay sonra görünen gerçek şudur: Bu belgelere dayanarak karar veren Ömer Diken darbe soruşturması kapsamında tutuklu, Aytekin Özanlı ve Savaş Çelik hakkında soruşturma yürütülüyor. Savcı Hüseyin Kaplan aynı soruşturma kapsamında. Bu kişiler, HSYK tarafından yürütülmekte olan soruşturmaya bağlı olarak görevden alınmış durumda.”

Takip ettikleri dava dosyalarıyla doğrudan ilişkili olan cemaat soruşturmasını özel olarak takip ettiklerini kaydeden Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Özlem Gümüştaş, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311. maddesindeki iki fıkrayı hatırlattı. Gümüştaş, “Eğer hakim sanıktan bağımsız olarak görevle ilgili bir kusur işlediği tespit olunursa yargılama yenilenir diyor. Yine davayla ilgili yeni bir bulgu elde edilirse yargılama yenilenir diye söylüyor. Dolayısıyla yargılanmanın yenilenmesi gerekir. Şimdi bu maddelerden yargılamanın yenilenmesi gerekir. Bu mahkemelerin hiçbir vicdani ve hukuki kararlar vermediği açıktır. Her ne kadar darbe girişimi soruşturması sürüyor ve hakim, savcılar hakkındaki suçlamalar henüz bir iddia düzeyindeyse de HSYK tarafından açığa alınmış olmaları suçun işlendiği yönündeki kuvvetli şüpheyi göstermektedir.” dedi.

DAVALARIN YENİDEN GÖRÜLMESİ SADECE HUKUKİ DEĞİL, TOPLUMSAL TALEPTİR

Gümüştaş, sürecin sadece hukukçular bakımından ele alınmasının yetersiz kalacağı, gerçek demokrasi ve adalet mücadelesi içinde olanların da sürece dahil olması gerektiği görüşünde. Gümüştaş, “Bu dönem içinde açılan davaların hükme bağlandıysa yenilenmesi, devam ediyor ise eski delillerin bütünüyle ortadan kaldırılarak buna göre sürdürülmesi gerekmektedir. Siyasi komplo davalarında tutsak olanların yargılamanın yenilenmesi kapsamında infazlarının durdurularak serbest bırakılması gerekir. Bu kapsamda sadece hukukçular ve meslek örgütleri değil, siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, tüm adalet arayışçılarının gerçek bir yargı temizliği ve kolektif hakların ve özgürlüğün kazanımı için sürecin aktif bileşeni olması gerekir. Kamuoyunun demokrasi ve adalet beklentisi ancak böyle bir mücadele gücüne dönüşmüş olacaktır.” (Semiha ŞAHİN- ETHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir