Bağrıyanık: KCK çözümün yolunu gösterdi, sıra hükümette

KCK’nin Kürt sorununun çözüm yöntemlerini ve yol haritasını açıkladığı deklarasyonunu değerlendiren İmralı Heyeti’nden Ceylan Bağrıyanık, deklarasyonun aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesin temel yol ve yöntemlerini de ortaya koyduğunu söyledi. Sıranın hükümetin bu çağrıya vereceği yanıtta olduğunu söyleyen Bağrıyanık, hükümetin özellikle Öcalan’ın özgürlüğü, sağlığı ve güvenliği konusunda göstereceği tavır ile tutumunun netleşeceğini söyledi.

KCK Yürütme Konseyi (KCK) Eşbaşkanlığı’nın “Bazı devletler, uluslararası alanda sorunların barış içinde çözülmesi doğrultusunda çalışma yürüten kurumlar, Başurê Kurdîstan’daki bazı dost örgütler, Türkiye’de bazı güç odakları, demokrasi güçleri ve HDP’den müzakerelere dönülmesi ve sorunların müzakerelerle çözülmesi yönünde gelen talep” üzerine Kürt sorunun çözümü noktasında yaptığı çözüm deklarasyonu gündemin ilk sıralarındaki yerini koruyor. Çözüm ve diyalog sürecinde PKK Lideri Abdullah Öcalan ve devlet heyeti ile birçok kez görüşen İmralı Heyeti’nden Ceylan Bağrıyanık, KCK’nin deklarasyonu, açıklama ardından Dîlok’ta gerçekleşen katliam ve Öcalan üzerinde devam eden ağırlaştırılmış tecrit koşullarına ilişkin DİHA’nın sorularını yanıtladı.

* KCK’nin yaptığı çözüm deklarasyonu sorunun çözümü için acilen atılması gereken adımları içeriyor. Deklarasyonun böylesi bi siyasi süreçte önemi nedir?

İçinde bulunduğumuz süreç savaş politikalarının en derinleştiği dönem. Bir darbe girişiminin yaşandığı ve sonuçlandığı bir süreç yaşadık fakat yaşanılan süreç Kürt halkı açısından hem sınırlayıcı hem de özgürlükleri ortandan kaldıran bir sürece evrilmiş durumda. İç savaş riskinin çok fazla yaşandığı bir süreçte elbetteki KCK’nin yayınlamış olduğu deklarasyon tek başına Kürt sorununun çözümünü içermiyor. Bununla birlikte Türkiye’de demokratikleşmenin temel yol yöntemlerini ortaya koyuyor. Bu anlamda Kürdistan özgürlük mücadelesi veren hareketin çözüm yönünde böyle bir adım atması kıymetli ve önemlidir. Olası bir barış süreci açısından belirleyici bir sürece yol açabilir. AKP hükümetinin bu noktada bu deklarasyona yanıt olması gerekecektir.

* Peki bu deklarasyona sizce hükümetten yanıt gelecek mi? Ya da yanıt verilmemesi ne anlama gelir?

Bu deklarasyona yanıt verilmemesi 15 Temmuz darbe girişimi içerisinde de yer alan kirli savaş politikalarını uygulayan güçlerinin darbe mekaniğinin devam etmesine yol açacaktır. Bu anlamda deklarasyonun darbe mekaniğini boşa çıkardığını söyleyebiliriz.

* Tarihi bir fırsat olarak görülen çözüm çağrısının hemen ardından Dîlok’ta (Antep) DAİŞ’in Kürtlere dönük katliam saldırısı oldu. Bu durumun bir benzeri olarak, KCK’den eylemsizlik kararı almasının hemen ardından Ankara’da 10 Ekim’de emek demokrasi güçlerine DAİŞ saldırısı gerçekleşmişti. Bağlantısı var mı sizce? Bir mesaj mı verilmek isteniyor?

İmralı’da devam eden görüşme sürecinde ateşkes açıklamaları ve uygulamaları oldu. Kürt özgürlük mücadelesi tarihine baktığımızda bütün çözüme yönelik Kürt hareketinden doğru atılan adımlar öncesinde katliamlar, saldırılar, eylemler gerçekleşmiştir. Bunu biz 90’lı ve 2000’li yıllarda da gördük. En son dün itibariyle herkesi umutlandıran herkesin çözümün mümkün olduğuna dair inancını pekiştiren KCK’nin açıklamasından sonra bir saldırı olması tesadüfi değildir. Bu deklarasyonla birlikte bir gün içerisinde düşünülen, planlanan bir şey değildir, buna da dikkat çekmekte fayda var. Darbe mekaniğini geliştiren güçler kimler ise dünkü eylemi gerçekleştiren bu güçlerdir. Biz bunu böyle söyleyerek AKP’nin bu katliam sürecindeki sorumluluk payını azaltmamalıyız. Aynı derecede sorumluluk payının olduğunu hatırlatıyoruz. Bu güçler Antep gibi bir yerde bütün mahallerde resmi dernekler altında örgütleniyorlar. Devlet oradaki IŞİD çetelerinin her türlü imkan olanaklarını oluşturan ya da göz yuman bir tavır tutum içerisinde olmuştur.

* Rojava’da da gelişmeler yaşandı. Mınbıc’ın özgürleştirilmesi hamlesi vardı. Bu saldırıların Kürtlerin kazanımlar elde etmesinin ardından yaşanması da dikkat çekiyor. Nasıl yorumluyorsunuz?

IŞİD artık Kürdistan’da sadece Kürtlerin özgürlük mücadelesine engelleyen bir grup değil bütün halkları, bütün toplumları tehdit eden bir yapıdadır. Suriye’de, güneyde uygulanan politikaların ne kadar yanlış olduğunu söyleyen Önderliği dikkate almayan hükümet, bugün bunun itiraflarını gerçekleştiriyor. Geçmiş politikalarının yanlış olduğunu söylüyor. O zaman doğru politika; kendi iç barışını gerçekleştirmek, Kürt sorunun demokratik çözümü konusunda KCK deklarasyonunda da ifade edilen gerekli olan önderliğimizin de görüşmeler boyunca ısrarla çözüm yöntemi olarak sunduğu adımların atılması gerekiyor.

* KCK deklarasyonunda önemle vurgu yapılan konu Öcalan ile görüşme. İmralı’da Öcalan üzerinde ağırlaştırılmış tecrit koşulları daha da derinleşiyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürt sorununun çözümüne olan yaklaşım Önderliğimize olan yaklaşımdan geçiyor. Bir toplumsal sorun vardır ve o toplumsal sorunun çözümünde belirleyici olan bir Önderlik vardır. O Önderlik o toplumun bütününü ifade eder. Siz bir toplumun önder diye ifade ettiği kişiye tecrit uyguladığınız zaman çözümsüzlüğü de dayatmış oluyorsunuz. Önderliğin tecritte olduğu ve tecridin derinleştirildiği ve sağlığından endişe edildiği zamanlarda savaş derinleştirmiştir. Dönüp bakalım tüm barış ve çözüm süreçleri önderliğin çağrısı ile yapılmış ve başlatılmıştır. Bunun tersi de söz konusudur. Ne zamanki bu diyalog kesilmiş ve tecrit derinleştirilmiş ve o zaman savaş on kat ve bin kat daha artmıştır. Bugün olan durum da budur ve halklar savaşın ortasındadır.

* Deklarasyonda atılması gereken adımlar arasında Meclis’ten bir heyetin Öcalan ile görüşmesi olarak belirtilmiş. Böylesi bir tablonun karşılık bulması ile neler değişir? Neyi öngörüyorsunuz?

Savaş ve çözümsüzlük politikasından çözüm politikasına bir evrilme yaşayabiliriz. Türkiye’de halkların, toplumların, kadınların, çocukların özlediği ve hakları olan toplumsal barış içerisinde bir Türkiye ve Kürdistan olabilir. Gerçekleşecek çözümün Önderliğin özgürlüğünden başka bir yolu olmadığını her defasından söyledik. Parlamentodan arkadaşların olduğu bir heyetin İmralı’ya gitmesi demek sorunun çözümünün Meclis’te resmiyete kavuşması anlamına geliyor. Bir devlet politikası haline dönüşmesi için bunun resmi olması gerekiyor.

Bu adımların atılması ile birlikte bu rol ve sorumluluk daha da genişleyecektir. Sadece heyetimiz ile değil tam tersine bütün toplumsal kesimlerle bir sürece evrilmesini istiyoruz. Bunu sağlayabilmek için elbette mücadelemiz ve bu konudaki çalışmalarımız daha da yoğunlaşarak devam edecektir. Bu çalışmaları da yürütebileceğimiz özellikle de hükümetin devletin bu deklarasyona karşı Kürt sorununun demokratik çözümünde adım atması gerekiyor. Çözümün yaklaşımını ortaya koyması gerekiyor. KCK kendi çözüm yol ve yöntemini ortaya koymuş oldu. Hükümetin de bu konuda aynı şekilde Kürt sorununun çözümüne dair ne düşündüğünü ve bunu nasıl gerçekleştireceğini ortaya koyması gerekiyor.

Bu anlamda Dolmabahçe Mutabakatı Türkiye tarihi açısından çok önemli. Esaslarını ve ilkelerine geri dönmek ve bunun uygulayıcısı olmak gerekiyor. Türkiye ancak bu çerçevede tavır alırsa karşılıklı bir diyalog süreci, karşılıklı bir toplumsal barışın ya da barışın toplumsallaşması konusundaki mücadelesi yerini bulabilir. Tek taraflı olması durumunda ise savaş derinleşmiş olacak, darbe güçleri daha fazla güçlenerek kendi politikalarını hayata geçirmeye çalışacaklar ve bu da hiç kimsenin faydasına olmayacak. Sorunlar yaşanmıştır, çözümsüzlükten kaynaklı silahlı mücadeleler gelişmiştir, çatışma süreçleri yaşanmıştır ama muhakkak bunların çözümü diyalog ve müzakere ile olmuştur. Bu sürece dair gerekli adımların atılması durumunda sorunların müzakere ile çözülmesi konusunda biz de üzerimize düşeni yapacağız.

* Deklarasyonda, “Çözüm odaklı adımlar atılırsa Kürt sorunu bir ayda çözülür” şeklinde net mesajlar verildi. Bu mesaj ve çağrıların karşılık bulması halinde İmralı Heyetinin çalışmaları ne olacak?

Sorunların çözümünde siyasi iktidarın ortaklaşması oldukça önemlidir. Biz bu konuda daha geniş bir açıklama yapacağız. Şimdiye kadar da bütün demokratik güçleri ve siyasi partileri Kürt sorununun çözümünde rol ve misyonlarını üstlenmeye çağırdık. Ancak şimdiye kadar ki yaklaşımlarda AKP’nin gerçekleştirmiş olduğu daha çok cinsiyetçiliği, milliyetçiliği, militarizmi ve savaşı derinleştiren politikalarda bir ortaklaşma yaşadıklarını gördük. En son darbe girişimi sonrasında CHP, MHP, AKP ortaklaşması gördük. Çok tesadüfi gerçekleştiğini düşünmüyorum. Neden tesadüfi değil? Çünkü bu kadar katliam gerçekleşiyorken bu katliamlar karşısında demokratik güçler ile bir araya gelmeyen partilerin hızla darbe güçlerine yetkiyi veren partiler olarak bir araya gelmeleri bizim açımızdan anlaşılır bir durum. Çünkü bir savaş cephesi oluşturuldu. CHP savaş sürecinde kendi rolünü görmek durumundadır.

Bu anlamda kendilerinden bir beklentimiz söz konusu değildir. Ancak onlar da toplumun içerisinde sorunun çözümü konusunda bir yaklaşımları olduğunu söylüyorlar. Elbette ki bu süreçteki bütün siyasi partilerin oluşacak parlamentodan da heyet içerisinde yer alması bu sürecin sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyor. Bunun için parlamentodalar.

Şimdiye kadar her defasında bunu hatırlattık. Parlamentoda olmanızın bir nedeni var. Bu toplum bir sorun yaşadığında, bir sıkıntısı olduğunda bir düzenleme yapılması gerektiğinde burada ortak bir dayanışma, tartışma ortak bir çözümün iradesini ortaya çıkarmaktır. Umut ediyoruz ki savaş etrafında bir araya gelen siyasi partiler, demokratik çözüm ve barış konusunda bir araya gelirler, bunun içinde biz mücadelemizi yürüteceğiz.

* Hükümetin bu deklarasyona vereceği yanıt nasıl olacak sizce?

Antep’te gerçekleşen katliama karşı tutumları ve nasıl değerlendirdikleri ile netleşmiş olacak. Önderliğin özgürlüğü ve muhataplığı, sağlığı ve güvenliği konusunda hızla kendisinden haber almamızı sağlayacak heyetlerin, ailesinin,avukatlarının görüşmesi ile bu gerçekleşecek. Çıkıp ‘evet biz de kirli savaş politikaları ve savaş yöntemiyle bu sorunun çözülemeyeceğini anladık ve bunun demokratik çözümü konusunda biz de görev ve sorumluluğunuzu yerine getireceğiz’ demeyebilirler. Bunu söyleyemiyorlarsa dahi barış ve demokrasi açısından kilit bir yerde olan Önderliğimizin özgürlüğü ve güvenliği konusunda bir adım atmaları bu sürece nasıl yaklaştıklarının ortaya koyacaktır.

Bunun önünde hiç bir engel yoktur. Bunun önündeki tek engel siyasi iktidarın karar alması ve bu kararın bu toplumla resmi bir şeklide açıklaması paylaşması ve gereken adımların atılmasıdır.

* Son olarak çağrınız olacak mı?

Türkiye ve Kürdistan’daki demokratik güçleri, siyasi iradeyi bir kez daha Türkiye’nin demokratikleşmesi için barışı savunmaya çağırıyorum. (DİHA)

KCK’nin deklarasyonuna Alevilerden tam destek

ESP: Diktatörlük değil özgürlük, savaş değil barış

Siyasi parti temsilcileri: AKP deklarasyonu dikkate almalı

Gazeteciler: KCK’nin açıklamasını iktidar dikkate almalı

KCK’den müzakere açıklaması: AKP gerekli adımları atacağını Türkiye halklarına deklare etmeli

 




One thought on “Bağrıyanık: KCK çözümün yolunu gösterdi, sıra hükümette

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir