‘Rojava işgal harekatı Türkiye’de çöküşü hızlandırır’

Türkiye geleneksek Kürt karşıtı ittifakları yeniden canlandırma ve Cerablus işgalini değerlendiren Orta Doğu Uzmanı Mustafa Peköz, girişimin tersten bir işlev görerek Kürtleri güçlendireceğini, Türkiye açısından ise çöküşü hızlandıracağını söyledi. Cerablus işgalini, “Hedef DAİŞ değil YPG’dir” sözleriyle dile getiren Peköz, “Kürt karşıtı ittifak eskisi kadar güçlü değil. Bunun istenilen sonucu vermesinin zemini yok” dedi.

AKP’nin içeride CHP, MHP ile oluşturduğu “Milli itifak”ı dışarıda da İran ve Suriye üzerinden geleneksel Kürt karşıtlığını canlandırmak istiyor. En son Cerablus’u işgal eden Türkiye’nin politikasını Ortadoğu Uzmanı Mustafa Peköz’e sorduk.

* Dış politikadan büyük bir yenilgi ve çöküntü yaşayan AKP’nin yeniden İran, Irak, Suriye ile Kürt karşıtı ittifaklar geliştirmeye çalışması yine İsrail ve Rusya ile yakınlaşması kısa ve uzun vadede nasıl yansıyacak?

Türkiye’nin Suriye merkezli Ortadoğu politikasının başarısızlığından öte bütünüyle tasfiye oldu. Ortadoğu güç dengelerinde AKP iktidarı politik sürecin dışında tutuluyor. Suriye Irak’taki gelişmeler dikkatle incelendiğinde Türkiye, radikal İslamcı hareketlerle birlikte kaybedenler gurubunu oluşturuyor, AKP’nin sürdürülebilir hiçbir yanı kalmayan Suriye politikasında iradesi dışında bir değişikliğe gitmek zorunda kaldı.

Bir yandan Suriye savaşının kaybedeni Türkiye, diğer yandan politik dengelerin değişiminde önemli bir etki olan ve kazananlar grubunda yer alan PYD gerçeği var. Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında resmileştirilen ve AKP iktidarı tarafından deklare edilen Suriye’deki kırmızı çizgiler yerle bir oldu. Fırat’ın batısına geçmeyi savaş gerekçesi olarak gösteren devlet, YPG/YPJ askeri güçlerinin önderliğinde Minbic’in özgürleştirilmesini seyretmekle yetindi. Uluslararası koalisyon güçlerinin inisiyatifinde YPG/YPJ askeri kuvvetlerinin Cerablus’a yönelik yeni bir operasyonun gündeme alınmaya başlanması, Türkiye’nin Suriye denkleminde yeni bir sürecin başlayacağı anlamına geliyor. Cerablus dengelerin şekillenmesi bakımından önemlidir. Politik ve askeri olarak ciddi bir yenilgi alan Türkiye’nin bir bakıma eskiye dönüş olarak tanımlayacağımız bir politik sürecin içerisine girmiş bulunuyor.

* Amaç ne?

Amaç, YPG-YPJ askeri güçlerinin etkinlik alanlarının gelişmesini ve yeni bölgeleri kontrol altına almasını durdurmaktır. Özellikle Cerablus’un Kürt askeri güçlerinin eline geçmesini önlemek için bütün askeri gücünü kullanacaktır. Bu nedenle IŞİD ve El Nusra gibi örgütlere yönelik askeri ve lojistik destek ciddi oranda artabilir. AKP iktidarı, Kürtlerin stratejik düzeyde elde etmiş olduğu askeri ve politik başarıları işlevsizleştirmek için, cumhuriyet döneminin klasik politikalarına bir dönüş yaşanacaktır. Bölgesel gelişmelerin yarattığı ‘yeni’ savaş konseptinin aktif bir gücü haline gelerek Tahran-Bağda-Şam hattına dâhil olmak isteyecektir. Bunun ne kadar başarılı olacağı oluşan yeni ittifaklar ve güç dengeleri belirlenecektir.

* Rojava’ya yönelik işgal Türkiye için ne gibi sonuçlar doğurur?

Türkiye’nin Cerablus’un bir bölgesine yaptığı operasyon, beklenilenin aksine Türkiye’nin başarısız politikasına çok daha fazla derinleştirecektir. Türkiye’nin öncelik hedefi IŞİD değil, YPG’dir. YPG’nin bölgesel hakimiyetini kesmeye yönelik bir operasyondur. Türk askeri güçlerinin bölgede kalıcı olacaklarını sanmıyorum. Bunu göze almaları, çok yönlü çatışmalarla karşı karşıya gelmesi demektir. Türkiye’nin politik olarak bunu sürdürme potansiyeli pek bulunmuyor. Ancak hangi biçimde olursa olsun Türkiye’nin Suriye savaşına ilk kez bu düzeyde bir operasyona yönelmesi birçok bakımdan Türkiye’nin dengelerini alt üst edecektir. Sorunun bir yanı ordunun içte kaybolan prestijini yeniden tesis etmek, darbe girişimiyle kırılan iç politik kırılganlığı ve güvensizliği yeniden kazanma hamlesi olarak değerlendirilmek isteniyor. İkinci ve en önemli yanı Türkiye’nin izole olduğu Suriye politikasına kendisine yeni bir alan açma çabasıdır. Güç dengelerinin geleceği Cerablusa kimin hâkim olacağıyla ilişkilidir. Şam-Ankara hattında oluşan ittifakın merkezinde Cerablus bölgesinin PYD’nin denetimine girmesini engellemektir. Bölgeye kim hâkim olursa, bütün askeri ve politik dengeleri belirlemede etkin olacaktır. Cerablus işgali Türkiye’nin politik stratejisinin çöküşünün açık bir resmi olacaktır.

* Erdoğan’ın yeniden Esad ile ilişki kurması ve hemen ardından Haseke’de Kürtlere yapılan saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP iktidarı, Suriye politikasındaki başarısızlığı darbeci Gülen cemaatine yükleyerek, sürecin içinde sıyrılmak istiyor. Türkiye’nin politika değişikliğine dair önemli adımlar atacağı biliniyor. Şam da, Ankara’daki politika değişikliğini hızlandırmak için Türkiye’nin yumuşak karını olarak bilinen YPG’ye saldırdı. Esad ordusunun Haseke’de YPG güçlerine yönelik hava operasyonlarına yönelmesi doğrudan AKP iktidarına vermiş olduğu bir mesaj olarak algılamak gerekir. Şam’ın Ankara’ya açık mesajı şudur: “PYD ikimizin de düşmanıdır. Düşmanımıza karşı ortak bir politik geliştirebiliriz.” Bunun öncelikli yolu, diplomatik ilişkilerin resmileştirilmesidir. Buna paralel olarak YPG’ye yönelik ortak askeri operasyonlara yönelme kararı alabilmeleridir. Bu olasılık önümüzdeki birkaç ay içerisinde çok daha fazla gündemleşecek gibi görünüyor.

* Putin’den özür dileyen Erdoğan, özelikle Suriye sahasında Rusya’nın istediği çizgiye geldiğini mi gösteriyor?

Rusya/ Putin Türkiye’yi/ Erdoğan’ı bütünüyle teslim aldı. Ancak Rusya’nın Türkiye politikası eskisi gibi olmayacaktır. Rusya, Türkiye ilişkisinde stratejik çıkarlarını esas alan ve AKP iktidarını Suriye politikasında kendisine bağlayan, Erdoğan’a ciddi oranda güvenmeyen yönelimlerini esas alacaktır. Burada belirleyici olan bir başka nokta da şudur: Rusya’nın Türkiye’yi politik çizgisine bağımlı hale getiren Rusya’nın Kürt politikasında ciddi bir değişim olur mu? Rusya’nın bugüne kadar izlemiş olduğu Kürt politikasında ciddi bir değişiklik olmayacaktır. Türkiye ve Şam’a rağmen Rusya, Suriye denkleminde Kürtleri hesaba katmayan bir politikanın başarılı olmayacağı bilinmektedir. Kürtlere karşı oluşturulacak geleneksel ittifakın ne kadar etkili olacağı ayrı bir tartışma konusudur. Ama eskiden terk edilen ittifakın yeniden oluşturulmasına doğru bir süreç işlemeye başlandı. Ancak bu tür yönelimler tersten Kürtlerin bölgesel düzeyde tek bir güç halinde hareket etmesine nesnel bir zemin hazırlayacaktır.

* Özelikle Türkiye ile İran yakınlaşmasını dikkat çekici, nasıl görüyorsunuz?

Türkiye ile İran arasında yoğunlaştırılan diplomatik ilişkilerin merkezinde Rojava gerçeği yatıyor. İran, bir bakıma Türkiye’yi tehdit etti denebilir. İran, AKP hükümetine PYD ile savaşmanın tek yolunun Esad rejimiyle diplomatik görüşmelere başlaması olduğuna dikkat çekti. Bölgesel statükocu devletler olarak bilinen Tarhan-Bağdat-Ankara hattının yeniden işlevli olması, bir bakıma geriye dönüş politikasının bir parçasıdır.

Ancak şu gerçeğini altını çizmekten yarar var: Geleneksel üçlü ittifak sanıldığı gibi ciddi bir başarı elde edemeyecektir. Birincisi statükocu devletlerin gücünde önemli oranda bir zayıflama meydana geldi. Suriye savaş alanına dönmüş bulunuyor. Türkiye ise bölgesel ilişkilerde önemli oranda izole oldu. İran’ın artan rolü, henüz dengelere hükmedecek bir düzeyde değildir. Bir başta ifadeyle üç devletin Kürtleri sömürgeleştirilmesi stratejini sürdürebilme şansı yok gibidir. İkincisi Kürtlerin bölgesel ilişkilerde artan rolü, güç dengelerde ciddi bir değişime yol açtı. Kürt politik hareketlerinin küresel güçlerle oluşturduğu ittifaklar, statükocu devletlerin, politikalarının önemli oranda işlevsiz kılacaktır. 800 km sınır hattı yeniden belirleniyor. Şam-Tarhan-Ankara ittifakının bu sürecin önüne geçmesinin şansı pek bulunmuyor.

* Bu süreçte KDP Başkanı Mesut Barzani’nin Türkiye gelmesini nereye koyuyorsunuz?

Mesut Barzani’nin Ankara’ya davet edilmesinin ikili yönü bulunuyor. Birincisi darbeci Gülen cemaatinin Güney Kürdistan’daki mutlak gücüdür. Türk devletinin bir politikası olarak Güney Kürdistan’ı kontrol etmeye çalışan bir Gülen cemaati gerçeği var, Güney Kürdistan’da kreşlerden üniversiteye kadar eğitim alanında çok ciddi bir örgütlenmesi söz konusudur. Gülen cemaatinin okulları bugüne kadar MİT ve Kontrgerilla merkezleri olarak işlev gördü. Diğer önemli bir faktör ise Barzani yönetimini, Tahran-Ankara-Şam hattına dahil edilmesidir. YPD’nin artan askeri ve politik etkisine karşı, G. Kürdistan yönetiminin yeniden ön plana çıkartılması eğilimi güçleniyor. Böylelikle Peşmerge ile YPG’nin karşı karşıya getirttirilerek çatıştırılması hedefleniyor. Barzani’nin Ankara’dan sonra Tarhan’a ziyaret yapacak olması, üçlü ittifakın dörtlü ittifaka dönüştürülmesi çabasıdır. Güney Kürdistan yönetiminin PYD’ye karşı alacağı aktif tutumun aynı zamanda Güney Kürdistan yönetimine ‘bağımsızlık’ rüşveti sunulacaktır.

* Dışarıda ki Kürt karşıtı arayışı iç siyasete de görülmekte. AKP-CHP ve MHP “Milli itifak”ının da temelinde Kürt karşıtlığı görülüyor. Bu durumu nasıl okumak gerekiyor?

AKP-CHP-MHP ile kızıl elma, Ergenekon ve bazı cemaatlerin kurduğu ittifak Kürtlere yönelik çok kapsamlı saldırıların meşrulaştırmak eylemedir. Devlet, Kürtleri başta Ankara merkezinde tasfiye ederek, yerel bölgelerdeki Kürt iktidarlarını da etkisizleştirerek saldırıları çok kapsamlı bir şekilde ilerletmek istiyor. Ancak hesaplamadığı temel nokta şu: Bölgesel güç dengelerinin değiştiği bir dönemde, Ankara’da milletvekili olmanın veya birkaç büyük şehir belediye başkanlığını almanın çok ciddi bir önemi olmadığını gören bir Kürt Hareketi var. Daha stratejik düşünen ve daha etkili politikalarla sürece müdahale etmeye hazırlanan Kürt Hareketi, bütün milletvekillerinin istifasını ister hatta HDP’nin kapatılmasını ve meclisten bütünüyle çekilmesine karar verirse devlet ne yapacak. Aynı şekilde bütün belediye başkanlarının istifasını ister, belediyelerin işlevinin bittiğini, çalışanların işe gitmemelerini belirtir ve belediyeleri bütünüyle kapatırsa, devletin atayacağı kayyumların ne gibi bir özelliği kalır. Ayrıca toplumsal dayanağı olmayan devlet kayyumlarının belediye yönetme şanslarının olmadığı da çok açıktır. Devletin saldırı hamlelerine karşı Kürt Hareketinin alacağı böylesi bir kararla, mevcut demokratik kanalların bütünüyle ortadan kalkması anlamına gelecektir. Böylesi ciddi bir kaos ortamının oluşmasının birinci derecede sorumlusunun devletin olacağı çok açıktır.

Bütün gücüyle saldıran devlet zayıf halkadır. Kürtleri tasfiye savaşı, zayıf halkayı güçlendirmez tersine çöküş sürecini derinleştirecektir. Politika reel olgular üzerinde yapılır. Bugünkü iç ve bölgesel ve hatta uluslararası ilişkilerde devletin Kürtlere çok acilen ihtiyacı var. Hem iç krizi hem de bölgesel krizi çözmek istiyorsa, Kürtlere yönelik tasfiye savaşının kesin bir şekilde durdurulması gerekir. (Deniz NAZLIM – DİHA)

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir